BitkiDerman.com.tr

' "Bitki" Derman'dır. ' – Åžifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi…



yaşlara göre çocuk eğitimi

2 yaÅŸ:

İki yaşında çocuk çok canlıdır. Çocuk, başkasının yardımı olmaksızın merdivenlerden iner ve çıkar. Sıçrar, dans eder, el çırpar, sevinç ifedesinde bulunur. Kitapların sayfalarını tek tek açabilir.,çocuk kaşığı doğru dürüst tutar ve ağzına ustaca götürür.

Çocuklar küplerle, kule yapmaya devam eder,altı küple kule yapar.

Çocuğun dili önemli bir gelişme gösterir.kelime hazinesinde son altı aydakinden hiç olmazsa on kat daha fazla ve genellikle iki yüz veya daha çok kelime vardır.anlamsız çocuk konuşmaları hemen hemen kaybolmuştur. Ve dili anlayış,önemli bir şekilde artmıştır.çocuğun, cümlelerinin çoğu hala bir kelimeden oluşmasına karşın ,artık dil,işe yarar bir araç olmuştur.

Onun iki kelime bazen üç kelimeden oluşan cümleler kurduğu görülür.iki yaşında çocuk hala kendisiyle çok meşgul olan bir çocuktur.

Bununla birlikte diğer insanlar ,kendisi için daha ilginç bir hale gelmeye başlamıştır. Çocuğun dilinde kişi adları, benim, bana, siz, ben şeklinde bir sıra ile meydana gelir ve bu yaşta bazı belirli anlam taşır.biz kelimesi üç yaşından önce nadiren kullanılır. Oyun etkinliği, çok önem taşır. Bu yaşta bazen çocuğun daha sonra bulacağından emin olarak, oyuncakları sakladığı görülür.

Üç yaş:

Üç yaşını doldurmadan önce bir çocuk ailesi için oldukça zorlu olan bir gelişim safhasından geçer ki bu en yüksek derecesine iki buçuk yaşlarında ulaşır. Bu dönem negatif bir dönemdir.bu dönemin süresi ve şiddeti bir çocuktan öbürüne çok farklılık gösterir.çocuk bu dönemde çok inatcıdır.Her istediği olsun ister,olmayınca hırçınlaşır. Çocuk üç yaşını doldurunca, negatif dönem yerini pozitif döneme bırakır.

Bu zorluklar genellikle ortadan kalkar.daha küçükken her şeyi aynı şekilde yapmak,aynı hikayeyi sürekli yeniden dinlemek,aynı kelimelerle dinlemek, gereksinimi,bu yaşta daha az görülür.

Biz adı bu yaşta kullanılmaya başlar.üç yaşında çocuk merdivenleri daha rahat inip ,çıkar.çok daha iyi bir şekilde koşar, dans eder.çocuk çizgi çizmede daha başarılıdır.üç yaşında bir çocuk normal bir adam resmi çizemez,bu bir yıl sonra görülür.

Çocuk bir kağıt parçasını enine,boyuna,katlıyabilir,ama kendisine gösterilse de,köşegenel olarak katlıyamaz.

Çocuk,çember, kare, üçgen biçimin deki tahta parçalarını, karşılıkları olan deliklere çok rahatlıkla koyabilir.

Çocukta hızlı bir zihinsel gelişim görülmektedir.

Dil davranışı,kelimelerin daha detaylı anlaşılmaya başlaması bu yaşta görülür artık çocuk sınıflamalar yapabilmeye başlamıştır.

Eşyanın ne olduğu ve adları çocuğa sorulduğun da bunları çok rahatlıkla cevaplar iki yaşın da çocuk kelime öğrenir, üç yaşların da ise bunları kullanır.

O kelimeleri eylemlere eylemleri kelimelere yaklaştırrır.kelimeleri sembol olarak kullanmaya başlar.

Sosyal davranış,üç yaşıında çocuk yeni dostlar edinmek ister başka çocukların gözüne girmek ister bu sebeble oyuncakları nı onlara verebilir.yabancılardan duyduğu korku bu yaşta ortadan kalkar bunun yerine yalnızlıktan, karanlıktan korkmaya başlayabilir.bu yaşta korkulu rüyalar görmesi olağandır.

Dört yaş

Üç yaşla dört yaş arasın da bir gerileme olduğu görülebilir.bu yaşta huzursuzluklar, güvensizlikler iki buçuk yaşın da görülen negatif özellikler tekrar görülmeye başalar.bazı çocuklar da geçi ci de olsa kekemelik ortaya çıkabilir. Bu yaşta çocuk kararsız hırçındır

Çocuk artık bağımsız olmak ister herşeyi kendisi yapmak ister çok haraketlidir. Kendini beğenmiştir. Güvensiz dir dört yaşındaki çocuk tek bacak üzerinde uzun süre kalabilir.Fakat henüz sekemez.

Bunun için hiç olmassa altı aya ihtiyacı vardır.

O, giysilerini ilikleyebilir, ayakkabıları nı giyebilir, fakat ayakkabı bağlarını bağlayamaz bağlaya bilmesi için bir süre daha geçmesi gerekir hala bir kağıdı köşegen olarak katlayamaz!

Dört yaşında ki canlılık onun çok şey bildiğini sanmamıza neden olsa da bu durum böyle değildir.henüz öğreneceği çok şey vardır.bu yaşta çocuk bir adam resmini ayrıntılı olmasa da çizebilir.

BeÅŸ yaÅŸ:

Beş yaşında ki çocukların okul öncesi eğitime başlamaları gerekir. Bu yaşta ki çocuklar ritmik hareketler yapabilir,dişlerini fırçalayabilirler bu yaşta çocuklar kareyi, üçgeni kopya edebilir, ancak eşkenar dörtkeni kopya ederken zorlanır.dört yaşında ki çocuk resmini bitirdikten sonra ona anlam verdiği halde beş yaşında ki çocuk resme başlamadan önce ne yapmak istediğini bilir.

Dört yaşındaki çocukta sayı kavramı genellikle bir, iki, sınırı için de kalır fakat beş yaşındaki çocuk artık on a kadar sayabilir.

Ve bu sınır için de toplama yapabilir.o, kaç yaşında olduğunu söyleyebilir. Beş yaşında ki çocuk bir şeyi tamamlamaya hazırlıklı bir durumdadır.

Başladığı bir işi yapmaya, bitirinceye kadar devam eder

Sosyal bakımdan mutlu bir çağdır. Bu yaşta çocuk ev işlerine yardım etmesini sever, zayıf oyun arkadaşları nı, küçük kardeşlerini korur dört yaşındaki çocuk gibi her ne pahasına olursa olsun, inatçılık etme gereksinimi duymaz, onun davranışı biraz yetişkinin kini andırır, o da sosyal olarak başkaları nın üzerinde iyi bir etki bırakmak ister.
Beş yaşındaki çocuğun başkalarına güvenmesi dört yaşından farklıdır.

Altı yaş:

Altı yaşındaki çocuğun motor becerileri gelişmiştir.evde de dışar da da oynar ama nerede olmak istediklerini gerçekten bilemez bu yaşta bazı deneylere girişirler yeni bir şeyler keşfetmeye çalışırlar bu yaştaki erkek çocukları daha çok sokakta oynamayı sever kız çocukları ise bebekleri ile oynar onları giydirir ve soyarlar bu işi bıkmadan usanmadan tekrarlarlar.

Dil davranışları gelişmiştir.telefonda konuşurlar kendilerini ifade edebilirler fikirlerini başkalarıyla paylaşabilirler.

Çocuk bu yaşta çoğu zaman sağı nı, solunu, ayırır fakat başkalarının sağ ve sol kolunu göstermesi istendiğin de genellikle karıştırır.bu yaşta çocuğun resimleri daha gerçekçi olmaya başlar adam resmi çizdiği zaman kollarını, bacaklarını çizebilir.boyamaktan zevk alır fakat kalemi henüz acemice tutar harfleri kopya edebilir ve tanıyabilir.

Sosyal davranış hırçındır,acelecidir, dürtülerini kontrol etmekte güçlük çekebilir.bu yüzden sosyal ilişkilerini idare edemez sürekli birinci gelmek hevesindedir.

Annesinin ona yardım etmesini red eder fakat yinede bir çok konuda annesine muhtaçtır.

Yedi yaÅŸ:

Altı yaşa nazaran bu yaş daha az çatışmalı dır.daha sakin bir yaştır yedi yaşındaki çocuk genellikle söz dinler, kendisin de dikkatini toplama yeteneğinde bir aartış olmuştur.
Bu durum okula başlar ken onun için olumlu olmaktadır.

Yedi yaşında ki çocuk canlıdır,altı yaşına göre daha dikkatlidir. Ve tehlikenin daha çok farkına varır.bir ağacın yüksek tepelerine çıkmaz çoğu zaman ağaca tırman madan önce yüksekliğini gözden geçirir ve dalların sağlamlığını dikkatle yokalar.

Denge duygusu geliştiği için futbol oynar, ip atlar, seksek oynar.

Çocuk okula gitmeye başlayınca ve okuma yazma öğrenince dil açasından çok ilerler.anlattığı şeyleri yeni bir biçimde düzenler ve bazen bunu çok doğru yapar.
Çocukların okumaya karşı duydukları ilgi çok çeşitlidir. Bu duygu yalnız okumaya gerekli olan sembolleri anlama derecesinde ki farklardan ileri gelmemektedir, aynı zamandan okumanın, başka ilgilerle karşılaşmasından doğmaktadır. Yedi yaşındaki ler arasın da sürekli olarak okumaktan zevk alanlara sıksık rastlanır…  PEDAGOG  AYKUT  AKOVA   www.aykutakova.com

Cinsel eğitim 3 yaşında başlamalı Ayıp olur diyerek konuşmazsak çocuk sorunlu olur

‘Cinsellik eÄŸitimi 3 yaşında baÅŸlamalı”Ayıp olur’ diye cinsel konulardaki yanlış yönlendirmeler çocukta ciddi sorunlar açar…

01.01.2008 11:55 Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Ruh SaÄŸlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fevziye Toros, ”çocuklara cinsel eÄŸitimin 3 yaşından itibaren verilmesi gerektiÄŸini” bildirdi. Toros, ebeveynlerin, çocuklara ”kimsenin yanında soyunulmaması” ve ”vücudundaki bazı bölgelerin kendisine has olduÄŸu, bunların kimseyle paylaşılmaması” gibi bir takım düşünceleri aşılamaları gerektiÄŸini belirtti.
ÇocuÄŸu cinsel konularda bilgilendirmeme ya da ”ayıp olur” diye yanlış yönlendirmelerin çocuk ve toplum üzerinde çok ciddi sorunlara neden olabileceÄŸini vurgulayan Toros, bu konuda en önemli görevin ebeveynlere düştüğünü vurguladı. Toros, çocuklarda cinsel istismarın önemli bir sorun olduÄŸunu, bu sorunla hastanelere baÅŸvuran çok sayıda hasta bulunduÄŸunu ifade ederek, ÅŸunları kaydetti: ”Aileler, çocuklarıyla cinsel konuları konuÅŸurken utanmamalı, aksi halde çocuklar bu bilgileri baÅŸka kiÅŸilerden yanlış ÅŸekilde de öğrenebilir.
Bir çocuk, kendisine ÅŸefkatle ya da taciz amaçlı dokunan kiÅŸileri ayırt edemeyeceÄŸinden, aileler temkinli davranmalı. ÇocuÄŸa, ‘vücuduna dokunmak isteyen birisi ile karşılaşırsan, yardım iste’ gibi telkinlerde bulunulmalı.” Toros, ailelerin, çocuklarıyla arkadaÅŸ iliÅŸkilerini küçük yaÅŸlardan itibaren geliÅŸtirmeleri gerektiÄŸini vurgulayarak ”çocuÄŸu ile bu iliÅŸkiyi kuramayanlar cinsel istismar konusunda çocuklarına şüphe ile bakarlar. Çünkü, çocuk, çekindiÄŸi, utandığı ya da korktuÄŸu için ailesine başına gelenleri anlatmadığından, aileler de bu konudan habersiz kalır. Oysa, arkadaÅŸlık iliÅŸkileri içinde güven duygusu aşılandığında, çocuklar her konuda ailelerini bilgilendirebilir” diye konuÅŸtu.

Doç. Dr. Toros, kendilerine baÅŸvuran bazı ebeveynlerin çocuklarının cinsel istismara uÄŸradığı yönünde şüphe duyduklarını bildirdiklerine dikkati çekerek, ÅŸunları kaydetti: ”Çocuklarının istismara uÄŸradığı şüphesini duyan aileler, onları, korkutarak, bağırarak konuÅŸturmaya çalışmamalı. Onlarla oturup yaÅŸadıklarını öğrenmek için sevgi ve ÅŸefkatle yaklaÅŸmalı. Gerekiyorsa bir uzmandan yardım alınmalı. Çünkü günümüzde çocuklar, aile içinde ya da yakın dost ve akraba çevresinde bile cinsel istismara uÄŸrayabiliyor.” Toros, çocukluk dönemindeki cinsel istismarın bireyin adeta bilincine kazındığını, bu durumun ergenlik dönemi ve ondan sonraki yaÅŸantısını da olumsuz etkilediÄŸini sözlerine ekledi.

AA

‘Cinsellik eÄŸitimi 3 yaşında baÅŸlamalı’ – HABERTÜRK – Türkiye’nin En Büyük İnternet Gazetesi

kaç yaşında eğitime başlamalı?

Çocuklar sosyal bir ortama uyum sağlayabilecek psikolojik olgunluğu ortalama 3 yaşını doldurduklarında kazanmaktadırlar.

 Bu nedenle de bu yaÅŸtan itibaren bir sosyal kuruma devam etmeleri uygun olmaktadır. Daha öncesinde tek bir kiÅŸinin sürekli ilgisine ihtiyaç duyarlar ve bu ilgiyi paylaÅŸabilecek olgunluÄŸa eriÅŸmemiÅŸlerdir. Bu nedenle 3 yaÅŸ öncesi yuvaya gönderilen çocuklarda sıklıkla yuvaya uyum problemleri yaÅŸanmaktadır. Anaokulu ne gibi özelliklere sahip olmalıdır? Aileler çocukları için anaokulu seçerken nelere dikkat etmelidir? 3 – 6 yaÅŸ dönemi çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal geliÅŸimleri için en önemli dönemdir. Çocuklar öncelikle geliÅŸimlerinin bir özelliÄŸi olarak sosyalleÅŸmek, baÅŸka çocuklarla bir arada olmak ihtiyacındadırlar. Yuvalar çocukların paylaÅŸma, bir arada olma, birlikte hareket edebilme ve oyun oynama ihtiyacını karşılarlar. Becerileri ve zihinsel kapasiteleri birbirine denk olan yaşıtlarıyla bir arada olmak çocukların yaÅŸayarak öğrenmelerini saÄŸlar ve sosyal paylaşımın öğrenilmesinde etkilidir. Bu nedenle de anaokulu ve yuvaların çocukların bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal geliÅŸimlerini ve dil geliÅŸimlerini destekleyici bir program uygulamaları ve bu programı uygun koÅŸullarda sunmaları gerekmektedir.

Çocukların tüm gelişim alanlarını destekleyen bir program hazırlanmalı ve bu program çocukların keyifle ve ilgilerini çekebilecek şekilde takip etmelerini sağlayacak bir içerikte hazırlanmalıdır. Çocukların var olan ilgi ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik değişik aktivitelerin sunulması önemlidir. Çocuklar hem eğlenmeli, hem öğrenmeli hem de yeni ilgi alanları bulmalıdırlar. Öğrenirken eğitim hayatlarının temeli olan birlikte hareket edebilme, grupla birlikte karar alabilme, sıra bekleme, kendini grup içinde ifade edebilme, ihtiyaçlarını ifade etme, belirlenen kuralları öğrenme ve bu kurallara-sınırlara uyma gibi becerileri kazanmaları da önemlidir. Çocukların yaşlarına uygun olarak gerekli kavramları (renk, şekil, sayı vb), el becerilerini, sosyal becerileri öğrenmeleri evden çok yuva ortamında mümkün olmaktadır. Yuvada tüm bu bilgi ve becerilerin belli bir sıra ile öğretilmesi söz konusudur. Programın uygulanması aşamasında yuva personelinin deneyim ve eğitimleri de çok önemli olmaktadır.

Anaokulunda daimi bir pedagog veya çocuk gelişimi konusunda deneyimli bir psikoloğun bulunması yuva seçiminde birinci koşul olmalıdır. Çocukların becerilerinin ve gelişimlerinin takibini yapabilmek ve olası bir aksaklıkta aileyi uyarabilmek çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü olası bazı problemler erken yaşta keşfedildiklerinde hızlıca çözümlenebilmekte aksi halde uzun yıllar süren, eğitim hayatını ve çocuğun sosyal hayatını etkileyen başka zorluklara dönüşebilmektedirler. Ayrıca her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilmekte bu sıkıntılar değişik şekillerde ifade edilmektedirler. Çocuklardaki bu belirtileri ve değişiklikleri dikkatle gözlemlemek ve başka bir problemin işareti olduğunu keşfedebilmek uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Ayrıca ailelerin çocukların eğitimi ve gelişimi konusunda ve uygun disiplin yöntemleri konusunda yönlendirilmeleri ve desteklenmeleri önemlidir. Bu nedenle de yuva personelinin pedagoji eğitimli olması büyük önem taşımaktadır.

Temizlik ve fiziksel ortam zaten anne-babaların dikkat ettikleri ve fark etmekte zorlanmadıkları özelliklerdir. Burada da dikkat edilmesi gereken şey fizik ortamın nasıl düzenlendiğidir. Örneğin çocuklar hangi aktivite sırasında nerede bulunuyorlar? Bu ortamlar o aktivitenin rahatça gerçekleşmesi için uygun ortamları mı? (örneğin boya yapılan yerde zeminin halı olması hem çocukların rahatı hem de hijyen açısından uygun olmayabilir) Merdivenler ne kadar korunaklı? Bahçe ve bahçedeki oyun malzemeleri tüm çocukların kullanımına açık mı ve çocuk sayısına oranlandığında yeterli mi? Oyuncak çeşitliliği var mı? Hangi malzemeler kullanılıyor? Boyalar vs çocukların ağzına almaları durumunda zararlı olabilecek nitelikte mi? Oyuncaklar ve diğer eğitim malzemeleri gerçekten kullanılıyorlar mı? Serbest oyun zamanlarında ve bahçe saatinde çocuklarla ilgilenen personel sayısı da önemlidir. Çünkü çocuklar açık alanda daha hareketli olmakta ve zarar görme olasılıkları artmaktadır. Bu nedenle bahçe saatlerinde ve hareketli oyunlar sırasında normalde var olan öğretmen ve eğitimci sayısının takviye edilmesi önemli olmaktadır.

Çok önemli bir konu da sınıf mevcududur. Okul öncesi sınıflar 3 yaşta 10-12 civarı olmalıdır. Daha fazla sayıda çocuk için tek öğretmen yeterli olmamaktadır. 4 ve 5 yaş grubunda bu sayının biraz daha üzerine çıkılabilir. Ancak ilkokul sınıfları gibi kalabalık ortamlarda çocukların bir arada düzen içinde bulunmalarını sağlamak güç olacağından ister istemez daha sıkı bir disiplin uygulanmaya çalışılacak bu da çocukların ihtiyaç duydukları rahatlık ve ilgi ihtiyaçları ile ters düşecektir. Anaokulu çocuğa neler öğretir? İlerideki akademik ve sosyal yaşamına ne tür katkıları olur? Anaokulu çocuğun yaşamındaki ilk gerçek sosyal deneyimdir.

Çocuğun merkez olduğu ve tüm ilginin üzerinde olduğu bir ortamdan uzaklaşıp ilgiyi, sevgiyi paylaştığı, bir düzen içinde grup halinde hareket ettiği, beklemeyi, sabretmeyi öğrendiği, tüm ihtiyaçlarını karşılaması için desteklendiği ilk ortamdır. Çocuk yuvaya giderek öncelikle düzen öğrenir. Her gün aynı saatte kalkıp, aynı düzen içinde okuluna gitmektedir. Bu ev yaşamında da düzen sağlar. Belirli bir saatte yatmayı, düzenli olarak kahvaltı etmeyi öğrenir. Düzenli ve sürekli arkadaşlıkları olur. Arkadaşlarını aramaya, onlar tarafından aranmaya başlar. Arkadaşlık ve arkadaşlarıyla paylaştıkları önemli olmaya başlamıştır. Anne-babası dışında öğretmeni ve okuldaki arkadaşları hayatında önemli olmaya başlarlar. Başka insanlarla ilişki kurmayı ve sürdürmeyi öğrenir. Evde ortaya çıkan sorunlarda sorun çözmek zorunda kalmayabilir ancak yuvada örneğin oyuncağını paylaşması gerektiğinde uygun yöntemle yaklaşamazsa hayal kırıklığı yaşayabilir ve bu yolla zaman içinde problem çözmeyi öğrenir. Kabul görmek, kabul etmek gibi sosyal kavramlar gelişmeye ve önem kazanmaya başlar.

Yaşayarak, deneyerek öğrenme fırsatı elde eder. Her tür bilgi grupla etkileşim halinde öğretilmektedir ve mümkün olduğunca çocukların bir çok duyusuna hitap edebilecek bir öğretim planı uygulanır. Bu nedenle çocuğa evde öğretilen sistemsiz ve düz bir bilgiye oranla çok daha kalıcı ve muhakemeye olanak veren zengin bir öğrenme ortamı sağlanmaktadır. Bu tarz öğrenme çocukta sürekli bir öğrenme isteği ve ihtiyacı yaratmaktadır. Tüm bu bilgi ve deneyimin 6 yaşından önce kazanılmasının asıl önemi çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için bu yılların çok önemli yıllar oluşudur. Bu dönemde edinilen bilgiler hem çok kolay öğrenilmekte hem kalıcı olmakta ve öğrenme alışkanlığı geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Anaokuluna giden çocukların gitmeyenlere oranlar ilkokulda çok daha uyumlu ve başarılı oldukları bilinmektedir. Ayrıca sosyal uyum ve arkadaşlık geliştirme becerileri açısından okul oncesi eğitim almış olan çocuklar çok daha şanslı olmaktadırlar.

Okul öncesi eğitimin başka bir önemi de çocukların gelişimlerinin takip edilmesidir. Çünkü anne-babalar çocuklarının gelişim alanlarını dikkatle takip edebilecek bilgi ve beceriye sahip olmayabilirler. Ayrıca her çocuk gelişiminin bazı alanlarında sorunlar yaşayabilir, ileriki yaşlarda yaşaması olası bazı problemlere ait ipuçları verebilir. Bu belirtileri fark etmenin ve en uygun müdahalenin ne olduğuna karar vermenin en iyi yolu çocuğun anaokulu gibi yapılandırılmış bir ortamda düzenli şekilde takip edilmesidir. Anaokuluna başlayan çocuklara aileler nasıl davranmalıdır? Anaokuluna başlama hem aile için hem de çocuk için çok önemli bir ilk adımdır. Aileler bir çok kaygı yaşamaktırlar. Özellikle de anneye fazla bağımlı olan ve evde kural öğretilmemiş, sorumluluk verilmemiş olan çocuklar için anne-babalar daha fazla kaygı duymaktadırlar. Çünkü genellikle bu çocuklar daha fazla uyum problemi yaşamaktadırlar. Çocuklar becerileri gelişmeye başladığı dönemden itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılamaları için teşvik edilmelidirler. Ayrıca, yemek, uyku, temizlik vb gibi konularda kurallar öğretilmelidir.

Çocuk 2 yaşından itibaren yavaş yavaş nerede nasıl davranması gerektiği konusunda bilgilendirilmelidir. İstenen davranışlarla istenmeyen davranışların farkını öğrenmeye başlamalıdır. Burada tutarlılık önemlidir. İstenen davranışı karşısında her zaman olumlu bir ilgi alması çocuğu bu şekilde davranmaya isteklendirecektir. İsteklerinin makul ölçülerde karşılanması, bazı isteklerinin karşılanamayacağını bilmesi gerekmektedir. Aksi halde anne-babanın her talebi karşılayan tavrını çocuk girdiği her ortamda bekleyecek ve sonunda hayal kırıklığına uğrayarak yuvaya gitmek istemeyecektir. Öncesinde kural ve sınır öğretilen, sabretmeyi ve beklemeyi öğrenen ve anne ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanan bir çocuk yuvaya başlamak konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır. Anne-babanın çocuğun gideceği yuvayı çocuk olmadan seçmeleri ve karar verdikten sonra çocuğu götürmeleri uygundur. Çünkü seçme kararı çocuğa verildiğinde bizim için önemli olmayan kriterler çocuklar için önemli olabilir ve belki de pek uygun olmayan bir yuvayı çocuğumuz istediği için seçmek zorunluluğu oluşabilir. Biz de bunun etkisinde kalabiliriz. Çocuk için uygun yuvaya karar verdiğimizde çocuğa bundan sonra oyun oynayabileceği, arkadaş edineceği ve yeni bilgiler edineceği bir okula gideceği söylenmelidir ve bir gün sadece ziyarete gidilmelidir. Ziyaret saatinin çocukların eğlenceli bir aktivite saati olması yararlı olabilir.

Tüm yuvayı gezdikten ve kendi öğretmenini tanıştırdıktan sonra yuva yetkilisi çocuğa yuva hakkında bilgiler verebilir. İlk gün fazla kalınmadan dönülmelidir. Özellikle 3 yaşındaki çocuklar için çocuk istekli de ilk hafta günde 1-2 saatten fazla yuvada kalmaması uygun olmaktadır. İkinci hafta 3-4 saate çıkarılabilir. Mümkün ise dönem boyunca, değilse hiç değilse 2 ay boyunca çocuğun yarım gün yuvaya devamı daha uygun olmaktadır. Çünkü 3 yaş grubu çocuklar için tüm gün program psikolojik olgunlaşmalarının yetersizliği nedeniyle fazla yoğun gelebilmektedir. Yeni başladığı dönemde çocuğa fazla soru sormak, yuvayı fazla övmek, ne yediğiyle fazla ilgilenmek, sık sık yuvaya gidip bakmak çocuğun uyumunu bozabilmektedir. Çocukla ilgili bilgileri çocuğunuz yanınızda değilken yuva yetkilisinden almalısınız. Çocuğu sorularla bunaltmak yerine kendi anlattığı bir şey olursa onu dinleyip, ne kadar takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu belirtebilirsiniz.

Her şey yolunda gidiyor görünürken bile bir gün birden bire çocuğunuz yuvaya artık gitmek istemediğin belirtebilir. Paniğe kapılmadan sıkıntısının ne olduğun anlamaya çalışmalısınız. Çünkü çocukların yuvaya gitmek istememeleri genellikle yuva ile ilgili bir sorun olmamaktadır. Bazen yeni bir kardeşin geliyor olması, bazen anne ile ilgili sıkıntılar, bazen evde olan bir huzursuzluk gibi bir çok neden çocuğun yuvaya gitmek istemediğin belirtmesine neden olabilmektedir. Bu durumda yuvadaki uzmanlarla görüşüp onlardan yardım almalısınız. Anaokuluna gitmekten korkma, ağlama, hatta sabahları mide bulantısı hissetme gibi davranışlar normal mi? Anne-babalar bu gibi davranışlar karşısından nasıl bir tutum içine girmeliler? 3 yaşını doldurmuş bir çocuğun yuvaya gidebilmek için gerekli psikolojik olgunluğa sahip olması beklenmektedir. Ancak bazı çocuklar annelerinde ayrışmakta güçlükler yaşayabilmekte ve bu nedenle de yuvaya gitmeye aşırı direnç gösterebilmektedirler. Hatta bu direç aşırı ağlama, kusma gibi uç sonuçlara neden olabilmektedir.

Tepkilerin bu derece aşırı olması çocuğun başka ciddi sıkıntılar yaşadığının bir göstergesidir ve ancak profesyonel bir bir yardım alınması koşuluyla bu problemin üstesinden gelinebilir. Bu durumda yuvadaki uzmanlar ile klinik ortamda çalışan uzmanın işbirliği ile bu problem çözülebilmektedir. Ailenin bu konuda eğitilmesi ve çocuğun psikolojik olgunlaşmasının desteklenerek aile ile işbirliğinin sağlanması gerekmektedir. Bazen anne-babalar çareyi çocuğu okuldan almakta ve yuvaya verme kararını ileri bir zamana ertelemektedirler. Böyle bir erteleme genellikle çözüm olmamaktadır ve bu çocuklar ilkokula başladıklarında da benzer belirtiler göstermektedirler. Problem ne kadar erken çözülürse o kadar kolay olmakta ve çocuk bu durumun olumsuz etkilerine daha az maruz kalmaktadır. Okulöncesi eğitimde anaokulundaki eğitmenler ne gibi vasıflara sahip olmalıdır? Anaokulunda çalışan öğretmen, yönetici ve çocuklarla teması olan her türlü personelin pedagojik bir eğitimden geçmiş olması önemlidir. Çünkü çocuklar için yuva içinde gördüğü ve temas ettiği herkes ve her şey okulu temsil etmektedir. Benzer bir dilin kullanılması, ses tonunun çocukları rahatsız edecek şekilde kullanılmaması, güler yüzlü olunması, mümkün olduğunca bakımlı ve temiz bir görünümde olunması çocuklar için önem taşımaktadır.

Özellikle öğretmenlerin çocukların duygularını anlamak konusunda yetenekli olmaları, empatik olmaları, problem çözme yeteneğine sahip olmaları, oyuna, dramatizasyona yatkın olmaları, kendi duygularını iyi ifade edebilmeleri, düzgün bir diksiyona sahip olmaları önemlidir. Ayrıca sürekli çocuklarla bir arada olmak en az çocuklar kadar oyunu ve oyuncağı sevmeyi gerektirir. Sadece psikoloji veya pedagoji eğitimi almış olmak anaokulu öğretmeni olmak için yeterli olmamaktadır. Anaokulu öğretmeni olacak kişinin, kişiliğinin de çocuklar gibi çoşkulu ve eğlenceli olması gerekmektedir. Her çocuk mutlaka anaokuluna gitmeli midir?

Eğer gidemiyorsa anne-baba neler yapmalıdır? 3 yaşından itibaren her çocuğun anaokuluna gitmesi önerilmektedir. Ülkemizde bir çok devlet okulunun anasınıfı mevcuttur ve her geçen gün de yaygınlaşmaktadır. Ancak çevresinde anaokulu bulunmayan ailelerin okul öncesi döneme ait çocuk yayınlarını takip etmelerinde yarar vardır. Anaokulları için üretilen ünite dergileri veya kavram öğreten ve bir çok beceriyi geliştiren bir çok yayın mevcuttur. Bunları takip edip günlük bir program dahilinde çocukların masa başında çalışmaya alıştırılmaları, el becerilerinin geliştirilmesi ve mümkün olduğunca yaşıtlarıyla bir arada oyun oynama olanağı sağlanması gerekmektedir. Ayrıca çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda anne-babalar için hazırlanmış yayınların okunması, anne-babalara çocuğun eğitimi sırasında ortaya çıkabilecek olası problemlerle baş etme becerisi kazandıracaktır. Okumak, öğrenmek, çalışmak konusunda anne-babanın çocuğa örnek olması ve çocukta öğrenme isteği uyandırması önemlidir. Ülkemizde bir çok çocuk eline kalemi ilkokula başladığı gün almaktadır.

Çocukların öğrenebilmeleri ve beceri geliştirebilmeleri için onlara fırsat verilmesi, teşvik edilmesi ve örnek olunmasının önemi unutulmamalıdır. Çocukların çok küçük yaşlarından itibaren onların becerilerini geliştirecek oyun malzemelerinin alınması-sağlanması önemlidir. Anne-babaların çocukların gelişim dönemlerindeki zihinsel ihtiyaçları konusunda bilgilenmeleri ve bu konuda bol bol okumaları gerekmektedir. Ancak bu yolla çocukları için en uygun oyun malzemesini bulabilirler ve onları kendi ilgileri ve becerileri doğrultusunda eğitebilirler.

Cinsel eğitimde yaş küçülüyor

Cinsel SaÄŸlık Enstitüsü DerneÄŸi (CİSED) Genel BaÅŸkanı Dr. Cem Keçe, çocukların eskisi gibi ”seni leylekler getirdi” sözüne inanmadığını belirtti.

 

Cinsel eğitimde yaş küçülüyor

Keçe, AA muhabirine yaptığı açıklamada, cinselliğin yaşamın önemli parçalarından biri olduğunu kişinin cinsellikle ilgili bilgilerini, değer yargılarını ve tutumlarını hangi şartlarda ve kimlerden etkilenerek öğrendiğinin önem taşıdığını kaydetti.

CinselliÄŸin, kiÅŸiye, ailede baÅŸlayan ve sosyal çevresiyle devam eden bir aÄŸ tarafından farkına varmadan öğretilebileceÄŸini ifade eden Keçe, ”KiÅŸi, ergenlik çağına geldiÄŸinde artık sadece kendi dürtüleriyle deÄŸil, bu öğrenilmiÅŸ toplumsal deÄŸer yargılarıyla birlikte ilk cinsel yakınlaÅŸmalarına baÅŸlar. Bu açıdan bakıldığında cinsellik herkesin doÄŸduÄŸu andan itibaren yaÅŸamında yer etmeye baÅŸladığı için ilk cinsel eÄŸitim ailede yani evde baÅŸlamalıdır” dedi.

Cinselliğin, bir kaygı ve stres kaynağı haline dönüşmemesi gerektiğini, ebeveynlerin çocuklarının yanında birbirlerine sevgilerini göstermelerinin önemli olduğunu bildiren Keçe, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Cinsel eÄŸitimi kız çocuklarına annelerinin, erkek çocuklarına ise babalarının vermesi en doÄŸru yaklaşım. Ebeveynler cinselliÄŸi çocuklarıyla konuÅŸurken rahat olmalı, kısa ve öğretici bilgiler vermeli. Çocuklar soru sorana kadar cinsel konularda bir ÅŸey anlatılmamalıdır. Önemli olan onlara soru sorabilecekleri sevgi dolu bir aile ortamına sunabilmektir.

Sevginin hissedildiÄŸi ve paylaşıldığı aile ortamında çocuklar, cinsel içerikli sorular soracaklardır. Bu tür çocuklar artık ‘seni leylekler getirdi’ sözüne inanmamaktadır.

Çocuklarda kasık fıtığı

En sık ilk 1 yaşta görülür. Sıklıkla ilk 1 ayda bulgu verir. Çocukların %1-5’inde kasık fıtığı görülür. Prematürelerde bu oran %30’a kadar yükselebilir.

Hamileliğin ilk 7 ayında erkek bebekte testisler (yumurtalar) karın içindedir, 7. aydan 9. aya kadar her iki kasıkta bulunan kasık kanalından geçerek skrotuma yani torbalara inerler. Bu iniş sonrası kanalın kapanmaması halinde fıtık oluşur.

Kasık fıtığı %60 sağda, %30 solda, %10 iki taraflı olarak ortaya çıkar.

Ağlama, ıkınma ya da öksürme ile belirginleşen kasık şişliği şikayeti mevcuttur.

Erkek çocuklarda ilerlemiş durumlarda fıtık o yandaki skrotuma (torbaya) kadar uzanabilir.

Çocuklarda kasık fıtığında komplikasyon oranı yüksektir. %10-20 inkarserasyon yani sıkışma riski vardır. Bu durumda kasıktaki şişlik kaybolmaz, çocukta huzursuzluk, kusma ve gayta yapamama şikayetleri izlenir.

Tanı muayene ile konur.

Sıkışmış fıtıkta Ayakta direkt karın grafisi barsak tıkanıklığı bulgularını ve fıtık kesesi içine sıkışmış barsak kısımlarını değerlendirmek için yeterlidir.

Tek tedavisi cerrahi onarımdır ve Çocuk cerrahisi uzmanları tarafından yapılmalıdır. Elektif bir cerrahi hastalık olmasına karşın çocuklarda sıkışma ve buna bağlı komplikasyon riski yüksek olduğu için, tanı konduktan sonra kasık fıtığı bebeğin yaşına bakılmaksızın en kısa sürede cerrahi onarım ile tedavi edilmelidir.

Bütün mesele ameliyatın işin ehli kişiler tarafından ve imkânları uygun hastanelerde yapılmasıdır. Yenidoğan ve çocuk uyutmaya alışkın anestezistlerin katkısıyla, çocuk cerrahisi uzmanlarınca yapılan bu tarz ameliyatların risk oranları sıfıra yakındır.

Çocuklara diyet yaptırmak doğru mu?

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de çocuklar günümüzün hastalığı ‘obezite’ riski altında. Çocuklukta başlayan obezite, gelecek yıllarda başta kalp damar hastalıkları, diyabet ve hipertansiyon olmak üzere birçok sağlık sorununa neden oluyor. Bu nedenle bebeklikten başlayarak sağlıklı beslenme alışkanlığının edinilmesi ve hareketli bir yaşam sürme bilincinin çocuklara yerleştirilmesi büyük önem taşıyor.

Acıbadem Kadıköy Hastanesi Büyüme ve İştah Bozuklukları Merkezi’nden Çocuk Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Benal Büyükgebiz, çocuklarda obezite tedavisi için aşağıdaki konulara dikkat etmek gerektiğini belirtiyor:
* Çocuğun kendine güveni zedelenmemeli; özgüven duygusu desteklenmelidir.
* Çocuğun sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanılması sağlanmalıdır.
* Çocuğa tedavide uzun süreli bir davranış değişikliği süreci yaşanacağı baştan açıklanmalıdır.
* Çocukluk yaş grubunda obezitenin tedavisinde merkez ailedir. Ailenin de tedavi sırasında çocuğu desteklemesi gerekmektedir. Ebeveynler ve kardeşler de besin tercihlerinde ve beslenme alışkanlıklarında sağlıklı seçimler yapmalaıdır.
* Çocuğun ikinci yaşından sonra tüm aile bireyleri de yağsız veya az yağlı süt ve süt ürünlerini tüketmelidir.
* Meyve ve sebze tüketimi artırılmalıdır.
* Besinler ve beslenme koşullarında yapılan değişikliğe, tüm ailenin katılacağı daha aktif bir yaşam tarzı eşlik etmeli ve bu hayat boyu devam edecek bir alışkanlık haline getirilmelidir. Aktif yaşam koşulları sadece belirli saatlerde sürdürülen spor aktiviteleri ile sınırlandırıldığında değil; günlük yaşamın bir parçası olabildiğinde tedavi başarılı olur ve kalıcı sonuçlar elde edilir.
* Hareketsiz yaşam koşullarını sebep olan aktiviteler kısıtlanmalıdır.
* Yemek porsiyonları azaltılmalıdır.
* Çocuk yemeğini ailesiyle birlikte yemelidir. Yemekte mutlaka su içilmelidir.
* Başta kahvaltı olmak üzere hiçbir öğün atlanmamalıdır.
* Okul beslenmesi evden götürülmelidir.

NEDEN OBEZ OLUYORLAR?
Çocukların obez olmasında birçok faktör rol oynamaktadır. Beslenme konusunda en önemli görev anne ve babalara düşmektedir. Çocuklarının sadece beslenmesinde değil, günlük yaşamında da birçok konuda ailelerin dikkatli olması gerekmektedir.

Prof. Dr. Benal Büyükgebiz, obeziteye yol açan başlıca dört faktörü şöyle sıralıyor:
* Anne-babanın obez olması: Özellikle anne-babanın her ikisinin de obez olması durumunda risk daha da yükselir. Bu hem genetik olarak kilo almaya yatkınlığı oluşundan, hem de anne-baba ile aynı yaşam koşullarının ve beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesinden kaynaklanır.

* TV izleme: Çocukların Tv izlemeleri ile obezite gelişme riski arasında belirgin ilişki vardır. Benzer şekilde bilgisayar başında geçirilen saatlerin de katkısı olumsuzdur. TV ve bilgisayar karşısında geçirilen saatler arttıkça, obezite riski de artar. Özellikle 8 saat ve daha uzun süre hareketsiz kalan çocukta obezite riski yüksektir. Sedanter yaşam, az aktiviteye neden olduğu gibi, bu aktiviteler sırasında yiyecek tüketme eğilimleri de ihtiyaçlarının üstünde kalori ve besin almalarına neden olur. Ayrıca TV seyretme sırasında besin tüketimini çağrıştıran ve özendiren reklam ve programlar da obezite gelişme riskine katkıda bulunur.

* Hareketsiz Yaşam: Bir araştırma sonucuna göre günde toplam 12 saatten daha az uyuyan çocuklarda obezite gelişme riskini daha yüksek olduğu söylenmektedir. Bunun sebebi aslında çocukların az uyuması değil, aktif bir hayat tarzına sahip olmamalarıdır. Çünkü az aktif olan çocuklar gün içinde daha az yoruldukları için daha az uyurlar. Önemli olan çocuğun aktif ve hareketli olmasıdır. Bu nedenle az uyuyan ama aktif ve hareketli çocukta obezite gelişme riski doğal olarak yüksek değildir.

* Birinci yaşta hızlı kilo: İlk yıl içinde hızlı kilo alan çocuklarda da obezite gelişme riski daha yüksektir.

ÇOCUĞUN GÜVENİNİ ZEDELEMEYİN
Çocukluk yaş grubunda obezite ile mücadelede birincil derecede önemli olan konu, obezitenin gelişmesinin önlenmesidir. Çocuklarda büyüme temel bir süreçtir ve enerji-protein olmak üzere besin gerektiren bir biyolojik fonksiyondur. Prof. Dr. Benal Büyükgebiz, bu nedenle çocuklarda özellikle de sınırları belirlenmemiş diyet uygulamalarının doğru olmadığını belirterek, şu noktaları vurguladı:
* Çocukların bulundukları yaş gruplarına göre yaklaşımlarımız da değişkenlik göstermektedir. Örneğin, anne sütünün alındığı dönemde gelişen obezitede, anne sütünü kesmek gerekmez.
* İlk iki yıl içinde kilo artış hızının azaltılması amaçlanmalıdır. Diyet uygulanırken de çocuğun büyüme parametreleri (boy-kilo) çok yakından izlenmelidir.
* Çocuğun her koşulda boyunun uzamaya devam etmesi gerekir. Altı yaşından sonra kilo vermesi de amaçlanabilir. Ancak bu koşulda dahi çocuk kilo kaybederken boyu uzamaya devam etmelidir.
* Çocuğun kilo kaybının yağ dokusundan olması sağlanmalı, adale kitlesi olumsuz etkilenmemelidir.
* Her yaş grubunda şişmanlığın tedavisinde başlıca iki yaklaşım vardır:
1. Tüketilen yiyeceklerin kısıtlanması ile alınan enerjinin azaltılması.
2. Hareket arttırılarak harcanan enerjinin arttırılması.
* Çocuğun yaş grubuna ve obezitesinin derecesine bağlı olarak tedavi yaklaşımında, kilo artış hızının azaltılması, aynı kiloda kalması ya da kilo kaybı amaçlanabilir.
* Bütün bu incelikler ve detaylar nedeniyle çocukluk yaş grubunda gelişen obezitenin tedavisi, bu konuda özelleşmiş çocuk hekimleri tarafından yürütülmelidir.