BitkiDerman.com.tr

‘ “Bitki” Derman’dır. ‘ – Şifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi…



kaç yaşında eğitime başlamalı?

Çocuklar sosyal bir ortama uyum sağlayabilecek psikolojik olgunluğu ortalama 3 yaşını doldurduklarında kazanmaktadırlar.

 Bu nedenle de bu yaştan itibaren bir sosyal kuruma devam etmeleri uygun olmaktadır. Daha öncesinde tek bir kişinin sürekli ilgisine ihtiyaç duyarlar ve bu ilgiyi paylaşabilecek olgunluğa erişmemişlerdir. Bu nedenle 3 yaş öncesi yuvaya gönderilen çocuklarda sıklıkla yuvaya uyum problemleri yaşanmaktadır. Anaokulu ne gibi özelliklere sahip olmalıdır? Aileler çocukları için anaokulu seçerken nelere dikkat etmelidir? 3 – 6 yaş dönemi çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri için en önemli dönemdir. Çocuklar öncelikle gelişimlerinin bir özelliği olarak sosyalleşmek, başka çocuklarla bir arada olmak ihtiyacındadırlar. Yuvalar çocukların paylaşma, bir arada olma, birlikte hareket edebilme ve oyun oynama ihtiyacını karşılarlar. Becerileri ve zihinsel kapasiteleri birbirine denk olan yaşıtlarıyla bir arada olmak çocukların yaşayarak öğrenmelerini sağlar ve sosyal paylaşımın öğrenilmesinde etkilidir. Bu nedenle de anaokulu ve yuvaların çocukların bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimlerini ve dil gelişimlerini destekleyici bir program uygulamaları ve bu programı uygun koşullarda sunmaları gerekmektedir.

Çocukların tüm gelişim alanlarını destekleyen bir program hazırlanmalı ve bu program çocukların keyifle ve ilgilerini çekebilecek şekilde takip etmelerini sağlayacak bir içerikte hazırlanmalıdır. Çocukların var olan ilgi ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik değişik aktivitelerin sunulması önemlidir. Çocuklar hem eğlenmeli, hem öğrenmeli hem de yeni ilgi alanları bulmalıdırlar. Öğrenirken eğitim hayatlarının temeli olan birlikte hareket edebilme, grupla birlikte karar alabilme, sıra bekleme, kendini grup içinde ifade edebilme, ihtiyaçlarını ifade etme, belirlenen kuralları öğrenme ve bu kurallara-sınırlara uyma gibi becerileri kazanmaları da önemlidir. Çocukların yaşlarına uygun olarak gerekli kavramları (renk, şekil, sayı vb), el becerilerini, sosyal becerileri öğrenmeleri evden çok yuva ortamında mümkün olmaktadır. Yuvada tüm bu bilgi ve becerilerin belli bir sıra ile öğretilmesi söz konusudur. Programın uygulanması aşamasında yuva personelinin deneyim ve eğitimleri de çok önemli olmaktadır.

Anaokulunda daimi bir pedagog veya çocuk gelişimi konusunda deneyimli bir psikoloğun bulunması yuva seçiminde birinci koşul olmalıdır. Çocukların becerilerinin ve gelişimlerinin takibini yapabilmek ve olası bir aksaklıkta aileyi uyarabilmek çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü olası bazı problemler erken yaşta keşfedildiklerinde hızlıca çözümlenebilmekte aksi halde uzun yıllar süren, eğitim hayatını ve çocuğun sosyal hayatını etkileyen başka zorluklara dönüşebilmektedirler. Ayrıca her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilmekte bu sıkıntılar değişik şekillerde ifade edilmektedirler. Çocuklardaki bu belirtileri ve değişiklikleri dikkatle gözlemlemek ve başka bir problemin işareti olduğunu keşfedebilmek uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Ayrıca ailelerin çocukların eğitimi ve gelişimi konusunda ve uygun disiplin yöntemleri konusunda yönlendirilmeleri ve desteklenmeleri önemlidir. Bu nedenle de yuva personelinin pedagoji eğitimli olması büyük önem taşımaktadır.

Temizlik ve fiziksel ortam zaten anne-babaların dikkat ettikleri ve fark etmekte zorlanmadıkları özelliklerdir. Burada da dikkat edilmesi gereken şey fizik ortamın nasıl düzenlendiğidir. Örneğin çocuklar hangi aktivite sırasında nerede bulunuyorlar? Bu ortamlar o aktivitenin rahatça gerçekleşmesi için uygun ortamları mı? (örneğin boya yapılan yerde zeminin halı olması hem çocukların rahatı hem de hijyen açısından uygun olmayabilir) Merdivenler ne kadar korunaklı? Bahçe ve bahçedeki oyun malzemeleri tüm çocukların kullanımına açık mı ve çocuk sayısına oranlandığında yeterli mi? Oyuncak çeşitliliği var mı? Hangi malzemeler kullanılıyor? Boyalar vs çocukların ağzına almaları durumunda zararlı olabilecek nitelikte mi? Oyuncaklar ve diğer eğitim malzemeleri gerçekten kullanılıyorlar mı? Serbest oyun zamanlarında ve bahçe saatinde çocuklarla ilgilenen personel sayısı da önemlidir. Çünkü çocuklar açık alanda daha hareketli olmakta ve zarar görme olasılıkları artmaktadır. Bu nedenle bahçe saatlerinde ve hareketli oyunlar sırasında normalde var olan öğretmen ve eğitimci sayısının takviye edilmesi önemli olmaktadır.

Çok önemli bir konu da sınıf mevcududur. Okul öncesi sınıflar 3 yaşta 10-12 civarı olmalıdır. Daha fazla sayıda çocuk için tek öğretmen yeterli olmamaktadır. 4 ve 5 yaş grubunda bu sayının biraz daha üzerine çıkılabilir. Ancak ilkokul sınıfları gibi kalabalık ortamlarda çocukların bir arada düzen içinde bulunmalarını sağlamak güç olacağından ister istemez daha sıkı bir disiplin uygulanmaya çalışılacak bu da çocukların ihtiyaç duydukları rahatlık ve ilgi ihtiyaçları ile ters düşecektir. Anaokulu çocuğa neler öğretir? İlerideki akademik ve sosyal yaşamına ne tür katkıları olur? Anaokulu çocuğun yaşamındaki ilk gerçek sosyal deneyimdir.

Çocuğun merkez olduğu ve tüm ilginin üzerinde olduğu bir ortamdan uzaklaşıp ilgiyi, sevgiyi paylaştığı, bir düzen içinde grup halinde hareket ettiği, beklemeyi, sabretmeyi öğrendiği, tüm ihtiyaçlarını karşılaması için desteklendiği ilk ortamdır. Çocuk yuvaya giderek öncelikle düzen öğrenir. Her gün aynı saatte kalkıp, aynı düzen içinde okuluna gitmektedir. Bu ev yaşamında da düzen sağlar. Belirli bir saatte yatmayı, düzenli olarak kahvaltı etmeyi öğrenir. Düzenli ve sürekli arkadaşlıkları olur. Arkadaşlarını aramaya, onlar tarafından aranmaya başlar. Arkadaşlık ve arkadaşlarıyla paylaştıkları önemli olmaya başlamıştır. Anne-babası dışında öğretmeni ve okuldaki arkadaşları hayatında önemli olmaya başlarlar. Başka insanlarla ilişki kurmayı ve sürdürmeyi öğrenir. Evde ortaya çıkan sorunlarda sorun çözmek zorunda kalmayabilir ancak yuvada örneğin oyuncağını paylaşması gerektiğinde uygun yöntemle yaklaşamazsa hayal kırıklığı yaşayabilir ve bu yolla zaman içinde problem çözmeyi öğrenir. Kabul görmek, kabul etmek gibi sosyal kavramlar gelişmeye ve önem kazanmaya başlar.

Yaşayarak, deneyerek öğrenme fırsatı elde eder. Her tür bilgi grupla etkileşim halinde öğretilmektedir ve mümkün olduğunca çocukların bir çok duyusuna hitap edebilecek bir öğretim planı uygulanır. Bu nedenle çocuğa evde öğretilen sistemsiz ve düz bir bilgiye oranla çok daha kalıcı ve muhakemeye olanak veren zengin bir öğrenme ortamı sağlanmaktadır. Bu tarz öğrenme çocukta sürekli bir öğrenme isteği ve ihtiyacı yaratmaktadır. Tüm bu bilgi ve deneyimin 6 yaşından önce kazanılmasının asıl önemi çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için bu yılların çok önemli yıllar oluşudur. Bu dönemde edinilen bilgiler hem çok kolay öğrenilmekte hem kalıcı olmakta ve öğrenme alışkanlığı geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Anaokuluna giden çocukların gitmeyenlere oranlar ilkokulda çok daha uyumlu ve başarılı oldukları bilinmektedir. Ayrıca sosyal uyum ve arkadaşlık geliştirme becerileri açısından okul oncesi eğitim almış olan çocuklar çok daha şanslı olmaktadırlar.

Okul öncesi eğitimin başka bir önemi de çocukların gelişimlerinin takip edilmesidir. Çünkü anne-babalar çocuklarının gelişim alanlarını dikkatle takip edebilecek bilgi ve beceriye sahip olmayabilirler. Ayrıca her çocuk gelişiminin bazı alanlarında sorunlar yaşayabilir, ileriki yaşlarda yaşaması olası bazı problemlere ait ipuçları verebilir. Bu belirtileri fark etmenin ve en uygun müdahalenin ne olduğuna karar vermenin en iyi yolu çocuğun anaokulu gibi yapılandırılmış bir ortamda düzenli şekilde takip edilmesidir. Anaokuluna başlayan çocuklara aileler nasıl davranmalıdır? Anaokuluna başlama hem aile için hem de çocuk için çok önemli bir ilk adımdır. Aileler bir çok kaygı yaşamaktırlar. Özellikle de anneye fazla bağımlı olan ve evde kural öğretilmemiş, sorumluluk verilmemiş olan çocuklar için anne-babalar daha fazla kaygı duymaktadırlar. Çünkü genellikle bu çocuklar daha fazla uyum problemi yaşamaktadırlar. Çocuklar becerileri gelişmeye başladığı dönemden itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılamaları için teşvik edilmelidirler. Ayrıca, yemek, uyku, temizlik vb gibi konularda kurallar öğretilmelidir.

Çocuk 2 yaşından itibaren yavaş yavaş nerede nasıl davranması gerektiği konusunda bilgilendirilmelidir. İstenen davranışlarla istenmeyen davranışların farkını öğrenmeye başlamalıdır. Burada tutarlılık önemlidir. İstenen davranışı karşısında her zaman olumlu bir ilgi alması çocuğu bu şekilde davranmaya isteklendirecektir. İsteklerinin makul ölçülerde karşılanması, bazı isteklerinin karşılanamayacağını bilmesi gerekmektedir. Aksi halde anne-babanın her talebi karşılayan tavrını çocuk girdiği her ortamda bekleyecek ve sonunda hayal kırıklığına uğrayarak yuvaya gitmek istemeyecektir. Öncesinde kural ve sınır öğretilen, sabretmeyi ve beklemeyi öğrenen ve anne ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanan bir çocuk yuvaya başlamak konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır. Anne-babanın çocuğun gideceği yuvayı çocuk olmadan seçmeleri ve karar verdikten sonra çocuğu götürmeleri uygundur. Çünkü seçme kararı çocuğa verildiğinde bizim için önemli olmayan kriterler çocuklar için önemli olabilir ve belki de pek uygun olmayan bir yuvayı çocuğumuz istediği için seçmek zorunluluğu oluşabilir. Biz de bunun etkisinde kalabiliriz. Çocuk için uygun yuvaya karar verdiğimizde çocuğa bundan sonra oyun oynayabileceği, arkadaş edineceği ve yeni bilgiler edineceği bir okula gideceği söylenmelidir ve bir gün sadece ziyarete gidilmelidir. Ziyaret saatinin çocukların eğlenceli bir aktivite saati olması yararlı olabilir.

Tüm yuvayı gezdikten ve kendi öğretmenini tanıştırdıktan sonra yuva yetkilisi çocuğa yuva hakkında bilgiler verebilir. İlk gün fazla kalınmadan dönülmelidir. Özellikle 3 yaşındaki çocuklar için çocuk istekli de ilk hafta günde 1-2 saatten fazla yuvada kalmaması uygun olmaktadır. İkinci hafta 3-4 saate çıkarılabilir. Mümkün ise dönem boyunca, değilse hiç değilse 2 ay boyunca çocuğun yarım gün yuvaya devamı daha uygun olmaktadır. Çünkü 3 yaş grubu çocuklar için tüm gün program psikolojik olgunlaşmalarının yetersizliği nedeniyle fazla yoğun gelebilmektedir. Yeni başladığı dönemde çocuğa fazla soru sormak, yuvayı fazla övmek, ne yediğiyle fazla ilgilenmek, sık sık yuvaya gidip bakmak çocuğun uyumunu bozabilmektedir. Çocukla ilgili bilgileri çocuğunuz yanınızda değilken yuva yetkilisinden almalısınız. Çocuğu sorularla bunaltmak yerine kendi anlattığı bir şey olursa onu dinleyip, ne kadar takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu belirtebilirsiniz.

Her şey yolunda gidiyor görünürken bile bir gün birden bire çocuğunuz yuvaya artık gitmek istemediğin belirtebilir. Paniğe kapılmadan sıkıntısının ne olduğun anlamaya çalışmalısınız. Çünkü çocukların yuvaya gitmek istememeleri genellikle yuva ile ilgili bir sorun olmamaktadır. Bazen yeni bir kardeşin geliyor olması, bazen anne ile ilgili sıkıntılar, bazen evde olan bir huzursuzluk gibi bir çok neden çocuğun yuvaya gitmek istemediğin belirtmesine neden olabilmektedir. Bu durumda yuvadaki uzmanlarla görüşüp onlardan yardım almalısınız. Anaokuluna gitmekten korkma, ağlama, hatta sabahları mide bulantısı hissetme gibi davranışlar normal mi? Anne-babalar bu gibi davranışlar karşısından nasıl bir tutum içine girmeliler? 3 yaşını doldurmuş bir çocuğun yuvaya gidebilmek için gerekli psikolojik olgunluğa sahip olması beklenmektedir. Ancak bazı çocuklar annelerinde ayrışmakta güçlükler yaşayabilmekte ve bu nedenle de yuvaya gitmeye aşırı direnç gösterebilmektedirler. Hatta bu direç aşırı ağlama, kusma gibi uç sonuçlara neden olabilmektedir.

Tepkilerin bu derece aşırı olması çocuğun başka ciddi sıkıntılar yaşadığının bir göstergesidir ve ancak profesyonel bir bir yardım alınması koşuluyla bu problemin üstesinden gelinebilir. Bu durumda yuvadaki uzmanlar ile klinik ortamda çalışan uzmanın işbirliği ile bu problem çözülebilmektedir. Ailenin bu konuda eğitilmesi ve çocuğun psikolojik olgunlaşmasının desteklenerek aile ile işbirliğinin sağlanması gerekmektedir. Bazen anne-babalar çareyi çocuğu okuldan almakta ve yuvaya verme kararını ileri bir zamana ertelemektedirler. Böyle bir erteleme genellikle çözüm olmamaktadır ve bu çocuklar ilkokula başladıklarında da benzer belirtiler göstermektedirler. Problem ne kadar erken çözülürse o kadar kolay olmakta ve çocuk bu durumun olumsuz etkilerine daha az maruz kalmaktadır. Okulöncesi eğitimde anaokulundaki eğitmenler ne gibi vasıflara sahip olmalıdır? Anaokulunda çalışan öğretmen, yönetici ve çocuklarla teması olan her türlü personelin pedagojik bir eğitimden geçmiş olması önemlidir. Çünkü çocuklar için yuva içinde gördüğü ve temas ettiği herkes ve her şey okulu temsil etmektedir. Benzer bir dilin kullanılması, ses tonunun çocukları rahatsız edecek şekilde kullanılmaması, güler yüzlü olunması, mümkün olduğunca bakımlı ve temiz bir görünümde olunması çocuklar için önem taşımaktadır.

Özellikle öğretmenlerin çocukların duygularını anlamak konusunda yetenekli olmaları, empatik olmaları, problem çözme yeteneğine sahip olmaları, oyuna, dramatizasyona yatkın olmaları, kendi duygularını iyi ifade edebilmeleri, düzgün bir diksiyona sahip olmaları önemlidir. Ayrıca sürekli çocuklarla bir arada olmak en az çocuklar kadar oyunu ve oyuncağı sevmeyi gerektirir. Sadece psikoloji veya pedagoji eğitimi almış olmak anaokulu öğretmeni olmak için yeterli olmamaktadır. Anaokulu öğretmeni olacak kişinin, kişiliğinin de çocuklar gibi çoşkulu ve eğlenceli olması gerekmektedir. Her çocuk mutlaka anaokuluna gitmeli midir?

Eğer gidemiyorsa anne-baba neler yapmalıdır? 3 yaşından itibaren her çocuğun anaokuluna gitmesi önerilmektedir. Ülkemizde bir çok devlet okulunun anasınıfı mevcuttur ve her geçen gün de yaygınlaşmaktadır. Ancak çevresinde anaokulu bulunmayan ailelerin okul öncesi döneme ait çocuk yayınlarını takip etmelerinde yarar vardır. Anaokulları için üretilen ünite dergileri veya kavram öğreten ve bir çok beceriyi geliştiren bir çok yayın mevcuttur. Bunları takip edip günlük bir program dahilinde çocukların masa başında çalışmaya alıştırılmaları, el becerilerinin geliştirilmesi ve mümkün olduğunca yaşıtlarıyla bir arada oyun oynama olanağı sağlanması gerekmektedir. Ayrıca çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda anne-babalar için hazırlanmış yayınların okunması, anne-babalara çocuğun eğitimi sırasında ortaya çıkabilecek olası problemlerle baş etme becerisi kazandıracaktır. Okumak, öğrenmek, çalışmak konusunda anne-babanın çocuğa örnek olması ve çocukta öğrenme isteği uyandırması önemlidir. Ülkemizde bir çok çocuk eline kalemi ilkokula başladığı gün almaktadır.

Çocukların öğrenebilmeleri ve beceri geliştirebilmeleri için onlara fırsat verilmesi, teşvik edilmesi ve örnek olunmasının önemi unutulmamalıdır. Çocukların çok küçük yaşlarından itibaren onların becerilerini geliştirecek oyun malzemelerinin alınması-sağlanması önemlidir. Anne-babaların çocukların gelişim dönemlerindeki zihinsel ihtiyaçları konusunda bilgilenmeleri ve bu konuda bol bol okumaları gerekmektedir. Ancak bu yolla çocukları için en uygun oyun malzemesini bulabilirler ve onları kendi ilgileri ve becerileri doğrultusunda eğitebilirler.

nazar nedir?

NAZAR
Göz, bakma, bakış, fikir, düşünme, mülahaza, niyet, dikkat, iltifat, teveccüh. Arapça asıllı olan bu kelime, Türkçe’ye geçerken manâ değişikliğine uğramış ve “ayn göz” kelimesi karşılığında kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim Araplar, göz değmesi için “isabetül-ayn” tabirini kullanırlar (İbn Manzûr, “Lisânül-Arab”, Na.za.ra madd.).

Nazar kelimesi Türkçe’de kem göz manasına gelmekte ve daha ziyade “gelme”, “uğrama”, “değme” ve “etme” fiilleriyle birlikte; “nazara gelme”, “nazara uğrama”, “nazar değme” ve “nazar etme” şeklinde kullanılmaktadır.

“Nazarcılık” deyimi; nazarın zarar verebileceğini kabul eden düşüncenin adıdır.

Nazar, bugün için henüz pozitif ilimlerin ilgi alanına girmemiştir. Girip girmeyeceği ya da ne zaman gireceği belli değildir. Zira pozitif diye tanınan bilimlerin kendilerine mahsus bir takım metodları ve bazı kuralları vardır. Olayları bu metodlarla inceler ve bir sonuca varmaya çalışırlar. Nazar ise şu aşamada, fizik ya da kimya laboratuarında incelenip deneye tabi tutulacak durumda değildir. Aksine bugün, bu ilimlerle uğraşanların ekseriyeti -bilhassa doktorlar- nazarın fizik etkisini kabul etmemektedirler.

Buna rağmen, gerek folklor olarak gerekse dînî bir inanç olarak, dünyanın hemen her yerinde milyonlarca insan nazarı tanımakta ve ona inanmaktadır. Nazarla ilgili olayları anlatan haberler de tevâtür derecesine ulaşmaktadır. Nazarın mahiyetinin bilinmemesi, onu inkâr etmeyi gerektirmez. Nazar, mahiyeti henüz anlaşılmamış nice olaylar vardır. “Tabiî hayatta veya zihin hayatında bugünkü ilmî metodlarımızla açıklanması mümkün olmayan olaylara metapsişik veya parapsikoloji denir” (Osman Pazarlı, Din Psikolojisi, İstanbul 198, s. 202).

Her ne olursa olsun bilhassa halk arasında bazı kimselerin sebebi bilinmeyen olağanüstü nazar (göz değmesi) güçleri olduğuna inanılır. Bu güce sahip bir kimsenin, bir insana, bir hayvana ve özellikle bir çocuğa bakmakla durup dururken hastalık, sakatlık, ölüm gibi bir olayın meydana gelmesine yol açacağı sanılır. Her hangi bir olay böyle bir sebebe bağlandığı zaman “nazar değdi”, nazara geldi”, “nazara uğradı” denilir. “Kem göz” tâbiri de, nazarı değen kimseler için kullanılır.

Halk arasında açık, çiğ mâvi (gök) gözlerde nazar gücü olduğuna inanılır. Bu inanca dayanılarak mâvi gözlülerin kötü niyetli, kıskanç, başkalarına zarar vermekten hoşlanan kimseler olduğu söylenir. Ancak, bu anlayışın doğruluğunu kanıtlayıcı hiç bir kesin delil yoktur. Bazı yörelerde kıskançlık duygusunun nazara yol açtığı inancı da yaygındır. İşte isâbet-i ayn yani bu kötü bakışın, kötü gözün değmemesi için çocukların elbiselerine dikilen mâvi camdan küçücük tesbih tanesi şeklinde, bâzan göz şeklinde olan, ortaları delikli cam yuvarlarlara nazar boncuğu denilir. Bunların beş parmak şeklinde olanları da vardır. Bazı yörelerde -şimdi bile- çocuklara, atlara ve nazar korkulan diğer hayvan ve eşyaya da nazar boncuğu takanlara rastlanır. Nazar boncuğunun dâima mâvi olduğu söylenir. Buna göz boncuğu da denir. Böyle mâvi boncuk, muska, çörek otu, mâşallah gibi bir kaç nazarlığın bir arada olup bir takım teşkil edenlerine de “nazar takımı” denir. Şüphesiz nazar boncuğu, göz değmesine karşı bir tedbir olsun diye takılır. Bunun yanında çeşitli nazarlıkların kullanıldığı da bilinmektedir. Halk arasında nazara karşı başvurulan en yaygın tedbirler ise, kurşun dökmek, tuz çevirmek, üzerlik yakmak veya herhangi bir hocaya okutmak vs.’dir. Ancak, bunların tıp yönünden bir faydası olmadığı gibi, bâtıl inançlar devam ettirildiği için de bu tür davranışlar dinimizce haram kılınmıştır. Peygamberimiz (s.a.s) de nazarlık kullanmayı hoş karşılamamış, bu gibi şeyleri üzerlerine asan kimselerin bey’atlerini kabul etmemiştir (Nesâî, Zinet,17; İbn Mâce Tıb, 39). Diğer taraftan Resulullah (s.a.s); “Göz değmesi gerçektir” (Buhârî, Tıb, 36; Müslim, Selâm, 41) buyurmak suretiyle bir mânevî faktöre işaret etmişlerdir. Şu halde İslâmda göz değmesi (nazar) vardır. Ancak, nazar boncuğu takmak vs. bâtıl inançlardan sayılmıştır.

Öyle anlaşılıyor ki göz değmesinin temelinde yatan esas sebep kişinin kıskançlık duygusudur. Ve bu duygunun, baktığı kimseye yansıması ve onu te’sir altında bırakmasıdır. Nazar boncuğu takmakla bu kıskançlık dolu bakışların tesirinin azaltılması veya başka yönlere yansıtılması amaçlanmaktadır.

Müfessirlerin ekseriyeti; Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkâr edenler, zikri (Kur’an-ı) işittikleri vakit nerdeyse gözleri ile seni yıkıp devireceklerdi. Bir de durmuşlar, o herhalde bir delidir, diyorlardı” (el-Kalem, 68/50, 51) âyetinde geçen gözleriyle seni yıkıp devireceklerdi” sözünü “nazar” ile tefsir etmişlerdir (Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VIII, 5305; İbn Kesîr, “Tefsirul Kur’an’il-Azîm”, VIII, 227).

Alûsî (1270/1854)’nin el-Kelbî’den yaptığı bir rivayete göre; Arap asıllı bir kişi, yemek yemeden iki veya üç gün çadırına çekilir, daha sonra oradan gelip geçen koyun ve deve sürüsüne bakar ve “gördüğüm bu koyun ve deve sütünden daha güzelini görmedim” derdi. Bunun üzerine o sürü hastalanır veya yere düşerek helâk olurdu. İşte nazar etmede maharetli olan bu kişiye, Peygamberimizi çekemeyen Mekkeli müşrikler, Hz. Peygâmbere nazar etmesini teklif etmişler, o da bu teklifi kabul etmişti. Allahu Teâlâ da bu ayetleri (el Kalem, 51, 52) ile Resulünü korumuştu (Alûsî, Rûhul-Meânî, 29/38).

Yusuf suresinin altmış yedinci ayetinde ise, Hz. Yakub (a.s)’m oğullarına şöyle dediği anlatılmaktadır:

Ey oğullarım! Bir kapıdan (Mısır’a) girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama ben Allahdan hiçbir şeyi sizin için savamam. Çünkü hüküm Allah’dan başkasının değildir. Onun için ben yalnız O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler yalnız O’na tevekkül etsinler” ( Yusuf 12/67).

Elmalılı Hamdi Yazır, âyetin yorumunda: “Bu tavsiyenin sebebi, toplu bir surette göze çarpmalarından ve bir hased ve gamze uğramalarından sakınmak idi” demektedir (Elmalılı, a.g.e., IV, 2890).

Nazar ile kıskançlık arasında yakın bir münasebet vardır. Elmalılı Hamdi Yazır, bu münasebeti şöyle ifade ediyor: “Kıskançlıklarından az daha Hz. Peygamber’i nazara uğratacaklar, aç ve kötü gözlerinin şerriyle ellerinden gelse onu helâk edeceklerdi. Demek ki, öfkenin bedende bir hükmü bulunduğu gibi, gözlerin de karşılarındakine bakışlarına göre iyi veya kötü bir hükmü vardır. Kimi elektrik gibi dokunur çarpar; mıknatıslar ve manyetize eder. Kimi de aldığı teessürle hasedinden bir gayze düşer, türlü türlü su-i kasde ve hilelere kalkışır ki, maddî veya manevî hangisi olursa olsun hedefine vardığı zaman, isabet-i ayn değmesi veya nazar tabir olunur. Bunun hakkında uzun uzadıya sözler söylenmiş, inkâr edenler, ispat edenler olmuştur. Keyfiyeti ne olursa olsun isabet-i ayn vardır” (Elmalılı, a.g.e., VIII, 5305).

Kur’an-ı Kerim nazardan söz ederken açık ve kesin bir hüküm bildirmemekte, buna karşı hadisler, kesin bir ifadeyle nazarın gerçek olduğunu bildirmekteler. Hz. Âişe (r.a)’den rivayet olunduğuna göre Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuşlardır: “Nazardan Allah’a sığınınız. Çünkü göz (değmesi) gerçektir” (İbn Mace, Tıb, 32; Buhari, Tıb, 36; Müslim, Selâm, 41).

Esma bint Umeys (r.a)’den rivayet edildiğine göre kendisi: “Ya Resulullah! Cafer’in oğullarına cidden nazar değiyor, ben onlar için şifa dileğiyle okutturayım mı?” demiş. Resulu Ekrem (s.a.s) de: “Evet, lakin kader ile yarışan bir şey olsaydı nazar değme işi onu geçerdi” buyurmuştur (İbn Mace, Tıb, 33; Muvatta, Ayn, 3).

Nazarın gerçek olduğunu kabul edince, ondan korunma yollarını da öğrenmek gerekir. Bunun için de, dinimizin bize müsaade ettiği yollara baş vurmak, sakındırdığı yollardan da kaçınmak durumundayız. Bu konudaki rehberimiz yine Allah’ın Resulu’dür. Ebû Said el-Hudrî (r.a)’den rivayet olunduğuna göre: “Resulullah (s.a.s), “Cinlerin ve insanların nazarından Allah’a sığınırım”gibi dualarla cinlerin ve insanların nazarından Allah’a sığınırdı. Sonra Muavvezatân nazil olunca bu sureleri okumaya başladı diğer duaları terketti” (İbn Mace, Tıb, 34).

Hz. Peygamberin kötülüklerden ve kötü kimselerin şerrinden emin olabilmek için sık sık okumuş olduğu duâ ve surelerden bazıları şunlardır: Enes b. Mâlik’ten rivayete göre Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Evinden çıkarken şu duâyı okuyan kişiye bu duâ kâfidir. O adam muhafaza altına alınır, şeytan da o adamdan uzaklaşıp bir kenara çekilir: Bismillâhi tevekkeltü alellâhi lâ havle velâ kuvvete illâ billâh “. Manası: “Allah Teâlâ’nın ism-i şerifini zikrederek evimden çıkarım. Ben Allah’a tevekkül ettim, güç ve kuvvet sadece Allah’ın lütuf ve ihsânıyladır” (Tirmizî, Deavât, 34). Ümmü Seleme’nin rivayetine göre Resulullah (s.a.s) evinden çıkarken şöyle derdi: “Allah’ın ismini zikrederek çıkarım. Ben Allah’a tevekkül ettim. Allah’ım hata yapmaktan, yolumu şaşırmaktan, zulmetmekten, zulme uğramaktan, cahillikle başkasına bela olmaktan ve başkasının cahilce davranışıyla karşılaşmaktan sana sığınırım” (Tirmizî, Deavat, 35): Osman b. Affan’ın rivayetine göre Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir kul her günün sabahında, her gecenin akşamında üç defa şu şekilde duâ ederse, o kişiye hiç bir şey zarar veremez. Bu: Bismillâhi lâ yedurru me’asmihi şey’in fıl’ardı vela fı’ssemâi ve huve’s-semiul-alîm”duâsıdır.

Anlamı: “İsmiyle beraber bulundukça yerde ve gökte hiç bir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle (sabaha erdim, akşamladım). O her şeyi işiten ve bilendir” (İbni Mace, Duâ, 14).

Hz. Âişe (r.a) da Resulullah (s.a.s)’ın yatağına girdiğinde iki eline üfleyip muavvizât (İhlâs, Felâk ve Nâs) surelerini okuduğu ve vücuduna sürdüğünü rivayet etmiştir (Buhârî, Deavât, 12).

Bütün bu nasslara göre nazardan korunmak için, “nazarlık” denilen; mavi boncuk, sarımsak, at nalı, minyatür süpürge vb. nesnelerle, içinde ne yazılı olduğu bilinmeyen ya da acaip bir takım şifrelerle yazılmış bulunan muskaları, -nereye olursa olsun- takmak şirktir. Zira bu tür davrânışlarda, Allah’dan başka birinden veya bir nesneden, zararı defetmesini istemek vardır. Halbuki Allah (c.c.), şöyle buyurur; “Eğer Allah, sana bir zarar dokundurursa; hiç kimse onu gideremez ve eğer sana bir hayır ihsan ederse, zaten O, herşeye kadirdir” (el-En’am, 6/ 17).

İmam Ahmed, Ukbe b. Nâfi’den merfû’ olarak şu hadisi nakleder: “Kim temîme (mavi boncuk) takarsa Allah onun işini tamamlamasın. Kim bir ved’a (katır boncuğu) takarsa Allah onu korumasın” (Ahmed İbn Hanbel, IV, 154, 156).

Başka bir hadiste: “Kim bir muska, mavi boncuk ve benzerini kesip atarsa bir köle azat etmiş gibi olur” (Yusuf el-Kardavi, “Tevhidin Hakikati”, Terc. Mehmet Alptekin, İstanbul 1986, s. 73).

Nazar kavramının batıdaki ifadesi, psikokinezidir. Nazar olayında iyi niyet ve yoğuşmaya göre alıcı ile verici uçlardan geçen bir “ark” oluşmaktadır. Gıbta, övünme, imrenme gibi dostça duygular, hatta ebeveynlerin; çocuklarına sevgisi, nazarın küçük dozda uğratma sebebidir. Nazara uğrayan kişi, çok sık esner ve sıkılır. Asıl uğursuz nazar, “haset” duygusundan gelişir. Bu duyguda, düşmanlık, kin ve intikam mevcuttur. Nazarın dozajında bu haset duygusunun şiddeti çok önemlidir. Haset duygusu ne kadar şiddetli olursa, nazarın gücü de o kadar şiddetli olur (Nazarın Bilimsel Yönü, Yankı Dergisi, 5-30 Haziran 1983, sayı 635, s. 52).

Gözlerin elektromanyetik ışınlar yolladığı konusu, Sovyetler Birliğinde yoğun bir şekilde araştırılmaktaydı. Yayının dalga boyu yaklaşık yüzde sekiz mm.dir. Yani radyo dalgalarıyla enfraruj (kızılötesi) dalgalar arasındadır (H. Egemen Sarıkaya, S. Birgil, C. Cümbüşel, Telepati, İstanbul 1978 s.15. Nazann bilimsel açıklaması için bak. Din ve İlim Açısından Nazar, Yrd. Doç. Celal Kırca, Diyanet Dergisi, XXII. sayı: 1, 1986).

NAZARDAN KORUNMA

Şu ayetler Nazar için oldukça faydalıdır. Aslında sadece Nazar için okunan dua-sure var ise de ben burada çok bilinen, namazlarda da okunan Muavvizeteyn surelerini tavsiye ederim. Çünkü tecrübelerimle sabittir.

Nasıl yapacaksınız.? Önce nazara uğramış olan kişinin karşısına geçerek; bütün iyi niyetiniz ve sevecenliğinizle kişinin anne ve kendi adını öğreniniz. Ve şöyle niyet ediniz.

Niyet ettim falandan olma (anne ismi) falanın (okunanın ismi) derdinin define Ella Talu ileyye ve tuni müslimin innehu min süleyman ve innehu Bismillahirrahmanirrahiym..!

Surelerin aslımalumunuz Arapçadır. Ben burada bilmeyenler için Türkçe okunuşunu veriyorum. Her sureyi 3 kez ve katları şeklinde okumalı ve bitiminde okuduğunuz kişinin yüzüne üflemelisiniz. Şifa Allahtan kolay gelsin.

FELAK SURESi

Bismillahirrahminirrahiym

Kul e-uzu bi-Rabbil-felak. Min şerri ma halaka Ve min şerri gasikin iza ve kab. Ve min şerrin neffasati filukad. Ve min şerri hasidin iza hased.

NAS SURESİ

Bismillâhirrahmanirrahiym

Kul e-uzu bi-Rabbin nâs. Melikin?nâs. İlâhin-nâs. Min şerril-ves vasilhan?nas. Elleziy yüves visü fiy sudürinnas. Minel-cinneti ven-na

Nazar Duâsı

Nazar haktır. İnsana, hayvana ve hatta cansıza da nazar değer. Nazar hastalık yapar, hatta öldürür. Kadınlara ve çocuklara daha çok tesir eder.

Peygamberimiz nazar ile ilgil olarak ”Nazar insanı mezara, deveyi kazana sokar” “Hoşa giden bir şeyi görünce, “Maşaallah la kuvvete illa billah” denirse o şeye nazar değemez.” buyurdu.

Sabah-akşam, 3 defa Bismillahillezi la yedurru maasmihi şeyün fil erdi vela fissemai ve hüvessemiulalim (16) okuyan, büyü, nazar ve zulümmden korunur.”

Göz değene, Peygamber efendimizin bildirdiği şu tavizi okumalıdır:

“Euzü bi kelimatillahittammati min şerri külli şeytanın ve hammatin ve min şerri külli aynin lammetin.” (25)

Nazar değen kimseye şifa için Ayet-el-kürsi, Fatiha, Muavvizeteyn (Felak ve nas) (57) ve Kalem suresinin son iki ayetini (ve in yekâdüllezîne keferû leyüzlikûneke biebsârihim lemmâ semi-uz- zikra ve yekûlûne innehû lemecnûnün ve mâ hüve illâ zikrun lilâlemîne) (62) okumanın muhakkak iyi geldiği bildirimiştir. Ayat-ı hırzı (76)okumak ve üzerinde taşımak da çok faidelidir.

Herkes, bilhassa nazarı değen kimse, beğendiği birşeyi görünce “Maşaallah” demeli, ondan sonra, ne söyliyecekse, o şeyi söylemelidir. Önce Maşaallah deyince, nazar değmez.

Büyüklerimizin bildirdiği Nazar Duâsı şöyle

Bismillâhirrahmânirrahîm bismillâhi azîm-iş- şâni şedîd-il birri mâ şâallahü kâne habese hâbisün min hacerin yâbisin ve şihâbin kâbisin. Allahümme innî radedtü ayn-el âini aleyhi ve alâ men ehabb-en-nâsi ileyhi ve fî keyedihî ve kilyetihî lahmün rakîkun ve azmün dakîkun fîmâ lehû yelîku ferci-il basara hel terâ min fütûrin sümmerci-il basara kerrateyni yenkalib ileyk-el basaru hâsian ve hüve hasîr ve in yekâdüllezîne keferû leyüzlikûneke biebsârihim lemmâ semi-uz- zikra ve yekûlûne innehû
lemecnûnün ve mâ hüve illâ zikrun lilâlemîne lâ havle velâ kuvvete illâ billâh-il aliyy-il azîmi Lâ ilâhe illallâhü hısnî, men kâle-hâ dehale hısnî, ve men dehale hısnî emine min azâbî. Sadaka rasûlullahi sallallahü teâlâ aleyhi ve selleme

zayıflamak için buzlu su için

Bugüne kadar okuduğunuz ya da uyguladığınız diyet listelerini hatırlayın.Uzmanlar özellikle ne diyordu? “Günde en az 2 litre su için!”. Vücut sağlığımız için su içmeliyiz ancak amacımız kilo vermek ise sadece su yeterli değil; buzlu su içmelisiniz!Kilo vermek isteyenler gün boyunca mutlaka buzlu su, buzlu çay veya buzlu meyve suları tüketmeli. Bunun sebebi vücudunuz buzlu içeceği ısıtıp vücut derecesine çıkarabilmek için ekstradan kilo kalori yakıp enerji sağlamak zorunda kalacaktır. “Kilo vermek için neden buzlu su içmeliyim?” diye merak edenler için cevap hemen geliyor. Buzlu su içmek; vücut sisteminizi, vücut ısınızın düşmesini engellemek için metabolizmanızı hızlandırmaya zorlar. Örneğin, 340 ml’lik bir bardakla günde 8 bardak buzlu su içiyorsanız fazladan 200 kalori yakıyorsunuz demektir. Bu da kilo vermenizi hızlandırır.

Ekstra kalori yakıyor

Eğer su içmeyi sevmiyorsanız, buzlu suyu limonla tatlandırmayı deneyin. Bu arada, fazla su içmek vücudu şişirir, daha kilolu gösterir gibi yanlış bilgileri aklınızdan silip atın. Su içmek; karaciğer ve böbreklerin temizlenmesine, toksinlerin atılmasına yardımcı olan en önemli içecektir. Vücut şişkinliği az su içmekten kaynaklanır. Sadece buzlu su ile kalmıyor tabii, sıcak yaz günlerinde mutlaka bir iki bardak buzlu yeşil çay tüketmek isteyebilirsiniz. Bağışıklık sistemimizi koruyabilecek en etkili destek antioksidanlardır. Bu nedenle güneş yükseldikçe antioksidanların sağlığımız için önemi artar. Yeşil çay içindeki flavonoidler (antioksidan) sayesinde yaşlanmanın etkilerini yavaşlatırken, buzlu tükettiğiniz için ekstra kalori de yakma fırsatı bulursunuz.

500 ml. buzlu su, kaç kalori yaktırır?

Diyelim ki buzlu suyun sıcaklığı 0 dereceye yakın,
Vücut sıcaklığınız 37 dereceye yakın,
1 gram suyu 1 derece ısıtmak için harcanan enerji miktarı 1 kaloridir (kilo kalori değildir, 1 kilokalori 1000 kaloridir),
500 ml. suyun 473,18 gram olduğunu biliyoruz…

500 ml buzlu suyu 37 derece sıcaklığa çıkarabilmek için vücudunuz 17,5 kilo kalori yakmak zorunda kalacaktır. Günlük ihtiyacınız olan 2000 kilo kalorilik bir diyetiniz olduğunu düşünürseniz, 17,5 kilo kalori pek fazla görünmüyor

Dekorasyonda renklerin önemi

Renklerin evinizde yarattığı sihirler  
Evinizi veya odanızı büyük göstermek için,
Eviniz veya odanız küçük ise açık tonları tercih etmeniz de fayda var.Eşyalarınızı ve boyanızı açık tonlarda seçmelisiniz.Açık renkler kullandığınızda ışık yansıma yapacağından odanız daha büyük görünecektir.

Büyük bir evi veya odayı küçük ve şirin göstermek için,
Sıcak renkler(sarı,kırmızı,pembe ve turuncu tonları)kullanarak duvarların ve tavanın merkeze daha yakın olduğu hissini verir.
Böylelikle büyük olan ve eşyası az olan odanız daha küçük ve şirin olacaktır.

Tavanı daha alçak göstermek için,
Tavanda  duvarlarınızdan biraz daha koyu bir renk kullanın.Fakat odanızın sıkıcı,bunaltıcı bir hal almaması için koyu tonda renkler kullanmayın.

Tavanınızı daha yüksek göstermek istiyorsanız, duvar renginizden daha açık bir renk kullanabilirsiniz.

 

Burçlarda gizli güzellik sırları

Burçlarda gizli güzellik sırları

burclarda-gizli-guzellik-sirlari_ufakKadınların moda, makyaj gibi tercihlerinin neden farklı olduğunu hiç düşündünüz mü? Astrologlar, bu sorunun cevabının tamamen burçlarda saklı olduğunu ifade ediyor…

Yıllardır aynı parfümü kullanıyor, makyaj yaparken klasik renkleri tercih ediyorsunuz ve sürekli aynı tarzda giyiniyorsunuz… Hatta öyle ki kendinizi tamamen yeniliğe kapamış durumdasınız. Peki, bu davranışlarınızın nedenini hiç merak ettiniz mi?

Parfüm seçimi

Bu davranışınızın sebebi burcunuzda saklı… Çünkü astrologlar insanların tüm yaşamını A’dan Z’ye etkilediklerini ifade ettikleri burçların, kadınlar için ayrı bir önem taşıdığına dikkat çekiyor. Astrologlar, burçların bir anlamda güzelliğin aynası olduğunu belirtiyor! Astrologlara göre, her burcun makyajdan spora kadar farklı tarzları bulunuyor. İşte burçların makyaj, moda, bakım ve parfüm özellikleri…

Su grubu kadınları (Yengeç, Akrep ve Balık burcundan olanlar)

Makyaj
Su grubu kadınları makyaj yaparken kendilerini kaybederler. Makyajın her adımını ve kullandıkları her tonu adeta yaşarlar. Mükemmel ve sıra dışı bir makyaja, uzun zaman ayırmaktan çekinmezler. Özellikle pastel tonları ve açık renkleri kullanmayı severler. Zaman zaman da koyu far sürmekten ve gözlerine siyah kalem çekmekten geri kalmazlar.

Bakım
Su grubu kadınları kozmetiği ve kendilerini şımartmayı çok severler. Özellikle nemlendirici kremler ve vücut yağı kullanmayı tercih ederler. Banyo tuzları ve aromatik yağlardan da vazgeçemezler. Suyla çok haşir neşir oldukları için, banyo yapmayı, denizi ve saunaya gitmeyi çok severler.

Spor
Bir spor salonuna bağımlı kalmak, kesinlikle su grubu kadınlarına göre değildir. Spor yapmak onların içinden gelmeli veya başkaları tarafından buna teşvik edilmelidirler. Örneğin arkadaşları tarafından havuza davet edilmek, su grubu kadınlarının çok hoşuna gider.

Moda
Su grubu kadını için moda, rahatlık demektir. Giydikleri kıyafetin kumaşı onlar için çok önemlidir. Pastel tonlarda, eflatun ve gümüş rengi kıyafetleri tercih ederler. Vücut hatlarına ortaya çıkaran kıyafetler giymeyi severler.

Parfüm
Çiçek kokularından baharatlı kokulara kadar her parfümü severler. Kendilerine en uygun parfümü bulduklarında, onu uzun bir süre değiştirmezler. Hatta parfümleriyle adeta özdeşleşirler. Özellikle gül esanslı parfümler, su grubu kadınları için idealdir.

Ateş grubu kadınları (Koç, Aslan ve Yay burcundan olanlar)

Makyaj
Ateş grubu kadınları çok yaratıcıdır, fakat aynı zamanda sabırsızdırlar. Güzelliklerde aşırı derecede düşkün olsalar da, saatlerce aynanın karşısında makyaj yapmak onlara göre değildir. Gündüzleri sade makyaj yapmayı, akşamlarıysa makyajı için altın tonlarında far veya ruj tercih ederler.

Bakım
Ateş grubu kadını tek bir ürüne bağımlı kalmayı sevmez. Her zaman yeni ürünler ve 1. markalar denemeyi tercih eder. Özellikle sabah-akşam kullanılabilen yüz, boyun ve dekolteyi nemlendiren bakım kremleri ateş grubu kadınları için idealdir.

Spor
Ateş grubu kadınları yerlerinde duramazlar. Spor yapmak, özellikle de açık havada bisiklete binmek veya tenis oynamak onlar için vazgeçilmezdir. Koşu, atletizm ve kayak da ateş grubu kadınları için idealdir.

Moda
Dış görünümlerine büyük önem verirler. Modayı büyük bir merakla takip eder, mümkün olduğu kadar ayak uydurmaya çalışırlar. Ateş grubu kadını çarpıcı renkleri, özellikle kırmızı, bordo ve altın sarısını tercih ederler.

Parfüm
Piyasaya yeni çıkan parfümleri denemekten asla geri kalmazlar. Ateş grubu kadınları, özellikle çiçek ve vanilya esanslı kadınsı kokuları tercih ederler.

Toprak grubu kadınları (Boğa, Başak ve Oğlak burcundan olanlar)

Makyaj
Toprak grubu kadınları çok düzenli ve temizliğe düşkündürler. Makyaja zaman ayırmaktan çekinmez ve makyaj yaptıkları halde, yapmamış gibi görünmeyi çok severler. Genelde birbirine yakın tonlarda pastel renkleri tercih ederler.

Bakım
Lüks bakım kremleri toprak grubu kadınlarının işidir. Cilt tiplerine uygun kremleri seçmeye özen gösterirler. Yüz ve vücut bakımına büyük önem verirler. Başak kadınları için kullandıkları ürünün etkili olması çok önemlidir. Oğlak kadınlarıysa, ihtiyaç duymadıklarından nemlendirici kremleri pek tercih etmezler.

Spor
Toprak grubu kadınları rahatlığa büyük önem verirler. Onlar için spor yapmak, problemli bölgelerle savaşmak ve sağlıklı bir hayat sürmek demektir.

Moda
Modayla fazla ilgilenmeyen toprak grubu kadınları, kendilerine yakışanı giymeyi tercih ederler. Rahat kıyafetleri, krem, kahverengi, yeşil ve gri tonlarını severler. Oğlak kadını klasik giyinmeyi, Boğa kadını da kaşmir kumaştan kıyafetleri tercih eder. Başak kadınıysa kıyafette kaliteye çok önem verir.

Parfüm
Toprak grubu kadınları genellikle baharatlı kokuları tercih ederler. Çok nadir olarak parfümlerini değiştirirler. Onlar için önemli olan, kokunun tenleriyle uyumu.

Hava grubu kadınları (İkizler, Terazi ve Kova burcundan olanlar)

Makyaj
Hava grubu kadınları her türlü yeniliğe açık ve meraklıdırlar. Makyajın tüm püf noktalarını bilir ve yenilikleri takip ederler. Örneğin mavi oje modaysa, el ve ayak tırnaklarının bu renkte olduğunu hemen görürsünüz! Makyaj yapmak hava grubu kadınları için bir gerekliliktir. Makyaj yapmadan evden çıkmazlar.

Bakım
Hava grubu kadınları, daha iyisini bulabilirim mantığıyla değişik ürünler denemekten çekinmezler. Yeniliklere ve öğrenmeye açık olduklarından, kendilerini daha güzel gösterecek her ürün hakkında bilgi sahibi olmaya büyük önem verirler. Özellikle banyo ürünlerine ve yağlarına ilgi duyar, güzellik salonlarına gitmeyi çok severler.

Spor
Hava grubu kadınları iletişim kurmaktan hoşlandıkları için, tek başına spor yapmak onlara göre değildir. Spor salonlarına gitmeyi, burada hem spor yapmayı hem de dostluk kurmayı tercih ederler. Özellikle vücudu gevşeten ve zihni rahatlatan jimnastik hareketlerini tercih ederler.

Moda
Modayı takip etmeye büyük özen gösteren hava grubu kadınları, kıyafetlerinde açık ve canlı renkleri, özellikle de mavinin tonlarını tercih ederler.

Parfüm
Hafif ve ferahlatıcı kokular. Hava grubu kadınları için idealdir. Özellikle de limon ve çiçek esanslı parfümleri tercih ederler.

Yoga yaparak rahatlayın!

Yoga yaparak rahatlayın!

Yoga ve akupunktur gibi tamamlayıcı tıp yöntemlerinin doğum fobisini yenmede çok büyük etkisi oluyor.1069
Yoga ve akupunktur gibi tamamlayıcı tıp yöntemlerinin doğum fobisini yenmede çok büyük etkisi oluyor. Nefes egzersizleri de son derece etkili yöntemler. Tüm bu yöntemlerin, anne adaylarının doğumu daha kolay yapmalarında ve daha fazla gevşemelerinde çok büyük etkisi var. Hamile kadınların yüzde 30′unda hamilelik öncesi ve sonrası depresyonları görülebilir. Bunlara, doğum korkusu yaşayanlarda daha sık rastlanır. Bu korkular, doktor kontrolleri ile giderilebilir. Doğum yapmaktan çok korkan ve doğum sırasında büyük bir ağrı çekmekten endişe duyan anne adaylarının, psikolojik destek almalarında büyük fayda vardır.

Doğum şeklini doktor seçmeli
Bir kadının mutlu şekilde doğum yapabilmesi için doğum şeklini doktorunun seçmesi gerektiğine inanıyorum. Anne adayları doktorlarını doğru seçmeli, doktorları da o kadına en uygun doğum şeklini seçmeli. Tıbbi bir gereklilik olmadıktan sonra en sağlıklı doğum; normal doğumdur. Kadınlar bunu kabullenmeli. Tıbbi bir gereklilik durumunda ise; sezaryen tercih edilmeli.

Kariyer kadını çok korkuyor
Şehir kadınlarında ve özellikle de kariyer sahibi kadınlarda, doğum fobisine çok daha sık rastlıyoruz. Bu kadınlar; hayatlarında her şeyi programlayarak yapmaya alışık oldukları için bu durum onları, diğer kadınlara göre daha fazla tedirgin ediyor. Bu gruptaki kadınların değişim korkuları da var. Doğumdan sonra cinsel organlarının bozulacağını, bu nedenle de seksten eskisi gibi zevk alamayacaklarını düşünüyorlar. Normal doğumu reddediyorlar. Onların yaşadığı korku basit bir tedirginliğin çok daha ötesinde oluyor ve mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor.

Tedavi yüzde 90 başarılı
Tedavi ne ölçüde başarılı? Bu durumdaki hastalara fobi tedavisi uyguluyoruz. Yüzde 80-90 oranında başarı sağlanıyor. Yüzde 10-20 hafif oranda korku kalabiliyor. Ama bu durum kişinin doğum yapmasına engel olmuyor. Korkunun öncelikle kaynağını buluyoruz. Bu durumdaki kadınlar diğer fobileri yaşayanlardan farksızdırlar, fare, kapalı alan, uçuş fobisi yaşayanlar gibi o durumda aşırı panik atak yaşarlar. Düzenli psikoterapi ile sorun çözülür. Bu konuda başırılı olma oranı yüksektir.