BitkiDerman.com.tr

' "Bitki" Derman'dır. ' – Şifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi…



Bu kış diyeti incecik yapıyor

Kış aylarında vücut ve metabolizma kendini koruma altına almaya çalıştığından daha yavaş çalışmaya başlıyor. İşte incelmenin sırları…

Diyetisyen Yeşim Çelik

Kış aylarında vücut ve metabolizma kendini koruma altına almaya çalıştığından daha yavaş çalışmaya başlıyor. Böylelikle yemek yeme ihtiyacının artmasıyla daha fazla karbonhidratlı yiyecekler tüketiliyor. Terleme de çok az olduğundan dolayı metabolizma hızı en aza iniyor ve eğer dikkat edilmezse aşırı kilo alımı meydana geliyor. Soğuk havalara karşı bağışıklık sistemi, hastalıklara (grip, soğuk algınlığı, bronşit gibi) karşı kendini korumak için yağ yıkımını engelliyor. Bu durumda kış mevsimini sağlıklı geçirmek için bağışıklık sistemini biraz daha güçlendirmek gerekiyor. Güçlü bir savunma mekanizmasının temelinde ise yeterli ve dengeli beslenme yer alıyor. Bunun için de mutlaka güne iyi bir kahvaltı yaparak başlamalısınız. İyi bir kahvaltı ile güne başlamak sizin hem direncinizi koruyacak hem kilo kontrolünde siz yardımcı olacak hem de metabolizma hızınızın yavaşlamasını engelleyecektir.

Kış aylarında birçok kişi yaz aylarında olduğu gibi yoğun miktar su tüketmeyerek hataya düşerek sağlık sorunlarının meydana gelmesine neden oluyor. Bilindiği gibi su vücudumuzdaki bütün metabolik reaksiyonların temel direği. Kışın su kaybımız daha az olduğu için susama hissimiz azalıyor, ancak su ihtiyacımızı yine de karşılamamız gerekiyor. Bu yüzden dikkatli bir beslenmeyle birlikte metabolizmanızı çalıştırmak için susamasanız bile günde 2-2,5 (10-14 bardak) litre su tüketmeye önem göstermelisiniz. Eğer su yerine başka içecekler tüketmek istiyorsanız, sıcak içecek olarak genellikle kafein ve tein içeriği yüksek olan çayla kahve tercih ediliyor. Bu konuda Çelik’in önerisi bitki çaylarını tercih edilmesi. Kuşburnu çayı, C vitamini içerdiği için, rezene çayı gaz sorunlarına iyi geldiği için tercih edilebilir.

Soğuyan havalarla birlikte kışın en çok rastlanan hastalık soğuk algınlığı. Vücudumuzun direnci azaldığı için daha rahat hasta oluyoruz. Bu yüzden beslenirken savunma mekanizmanımızı güçlendirmek amacıyla bol bol A ve C vitaminli gıdalar tüketmekte fayda var. Narenciye (Portakal, mandalina, greyfurt), havuç, kivi, lahanagiller (Karnıbahar, lahana, brokoli, Brüksel lahanası), yeşil yapraklı sebze (maydanoz, tere, ıspanak) gibi kış meyve ve sebzeler yoğun miktarda vitamin almanıza yardımcı olabilir. Tabi ki beslenmenize dikkat ederken, spor yapmayı da ihmal etmemelisiniz. Kış aylarında gerek günlerin kısalması gerekse havaların soğuması ile birlikte fiziksel aktiviteler azalıyor. Güneş de yüzünü daha az gösterdiğinden, D vitamini gereksinmesini karşılamakta sıkıntılar yaşanıyor. Bu nedenle havanın güneşli olduğu günlerde 20 – 25 dakika kadar güneş ışığından direkt olarak yararlanmaya (Hafif tempolu yürüyüşler olabilir) ve haftada 2 – 3 kez balık yiyerek kalp sağlığınızı korumaya ve kemiklerimizin de güneşin eksikliğini ( D vitamini yetersizliği ) daha az hissetmesini sağlayabilirsiniz.

Gün içerisindeki tüketilmesi ve tüketilmemesi gerekilenler:

İhmal Etmeyin

- Balık, yumurta, kırmızı et-bonfile, tavuk
- Çavdar, tam tahıllı, tam buğday ekmeği, kahverengi pirinç, bisküvi, tarhana, mercimek çorbası
- Bir bardak süt
- Az tuzlu ve çok yumuşak olmayan peynir çeşitleri
- Kefir, light ayran ya da prebiotik yoğurt
- Taze ve mevsim sebze ve meyvelerinin tümü
- Kurubaklagiller
- Bal kabağı çekirdeği, keten tohumu
- Kuru meyveler (kuru erik, kayısı, dut, incir)
- Yağlı tohumlardan; her gün ortalama 8 adet ceviz, 10 adet fındık ya da badem
- Sık olmamakla beraber, 50gr siyah çikolata, sütlü tatlı ya da dondurma
- Spor durumuna göre protein ya da karbonhidrat barlar
- Her gün ortalama 2,5 litre su
- İhtiyaç duyuldukça bitki çayları ve meyve suları

Uzak Durun

- Basit şekerden yapılmış ürünler (Çikolata, pasta, börek, baklava, şerbetli tatlılar, poğaça…)
- Aşırı tuz ve baharat
- Alkol oranı yüksek içkiler (rakı, viski, votka, tekila..)
- Aşırı kafeinli içecekler
- Gazlı içecekler
- Yağda kızartılmış sosis, sucuk, salam, patates, et türevleri
- Aşırı karbonhidrat ve yağ içeren fast food gıdalar

Popularity: unranked

Gerçek Şifa Kaynağı Tarhana – ”Dar Hane”

Gercek-sifa-Kaynagi-Dar-Hane
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Beslenme Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Karakaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarhananın geleneksel bir ürün olduğunu ve yaşatılması gerektiğini söyledi.

Tarhanada yoğurt, kırmızı biber, domates, soğan gibi sağlığa yararlı bileşenler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Karakaya, ”Tarhanadaki yoğurt ve laktik asit fermantasyonu, kalın bağırsak sağlığı için son derece faydalıdır. Kırmızı biber, soğan ve diğer bitkisel kaynaklı gıdalar ise antioksidan etki gösteren fenolik bileşikler açısından zengin kaynaklardır. İnsan sağlığını koruyucu eGetkisi bulunan tarhana geleneği mutlaka yaşatılmalıdır” dedi.

Gercek-sifa-Kaynagi-Dar-Hane

25 YILDIR TARHANA ÜRETİMİ YAPILIYOR

Gediz’de yaklaşık 25 yıl önce başladığı tarhana üretimini kurduğu modern fabrikada devam ettiren Hacı Bayram Oyan, başlangıçta atalarından öğrendikleri yöntemlerle yaptıkları tarhana üretimini, teknolojik gelişmeler doğrultusunda doğal ürün kullanma çizgisinden sapmadan sürdürdüklerini anlattı. Yöre insanı için tarhananın önemine dikkati çeken Oyan, şunları söyledi:

”Bu bölgede tarhanasız bir gün geçmez. Her gün en az bir öğünde tarhana çorbası içeriz. Tarhananın insan sağlığına çok faydalı bir yiyecek olduğunu bilim adamları söylüyor. Bebeklerden yaşlılara kadar her yaştan insana tavsiye ediliyor. Grip oluruz, iki günde geçer. O kadar uzun sürmez. Sadece ayak üstü geçiştiririz. Tarhanada tamamen doğal ürünler kullanıyoruz.”

Gediz tarhanasını ününe işaret eden Oyan, bu tarhanayı diğerlerinden ayıran özelliğin, tarhananın güneş ısısında değil hava sirkülasyonuna sahip steril ortamda 3 hafta bekletmelerinden kaynaklandığını anlattı.

Gercek-sifa-Kaynagi-Dar-Hane

Tarhanaya nohut ve fasulye gibi başka katkı maddeleri koymadıklarını dile getiren Oyan, bunların mayalanmaya neden olup tarhananın temel yapısını bozduğunu söyledi.

Tarhananın hazırlanışına ilişkin bilgi veren Oyan, kırmızı biber, nane, soğan, yoğurt ve tuzun büyükçe bir kapta karıştırıldığını, bunun ardından daha önce yaptıkları tarhanadan alınan ekşi mayanın bu karışıma konulduğunu belirtti.

Karışıma un ekleyerek tarhanaya ilk şeklini verdiklerini bildiren Oyan, daha sonra kaşıklarla bezlerin üzerine konulan tarhananın 3 hafta hava sirkülasyonunda kurumaya bırakıldığını, kuruma işlemi tamamlandıktan sonra elekten geçirilerek paketler halinde satışa sunduklarını kaydetti.

Tarhanaya rengini veren kırmızı biberin C vitamini deposu olduğuna işaret eden Oyan, tarhana adına ilçede 7 yıldan bu yana belediye tarafından festival düzenlendiğini de sözlerine ekledi.

Gercek-sifa-Kaynagi-Dar-Hane

”DAR HANE” İDİ, ”TARHANA” OLDU

Bazı kaynaklardan derlenen bilgilere göre, tarhanayı tüketen kültürlerde bu ismin nereden geldiği konusunda çeşitli söylentiler bulunsa da konuyla ilgili kesin bir bilgi bulunmuyor.

Yunan mutfağında ”trhana” olarak tanınan tarhananın Balkan mutfağına girişinin, Osmanlılar döneminde olduğu belirtiliyor. Anadolu’da tarhana adının kaynağına yönelik en yaygın inanış, şöyle ifade ediliyor: ”Vaktiyle bir hükümdar seferlerinden birini yaparken, bir fakirin evine misafir olmuş.

Sıkıntı içinde ne ikram edeceğini şaşıran köylü kadın çabucak bir çorba kaynatıvermiş. Hükümdar kendisine ikram edilen çorbayı çok beğenip, ev sahiplerine övgüde bulunarak, ‘bu ne çorbası?’ diye sormuş. Çorbayı hazırlayan kadın ‘dar hane çorbasıdır, kusura bakmayın. Afiyetle yiyin’ demiş. ‘Darda olan ev’ anlamına gelen dar hane, zamanla tarhana diye anılmış.”

Popularity: unranked

Şalgam ve narenciyenin faydaları

Tüketmeye özen gösterin…Adana Ticaret Odası Başkanı Şaban Baş, insanların aşı yaptırma konusunda tedirginlik yaşadığı bir dönemde domuz gribi salgınının hızla yayıldığını belirterek, vatandaşları gribe karşı koruyuculuğu saptanan narenciye ve şalgam tüketimine davet etti.

 

Domuz gribi salgınının insan sağlığını olduğu kadar başta ihracat olmak üzere ulusal ve uluslararası ticareti de olumsuz etkilediğini kaydeden ATO Başkanı Baş, gripten dolayı Çukurova’da can kaybına ilişkin herhangi bir olay yaşanmamış olmasını, gribin yayıldığı dönemin narenciye sezonuna rastlamasına bağladı.

Baş, bölgede yüksek düzeyde tüketilen narenciyenin yanı sıra, başta C vitamini olmak üzere vitaminsel anlamda büyük zenginlikler içeren şalgamın, Çukurovalıların hastalığa yakalanma oranının düşük olmasında son derece etkili olduğunu kaydetti.

Bu gerçekten hareketle narenciye ve şalgam tüketiminin artırılmasının domuz gribine darbe vurabileceğini ifade eden Şaban Baş, grip salgını tehdidindeki okullarda, halkın yoğun olarak bulunduğu kesimlerde ve toplu alışveriş merkezlerinde ücretsiz ya da düşük fiyatla portakal suyu ve şalgam dağıtılmasının yarar sağlayacağını söyledi.

Halkın gerek hastalık, gerekse de hastalığa önlem olarak sunulan aşı konusunda büyük bir belirsizlik ve tedirginlik yaşadığını hatırlatan Baş, insanların kendileri ve çocuklarına aşı vurdurup vurdurmama konusunda kararsızlık içerisinde bulunduğunu hatırlattı. Tüm hastalıkların panzehirinin doğada bulunduğunu dile getiren Baş, “Narenciye ve şalgamı da bu anlamda hastalıktan koruyucu birer nimet olarak değerlendirilmeli. Böylelikle insanların bağışıklık sistemini güçlendirdiği saptanan C vitamini deposu narenciyeyi ve A, B1, B2, B3 ve C vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, demir, fosfor ve sodyum gibi mineraller içeren şalgamı gribe karşı en doğal ve en etkili silah olarak kullanabilmek mümkün olacaktır. Bu ürünlerin fiyatının da son derece düşük olmasının etkili bir tanıtım ve kampanya yürütülmesi halinde talep artışında büyük yarar sağlayacağına inanıyoruz.” dedi.

Toplumun narenciye tüketimine yönlendirilmesi ve özendirilmesiyle narenciye sektöründe yaşanan sıkıntıların da aşılabileceğine dikkat çeken Şaban Baş, Türkiye’de halen 25 kilogram olan kişi başına tüketimin rahatlıkla 40 kilograma kadar çıkarılabileceğini, bu şekilde ülke içi tüketim potansiyelinin 2.8 milyon tona ulaştırılabilmesinin mümkün olduğunu kaydetti.

Cihan

anne sütünün faydaları

Anne sütü ile beslenme her bebeğin en doğal hakkıdır. Anne ile bebek arasında gebelikte başlayan duygusal ve biyolojik birliktelik emzirme süreci ile daha farklı bir boyut kazanmaktadır.

Anne-bebek arasındaki duygusal bağın kurulması ve hormonal etkilerle başlayan süt üretiminin artarak devam etmesi için yenidoğan bebeklerin doğumdan sonraki en kısa sürede, tercihen ilk yarım saat içinde emzirilmesi tavsiye edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü; bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesini, su dahil herhangi bir ek gıda verilmemesini, altıncı aydan sonra ise uygun ek gıdalara başlanarak, emzirmeye 2 yaşına kadar devam edilmesini önermektedir.

Anneden bebeğe sağlık köprüsü: Anne sütü

Çocuğun ruh ve beden sağlığı için emzirme önemlidir

Yeni doğan ve erken çocukluk dönemindeki beslenmenin sağlık üzerine kısa ve uzun dönemde önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Sürekli büyüyen ve gelişen bir organizmaya sahip olan çocukların doğru beslenmesi, hastalıklardan korunmanın yanı sıra erişkin dönem sağlığı için de gereklidir. Beden sağlığının yanı sıra çocuğun sosyal hayatla uyumu gerektiren tüm psikolojik alt yapısının temeli de emzirme döneminde atılır.

Anne sütü eşsizdir, çünkü…

• Gelişen teknoloji ile birlikte, alerjik hastalıkların giderek arttığı günümüz koşullarında anne sütünün sağladığı en büyük faydalardan biri de bebeği astım, egzama gibi alerjik hastalıklardan korumaktır. Anne sütünün akciğer gelişiminde çok önemli etkileri olduğu, solunum fonksiyonlarını ve akciğer kapasitesini olumlu yönde etkilediği de bilinmektedir. Anne sütü bebeğin ileride astım olma riskini azaltmakta ve riskteki bu azalma ileri yaşlara kadar devam etmektedir.

• Anne sütü ile beslenen bebekler sosyal açıdan daha iyi gelişim gösterirler. Bir yaş sonunda, mamayla beslenen bebeklerle anne sütü ile beslenen bebekler karşılaştırıldığında anne sütü ile beslenenlerde psikomotor ve sosyal gelişimin belirgin olarak daha iyi olduğu bulunmuştur.

• Doğal beslenme olarak tanımlanan anne sütü ile beslenme başta zatürre olmak üzere, ishal, orta kulak iltihabı ve menenjit gibi bulaşıcı hastalıklardan bebeği korumaktadır. İçerdiği koruyucu antikorlar ile bebeğin enfeksiyonlara karşı direncini artırmaktadır.

• Emzirilen bebeklerde beyin gelişimi daha iyi olmaktadır. Anne sütü alan çocukların zeka seviyesinin, almayanlara kıyasla daha yüksek olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır.

• Anne sütü ile beslenen bebeklerde şişmanlık (obezite) daha az görülmekte ve insüline bağımlı şeker hastalığı (tip-1 diyabet) görülme riski azalmaktadır.

• Emerken bebeğin ağız ve çene kaslarının çalışması, anne sütü alan bebeklerin konuşma ve dil gelişiminin daha hızlı olmasını sağlamaktadır.

• Anne sütü aşıların etkinliğini arttırmakta ve aşılardan sonra görülen bağışıklık cevabının daha güçlü olmasını sağlamaktadır.

• Bebeğini emziren annelerde loğusalık depresyonu daha az görülürken, emzirme anneyi meme ve yumurtalık kanserinden de koruyucu etki göstermektedir. Ayrıca anneyi ileri yaşlarda gelişebilecek kemik erimesinden de korumaktadır.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gökçe Günbey

Mumyaların da kap hastalıkları varmış

Amerikalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, 3500 yıllık mumyalarda da kalp hastalıkları olduğu yönünde işaretler bulunduğunu ortaya çıkardı.

Kansas City’deki Orta Amerika Kalp Enstitüsünde görevli kardiyolog doktor Randall Thompson, fast food, sigara ve egzersiz yapılmamasının, kalp hastalıklarına yol açan modern faktörler olduğunu düşündüklerini belirtirken, ”Ancak bulgular, salt bunların, atardamarlardaki tıkanmanın nedenleri olmadığını gösterdi” dedi.

Thompson ve ekibinin, Ulusal Mısır Tarihi Eserler Müzesindeki 22 mumyayı bilgisayarlı tomografi (CT) yöntemiyle inceledikleri mumyaların MÖ 1981 ve MS 334 yılları arasında yaşayan kişilere ait olduğu, yarısından fazlasının 45 yaşın üzerinde öldüğünün sanıldığı ve bu dönemde ortalama yaşam süresinin 50’nin altında olduğu belirtildi.

Mumyalardan 16’sının incelenmeye uygun kalbe ve damar dokusuna sahip olduğu, bunlardan 9’unun atardamarlarında açık ya da olası sertleşme gözlendiği kaydedildi.

San Diego’daki California Üniversitesinde görevli doktor Michael Miyamoto da, mumyalardakiyle günümüz hastalarındaki vasküler kalsifikasyonun benzer görüntüye sahip olması karşısında hayrete düştüklerini ifade ederek, “Belki de damar sertliğinin gelişimi, insan olmanın bir parçası” diye konuştu.

Araştırmada, mumyalardan birinin, muhtemel kalp krizi geçirdiği yönünde kanıt elde edildiği, ancak bu krizin ölümcül olup olmadığının ise bilinmediği, mumyalamanın su kaybına yol açması nedeniyle bu kişilerin o dönemde kaç kilo olduklarını söylemenin de mümkün olmadığı belirtildi.

Mumyaları incelenen bu kişilerin yaşadıkları dönemde yüksek statüye sahip oldukları ifade edilirken, doktor Randall Thompson, zengin insanların, et ve tuzlu et yediklerini, bu nedenle yüksek tansiyon hastası da olabileceğini, ancak bunun spekülasyon olduğunu kaydetti.

Kalp hastalığı işaretleri gösteren en yaşlı mumyanın, Kraliçe Ahmose Nefertari’nin dadısı Lady Rai olduğu bildirildi.

Popularity: unranked

Dünya Sağlık Örgütü domuz gribi aşısı hakkında ne diyor?

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) danışmanlık yapan Stratejik Uzmanlar Danışma Grubu (SAGE) pandemi ile ilgili son gelişmeleri değerlendirdi.

13 ülkeden 15 bilim adamının oluşturduğu ve domuz gribi olarak bilinen Influenza A (H1N1) virüsünün yol açtığı pandemiye karşı Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) danışmanlık yapan Stratejik Uzmanlar Danışma Grubu (SAGE) pandemi ile ilgili son gelişmeleri değerlendirdi. Görüşlerini DSÖ’ye ileten grup, dünyadaki Influenza A (H1N1) virüsünün neden olduğu domuz gribi vakalarının çoğunluğunun ergenlik çağındaki gençlerden ve genç erişkinlerden oluştuğunu, çok genç yaştaki çocuklarda ise hastaneye yatış oranlarının yüksek olduğunu bildirdi. Uzmanlar ayrıca, pandemi aşılarının güvenliliğinin mevsimsel grip aşısından farklı olmadığını ve şimdiye kadar alışılmadık bir yan etkiye rastlanmadığını kaydettiler.

18 Kasım 2009, Farklı ülkelerden 15 uzmandan oluşan ve pandemiyle ilgili konularda Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) bilimsel danışmanlık hizmeti veren Stratejik Uzmanlar Danışma Grubu (SAGE) pandemi ile ilgili son verileri değerlendirerek görüşlerini DSÖ’ye sundu. Uzmanlar halen dünyadaki vakaların çoğunluğunun ergenlik çağındaki gençler ve genç yetişkinler olduğunu, 10 yaş ve üzerindeki adolesan ve yetişkinlere tek doz aşının yeterli olacağını ve pandemik aşıların yan etkiler bakımından mevsimsel grip aşıları kadar güvenli olduğunu bildirdiler.

En çok gençler etkileniyor
Tüm dünyada, Influenza A (H1N1) virüsünün neden olduğu domuz gribinden en çok ergenlik çağında olanlar ve genç erişkinler etkileniyor. Çok genç yaşlardaki çocuklar ise en yüksek hastaneye yatış oranına sahipler.  Farklı ülkelerden alınan verilere göre, hastalığa yakalananların %1 ile % 10’u hastaneye yatış gerektiriyor. Hastaneye yatanların %10 ile %25’i yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınırken, bu vakaların %2 ile % 9’u ciddi ölümcül olabilecek sonuçlar doğuruyor.
Genel değerlendirmede hastaneye yatması gereken hastaların % 7 ile %10’unu hamileliğinin ikinci veya üçüncü üç aylık döneminde bulunan kadınlar oluşturuyor. Hastalığa yakalanan hamile kadınların yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınmaları olasılığı, genel nüfustan hastalananlara oranla on misli daha yüksek.

Uzmanlar inaktive adjuvanlı ve/veya adjuvansız pandemi aşılarıyla ilgili olarak  hamile hayvanlarda yapılan araştırmalarda doğurganlık, gebelik, embriyo ve fetusün gelişimini bozacak doğum ve doğum sonrası gelişimi etkileyecek herhangi bir etkiye rastlanmadığına dikkat çektiler. SAGE uzmanları, hamile kadınlarda pandemik gribin yaratacağı ciddi sonuçlar da dikkate alındığında, ruhsatlı herhangi bir aşının hamilelerde kullanılmasını önermektedirler.

Pandemi aşısının güvenliliği
Uzmanlar şimdiye kadar dünyada yapılan Influenza A (H1N1)  aşısı uygulamalarında beklenmedik veya alışılmadık ciddi bir yan etkinin görülmediğine dikkat çekerek, görülen yan etkilerin de güvenli olduğu bilinen mevsimsel grip aşısının yan etkileri ile aynı olduğunu belirttiler.

SAGE uzmanları ayrıca mevsimsel grip (inaktive) ve pandemik grip aşılarının (inaktive) birlikte uygulanmasında herhangi bir sakınca olmadığını açıkladılar. Güvenlilik profili açısından da herhangi bir sakınca bulunmadığını, bu şekilde uygulanan aşılar sonrasında herhangi bir yan etki artışı gözlemlenmediğini ifade ettiler.

Popularity: unranked