BitkiDerman.com.tr

' "Bitki" Derman'dır. ' – Åžifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi…



Dondurma yerken dikkat!

Yaz aylarının vazgeçilmez gıdalarından olan dondurmanın içindeki mineral ve vitaminlerle besleyici bir gıda olduğu ancak sağlıksız koşullarda üretilen ve satılan dondurmaların ciddi sağlık sorunlarına ve zehirlenmelere neden olabildiği bildirildi.

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gaip Ekuklu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dondurmanın besleyici özelliğinin yanı sıra sağlıksız üretilmesinin önemli sağlık sorunlarına yol açabilecek bir gıda olduğunu belirterek, şunları söyledi:
tamamını oku »

Stresle başa çıkmanın yolları

Ne yapsanız da sıkıntınıza çare bulamıyorsanız okuyun…

Çikolata

Yapılan araştırmalar muz, domates ve çinko içeren yiyeceklerin kişiler üzerinde sakinleştirici etki yarattığını gösteriyor. Fakat bunlar içinde en popüleri kısa sürede mutluluk hormonu salgılamayı sağlayan çikolata. Çikolatanın yüksek kalorisinden kaçınmak isteyenler ise stresli anlarında salep içmeyi deneyebilirler.

Akupunktur

2500 yıldan fazla süredir kullanılan bu yöntem stresi azaltmanın yanı sıra sigarayı bırakma, zayıflama ve birçok hastalığın yan tedavisinde olumlu sonuçlar veriyor.
tamamını oku »

çocuklarda gece işemesi

İstemdışı olan idrar çıkışına enurezis denmektedir. Bu durum daha çok gece uyku esnasında oluştuğundan  enurezis nocturna adını almaktadır. Ancak bu durumdaki çocuklarda teşhisin konulabilmesi için gereken yaş alt sınırı 5 tir.

Yapılan araştırmalara göre 5 yaşındaki erkek çocuklarda gece işemelerinin sıklığı % 7; kızlarda aynı yaşta % 3 olarak saptanmıştır. Bu oranlar 10 yaşında erkeklerde % 3’e; kızlarda % 2’ye düşmektedir. 18 yaşına gelen erkeklerde % 1, kızlarda ise biraz daha düşük bir yüzdede sürebilmektedir. Bu çocuklarda yaşıtlarına göre gelişimsel gecikmeler de saptanmıştır. 5 yaş sonrasında tedavisiz kendiliğinden iyileşme oranı % 5-10 arasında bulunmuştur.

Rahatsızlığın teşhisi için en az 3 ay süre ile haftada en az 2 kez idrar kaçırmanın olması ya da toplumsal, mesleki işlevsellikte, okul başarısında düşmeye ve sorunlara yol açması , kişinin 5 yaşından büyük olması gerekmektedir. Ayrıca idrar kaçırma durumu başka bir ilacın yan etkisine bağlı olmamalı, kişide idrar kaçırmaya sebep olabilecek bir hastalık olmadığı tespit edilmelidir ( şeker hastalığı , ürolojik ya da nörolojik hastalıklar gibi).

Enürezis riskini arttıran durumlar:

-Yoğun psikososyal sorunlar içinde olan ve olumsuz çevresel koşullarda yaşayan çocuklar

-Baba ya da annenin boşanma ya da ölüm sonucu kaybı da önemli etkenlerdendir. Özellikle daha öncesinde idrar kontrolünün sağlandığı çocuklarda sonradan 5-8 yaşları arasında idrar kaçırma bu nedenle tekrar başlayabilmektedir.

-Davranışsal bozukluklar gösteren çocuklarda mesane kapasitesinin daha sınırlı olduğu ve bu durumun daha sık gözlendiği saptanmıştır.

-Yapılan çalışmalara göre ailede anne, baba ve diğer akrabaların geçmiş yaşantılarında bu sorun var ise, çocuklarda da enürezis riski 5-7 kat artmaktadır.

Çocukta gece işemeleri varlığında yapılması gereken incelemeler:                

Öncelikle idrar yollarında  mikrobik bir durum varlığı, basit bir idrar tahlili ile araştırılabilir. Bu duruma idrar yollarının özelliği nedeniyle daha çok kız çocuklarında rastlanmaktadır. Daha nadiren rastlansa da idrar yollarındaki yapısal kusurlar varlığı radyolojik incelemeler ile belirlenebilir. Nörolojik muayene ve şeker hastalığı varlığı açısından kan şeker düzeyi araştırılmalıdır.

Tedavi:

İlaç tedavisi yanında uygulanabilen psikoterapi, özellikle davranışsal sorunlar yaşayanlarda etkili olmaktadır. Bu özellikle sonradan başlayan idrar kaçırmalarında gereklidir. Diğer bir  yöntem ise, ıslanmaya duyarlı nesnelerle döşenmiş olan özel donanımlı bir yatağın , ıslanma ile ikaz edici bir ses çıkarmasına ve kişinin bu durumu zaman içinde öğrenebilmesine dayanan bir sistemdir.

Encopresis ( dışkı tutamama):

Bu durum idrar kaçırmaya göre biraz daha sorunlu bir durumdur. En az 3 ay süre ile görülen ve en az ayda bir kez var olan dışkı kaçırma durumudur. Bu teşhisin konulabilmesi için çocuk 4 yaşından büyük olmalı, başka bir ilacın yan etkisine ya da başka bir hastalığa bağlı olmamalıdır.

Hastalık iki şekilde kendini gösterebilir. İlkinde kabızlık ve sonrasında buna eşlik eden aşırı miktarda dışkının boşalmasına bağlı tip ve diğeri bu durumun olmadığı tiptir. Kabızlıkla birlikte olan tip gündüz ya da gece olabilmektedir.  Normalde tuvalet yapma esnasında çok az miktarda dışkı çıkışı gözlenir. Dışarıya çıkan dışkı şekilsizdir  ve kabızlığın tedavisi ile büyük ölçüde düzelir. Diğer tipte dışkı şekillenmiştir. Dışkı  barsakta belli bir yerde depolanır.

Bu durum  barsak kontrolünün sağlandığı dönemde istemli olarak, uygunsuz yerlerde psikolojik nedenlerle dışkı depolanması ile kendini göstermektedir. İstemsiz olan şekilde barsağın son bölümündeki anüs çıkışını denetleyen  kas  dokusu halkasının yeterince kontrol  edilememesi ile ilişkili bulunmuştur. Ayrıca kaygı ya da aşırı birikime bağlı olarak istemsiz dışkılama da görülebilmektedir.

Yapılan araştırmalara göre erkeklerde daha çok olmak üzere, 5 yaşındaki çocuklarda % 1 oranında görülebilmektedir.

Psikiyatrik kökeni açısından rahatsızlığın oluş sebepleri arasında nevrotik  yapıdaki anne ve uzak duran kendini göstermeyen babanın varlığı ; tuvalet terbiyesinin aşırı zorlayıp, cezalandırıcı bir şekilde çok erken yaşta gerçekleşmesi;nörolojik gecikme varlığı ile ilişkili bulunmuştur.          

Bu teşhisin öncesinde barsaklara ait olabilecek diğer sorunların (Hirschsprung hastalığı gibi) varlığı araştırılmalıdır.

Tedavi:

İlaç tedavisi ve yaşanılan  ya da hissedilen sorunlara yönelik psikoterapi yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

Uzm.Dr. Bahadır Bakim
İstanbul – 29.01.2002

Sağlıksız Bebek Riski Ortadan Kalkıyor

Sağlıksız Bebek Riski Ortadan Kalkıyor

Ailesinde ‘kalıtsal hastahk’ olan çiftlerin özürlü çocuk dünyaya getirmelerini önlemek için PGD testi (Preimplantasyon Genetik Tam) uygulanıyor. Yani ana rahmine aktanlmadan önce, ciddi genetik bozukluklan olan embryolar ayıklanıyor. Bunun getirisi ‘saglıklı bebek’ garantisi.

Ailesinde kalıtsal hastalık bulunan çiftlerin en önemli sorunu, özürlü bir çocuk dünyaya getirmektir. Ancak son yıllardaki gelişmeler, kalıtsal hastalıkların moleküler düzeyde tanımlanmasına olanak sağladı. Toplam 6 aşamalı olarak yapılan PGD testi sayesinde, sağlıklı hücreler tüp bebek yöntemiyle anne rahmine aktarılıyor. Böylece özürlü çocuk doğurma riski ortadan kaldırılmış oluyor.

Alman Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Prof.Dr.Mustafa Bahçeci, ‘Preimplantasyon Genetik Tanı’ (Preimplantation genetic Diagnosis) adı verilen yöntemin, kalıtsal risk taşıyan gebeliklerde önemli bilgiler saÄŸladığını belirtiyor. Çünkü bu test sayesinde hücre düzeyinde yapılan araÅŸtırmada taşıyıcılık ve hastalık riski erken dönemde teÅŸhis ediliyor. Bu testin geliÅŸtirilmesinden önce tanı amacıyla ‘amniyosentez’ ve ‘biyopsi’ uygulanıyordu. Hala da uygulanıyor. Amniyosentezde, l6 haftalıkken bebeÄŸin anne rahminde yüzdüğü sıvıdan az miktarda sıvı örneÄŸi alınarak kromozonal tanı yapılıyor.

Biyopsi uygulamasında ise, bebek 10-12 hafta civarındayken bebeÄŸin plasentasından parça almarak inceleniyor. Prof.Dr.Mustafa Bahçeci, her iki yöntemin de ciddi bir komplikasyonu olmadığını ifade ederken, amniyosentez yönteminde binde 5 oranında düşük riski ile karşı karşıya kalındığını belirtiyor. Ancak bunun genetik hastalık riskiyle kıyaslandığında önemsiz bir oran olduÄŸuna dikkati çekiyor. Testlerin sonuçları olumsuz çıktığında gebeliÄŸin sonlandınlıp sonlandınlmayacağı tartışma konusu oluyor. Prof.Bahçeci, bazı ailelerin bebeklerinde ‘Down Sendromu’ olsa da gebeliÄŸin sonlandırılmasına karşı çıkarak bebeklerinin dünyaya gelmesini istediklerini belirtiyor ve ÅŸunları söylüyor:

‘Testin sonucu için 18 veya 19-haftayı beklemek gerekiyor. Bu döneme gelince de gebeliÄŸin sonlanması konusunda görüşler ortaya çıkıyor. Aileye de stres yaratıyor. Bunun alternatifi PGD testidir. Bu testle henüz embryo aÅŸamasında bebeÄŸin taşıyacağı hastalıklan  gözönüne  alabilmek mümkün olur. Anne ve babanın taşıyacağı hastalıklar, ailesel riskler var-dır. Bunlar deÄŸerlendirilir. Çünkü bazı kalıtsal hastalıklardaki genlerin kodu bilinmektedir. Bu kodlar bulunarak hastalığın teÅŸhisi konur, aileye bil-gi verilir. Bazı kalıtsal hastalıklarda bebeÄŸin cinsiyeti, taşıyıcı ve hasta olup olmamasını belirler. ÖrneÄŸin annede hemofili hastalığı varsa, kız çocuÄŸu dünyaya getirdiÄŸinde bebek saÄŸlıklı olur. EÄŸer erkek olursa hastalık riski taşıyacaktır.”
îlk baÅŸanlı PGD testi Kistik fibroz ve Tay Sachs hastalıları için yapılmış. 1995′den sonra ise baÄŸlantıları tanımlanmış pek çok hastalık için PGD yapılmış.

Ancak günümüzde bu testin kimlere uygulanıp kimlere uygulanmayacağı konusunda da bazı tartışmalar var. Prof.Bahçeci, testin öncelikli olarak saÄŸlıklı anne ve babalann çocuÄŸuna uygulanmadığını belirtiyor. Çünkü bazı çiftler ailelerinde ve yakın geçmiÅŸlerinde kalıtsal bir hastalığı bulunan birey olmasa dahi ‘garantili bebek’ dünyaya getirmek için bu yöntemden    yararlanmak    istiyor. Prof.Bahçeci bu noktaya deÄŸinirken, ‘Bu bir keyfiyet deÄŸil, garantili bebek diye bir ÅŸey yok. Testin uygun çiftlere yapılması hekimlik etiÄŸine uygundur. 35 yaşından sonra Down Sendrom’lu çocuk dünyaya getirme riski artıyor. Her 35 yaşını geçmiÅŸ anneye bu testin uygulanması doÄŸru deÄŸil. PGD testi, Down testi deÄŸil’ diyor.

Yöntemin uygulanmasında IVF tekniÄŸi (yardımla üreme tekniÄŸi) uygulanması gerekiyor. Bu yöntemde babadan alınan sperm hücresi, laboratuvar koÅŸullarında annenin yumurta hücresi ile dölleniyor. Daha sonra embryolar üzerinde genetik test uygulaması gerçekleÅŸtiriliyor. Prof.Bah-çeci, IVF yaparak hastanın ÅŸansını artırdıklarını ve daha saÄŸlıklı bir ÅŸekilde embryo elde ettiklerini ifade ediyor ve ekliyor: ‘Bu yöntemi hastalara kısırlık somnundan dolayı önermiyoruz. Bazen ileri yaÅŸlarda, sık düşük yapanlarda, 3-5 uygulama yapılmasına karşın gebe kalamamış hastalarda kullanıyoruz. Yöntemi kullanmamız için, çiftlerden birinin veya ikisinin herhangi bir genetik hastalıkla etkilenmesi, en azından taşıyıcı olması lazım. Çünkü yüzde 25-50 oranında çocuklarına nakletme oranı var’ ÅŸeklin-de konuÅŸuyor. Kalıtsal hastalığın genetik kodunun gebelikten önce tanımlanması gerekiyor

Pgd testi nasıl yapılıyor?

1. Üreme sağlığı uzmanı, genetik danışman ve ilgili hastalığın doktoru tarafından hastanın PGD için uygun olup olmadığı değerlendiriliyor. Hasta veya taşıyıcı bireylerden alınan kanda genetik bozukluğu teyid ediliyor.

2. Kişi tüp bebek işlemine hazırlanıyor

3. Anneden alınan yumurta babadan alınan sperm ile laboratuvar şartlarmda dölleniyor

4. Embriyologlar tarafından biyopsi yapılarak, döllenen yumurtadan 1-2 adet blastomer hücresi çıkarılıyor.

5. Biyopsi ile alınan hücrelerin, moleküler genetik tanı laboratuvarında genetik kodlan çözülüyor. Ve aranılan hastalık açısından tanılar konuluyor.

6. Aranılan hastalığı taşımayan embriyolar ana rahmine aktarılıyor.

Genetikte tartışmalar sürüyor

Genetik konusunda araÅŸtırmalar tüm hızıyla sürerken, bu alanda geliÅŸtirilen testlerin hangi hastalara uygulanacağı konusunda da tüm noktalar netleÅŸmiÅŸ deÄŸil. Alman Hastanesi Mo-leküler Genetik Bölümü Sorumlusu Doç.Dr.Ender Altıok, öncelikle genetik hastalıklardan bahsetme zorunluluÄŸunu duyuyor. Buna göre genetik hastalıklar 3′e ayrılıyor;

1- Cinseyete bağlı yani anneden gelen ( x kromozoma bağlı) hastalıklar. Çocukta anne ve babadan gelen birer gen olduğu düşünülecek olursa, birinde bozukluk olduğunda hastalık ortaya çıkıyor.

2- Dominant genetik hastalıklar var. Sadece anne veya babadan hastalık taşıyan genin gelmesi, hastalığın ortaya çıkmasına yetiyor.

3- Çekinik genler var. Sadece anne ve babadan bir gen gelmesi bebeÄŸi taşıyıcı yapıyor, her ikisinden gelirse taşıyıcılık ve hastalık oranı artınyor. Teorik olarak 10 embryoda, hastalığın tipine göre yüzde 25′i veya yarısı hastalık taşıyıcı olacaktır. Yüzde 25-50′si normal olacaktır. Bu nedenle anneye taşıyıcı veya hastalık riski taşıyan embryolar ayıklandıktan sonra 2-3 embryo  transferi yapılıyor. Ama gerçekte böyle olmayabiliyor. PGD testinin uygulanması hakkında bilgi veren Doç.Dr.Ender Altıok, ÅŸunları anlatıyor:

‘Bir embryoda ortalama 8 hücre vardır, bunlardan bir veya 2 hücre alınıyor, bir hücredeki bir gene bakılıyor. Kullanılan tekniÄŸin çok ilerlemiÅŸ olması gerekiyor. Moleküler genetik tekniklerin en ucunda bir geliÅŸmiÅŸlik seviyesine ulaÅŸmak lazım. Her uzmanın bu testi yapabileceÄŸine dair bir kural yok. PGD testi üst uzmanlık gerektiriyor. ÖrneÄŸin bir kan testi yaparken, bir iki mililitre kanda milyonlarca hücre var, hastalığı birinde saptayamazsanız öbüründe saptarsanız. Tek bir hücrede ise tek bir gen var. Burada dikkatli olmak gerekiyor. Daha sonra bunu hastaya aktaracaksınız, sorumluluÄŸu sizin olacak.”

Sadece 10.000 gen tamamlanmış

Altıok’a göre kalıtsal hastalıklann önemli bir kısmına neden olan genler bilinmiyor. 300-400 kalıtsal hastalık biliniyor, ama hepsinin genleri bilinmiyor. Bugün diyelim ki osteopetroz hastalığında (mermer kemik) hastanın bir yerine dokunsanız kemikleri kırılıveriyor. Bu hastalığın geni bilinmiyor. Insan genom projesi çerçevesinde birçok gen klonlanmış, osteopetroz da tanımlanmayı bekliyor. Onun dışında toplumda çok yaygın olarak görülse de ‘polikistik böbrek hastalığı’nm da genleri bilinmiyor. Genler bilinmediÄŸi için neyi saptayıp, neye yönelik giriÅŸim yapılacağı bilinemiyor.

Buna karşın Talasemi, hemofili, kistik fibroz, ailesel Akdeniz ateşi, fenülketonüri, Frajil-X gibi hastalıklann genleri deşifre edilmiş, bozuklukların gen kodlarının neresinde olduğu biliniyor.

PGD testini uygulayabilmek için yapılması gerekenler var. Yurtdışında genetik şifrelerin kayıtlı olduğu birkaç büyük bilgi bankası bulunuyor. Internet yoluyla bu bilgi bankalarına giriliyor. Aranan genin şifresi, araştırmayı yapan genetik uzmanı tarafından bilgisayara aktarılıyor. Ardından gen dizisinde hangi bölgelerin mutasyona uğrama şansının olduğuna bakılıyor. Hastada hangi probun (bir tür çubuk) kullanılacağı belirlenip yurtdışından istenebiliyor.

Çiftler açısından PGD testi bir obsiyon olarak deÄŸerlendiriliyor. Önlerinde birkaç seçenek var. Birincisi hiç çocuk yapmamak, ikincisi amniyosentez testi, üçüncüsü ise özür saptanan çocuÄŸun aldınlması. PGD testi bunların     dışında     yapılıyor. Doç.Dr.Ender Altıok’a göre, Batıda PGD testinin yaygınlaÅŸmasmın ahlaki ve dini nedenleri bulunuyor. Çünkü çiftler bebeklerini aldırmak istemiyor. Testin uygulanabileceÄŸi hasta grupları  ise zaten belirlenmiÅŸ dummda. Bu hastalar 2 grupta deÄŸerlendiriliyor. Üreme sorunu bulunanlar ve tekrarlayan düşükler nedeniyle hamile kalamayanlar. Dr.Altıok, bu testle kromozomları normal olan kiÅŸilerin belirle-nebildiÄŸini anlatıyor. Ailesinde kalıtsal hastalık bulunan ve bu hastalıklan çocuklarına geçirme riski bulunanlara test yapılıyor.

Yapılan araştırmalar, bazı kanser türlerinde kalıtsal geçiş riski bulunduğunu ortaya koyuyor. Dr.Altıok, meme kanserlerinin bir kısmı, kalın bağırsak ve tiroid kanserlerinde kalıtsal geçiş bulunduğunu kaydediyor. Bu risk erken yaşta ortaya çıkan kanserlerde de var.

Örneğin toplumda sık görülen kan-ser türlerinden biri olan meme kanseriyor ve aileyi en azından bu kanserin kalıtsal geçen formundan kurtarmak mümkün olabiliyor. Dünyada bunun uygulandığı birkaç örnek var. Dünya-da PGD testini uygulayan 40-50 merkez bulunuyor. Ama moleküler genetik uygulaması yapan merkezlerin sayısı daha az.

Kimlere uygulanıyor

• Üreme sorunu olanlar ve ileri yaşlarda, sık düşük yapanlara
• Herhangi bir kalıtsal hastalık taşıyan çiftlere (çiftlerden birinde veya ikisinde taşıyıcılık varsa;yüzde 25-50 oranında çocuklanna nakletme durumu var.)
• Türkiye’de çok görülen kalıtsal hastalıklardan;

kistik fibroz, Beta Kalasemi, Ailesel Akdeniz Ateşi, fenilketonüri, Hemofili hastalığı olanlara. • Ayrıca bazı meme kanserieri, kalın bağırsak ve tiroid kanserleri de kalıtsal; bu hastalıklan taşıyanlara da uygulanıyor.

En Pahalı Yiyecekler

Genelde en ihtiyacımız olan şeyler en ucuza satılan şeylerdir hava,ekmek,su gibi..

Hayatta kalmak için bir safire hiç ihtiyaç duymayız ama havadan,ekmekten,sudan çok daha pahalıdır.Doğrusu da bu ya..Yoksa zenginlerden başka kimse yaşayamazdı.Dünyanın en pahalı yiyecekleri dünyanın en leziz ya da zorunlu besinleri değil,sizin onlara duyduğunuz ihtiyaçtan çok daha fazla onların paranıza ihtiyaç duyduğu ise kesin

Özellikleriyse diğer yiyecekler gibi her istediğinizde gidip pazardan,marketten alamamanız.Bu yiyecekler cömert nimet değil ve baya kaprisli anlayacağınız. Peki ya kim bunlar?

Truffle mantarı dünyanın en pahalı mantarıdır.Çok kısa bir süre zarfında bulunur (Ekim’le Aralık ayları arasında) ve kültür mantarı olarak yetiÅŸtirilmesi mümkün deÄŸildir.Genellikle yerin altında bulunduÄŸu için insanlar hazine arar gibi ararlar bu mantarı tabi belli etmezler Önceleri bu
mantarın yerini saptamak için domuzları kullanıyorlarmış ama domuzlar mantarı bulunca kendileri yiyormuş. Bu yüzden artık köpekler bu işi için daha uygun bulunuyormuş.Müzayedede bile
satılan bu mantarın yarım kilosuna otuz bin dolar verip alabilen olmuÅŸ…PiÅŸirilmeden yenen bu mantar sıklıkla yemeklerin üzerine rendelenerek yeniyor.

Wagyu BifteÄŸi dünyanın en pahalı bifteÄŸidir.Japonya’da yetiÅŸen bir tür olan Wagyu danalarından ismini alan ve yapılan bu biftek “iÅŸin sırrı olinde iki kere rafine” misali özel olarak beslenen ve yetiÅŸtirilen Wagyu’lardan yapılır.Wagyu’lara özel diyet uygulanır,her gün özel Japon içkisi sake ve bira içirilir ve vücutlarına masaj yapılır.Hal böyleyken Wagyu bifteÄŸi de öyle lezzetli öyle lezzetli olur ki,sanki etten bir tereyağı yemiÅŸ gibi olursunuz.

EÄŸer dünyanın en pahalı omletini yapmak istiyorsanız buyrun size ÅŸuracıkta tarifini vereyim hemen; 6 yumurta,1 yemek kaşığı doÄŸranmış frenksoÄŸanı,1.5 yemek kaşığı tereyağı,5 yemek kaşığı koyu kaymak,1 ıstakoz ve 10 ons sevruga havyarı.Omletin nasıl yapıldığını anlatmaya herhalde gerek yok.Omletin yaratıcısı 53 yaşındaki New York’un bir otelinde ÅŸeflik yapan Emile Castillo’nunsa “bir omleti bin dolara nasıl satarım”ı nasıl anlattığı çok açık.

En pahalı turtayı yapabilmek de öyle evde ne varsa bulup buluÅŸturup uygun oranda kavuÅŸturup elde edilecek bir ÅŸey deÄŸil.Spencer Burge isimli İngiliz ÅŸef,normal tatlı turtaların aksine ve un,yumurta gibi herkesin bulabildiÄŸi turta baÅŸ malzemelerinin içine Wagyu bifteÄŸi,truffle mantarı ve dört bin paundun üstünde fiyata malolan iki ÅŸiÅŸe 1982 tarihli Chateau Mouton Rothschild kırmızı ÅŸarabı ve daha birçok sıra dışı malzeme ekleyerek yarattığı turtanın fiyatı ise sekiz bin paundu bile aşıyor ve böylelikle dünyanın en pahalı turtası olmak ona yakışıyor…

Samuel Adams dünyanın en eski içkilerinden biranın en pahalısını üretmeyi başaran kişi.Şişe başı 100 dolar ödeyerek içebildiğiniz bu bira sadece sekiz bin şişeyle sınırlı.Sırrı ise diğer pahalı bira ve içeceklerinde bulunmayan vanilya,meşe ve karamel aromasında saklı.

Bazen en imkansız ÅŸeyler en imkansız yerlerde vücut bulabilir.Paradoxurus adlı hayvanın dışkısından dünyanın en pahalı kahvesinin üretildiÄŸi gibi.Evet yanlış duymadınız.Kopi Luwak adlı kahve paradoxurus adlı hayvanın kahve çekirdeklerini yiyip dışkı yoluyla kahve üreticilerine atmasıyla elde edilen ve dünyanın en pahalı kahvesi.Bunu duyup evdeki kedi köpeklerinize kahve çekirdeÄŸi yedirip dışkısından kahve üretmeye kalkmayın sakın! Bunu sadece paradoxurus yapabilir çünkü o kahve çekirdeklerini yediÄŸinde midesindeki enzimler hiçbir ÅŸekilde çekirdekleri eritmez,yalnızca fermante eder ve gayet “doÄŸal” yollardan insanların kullanımına sunulur.E gülü seven dikenine katlanırmış.

Geldik elmas meyveli pastaya yoksa meyveli elmas pasta mı deseydik? The Diamond Fruit Cake yani Tokyolu bir pasta şefinin 6 ay düşündükten ve bir ay üzerinde uğraştıktan sonra yarattığı pastanın fiyatı bir buçuk milyon doları geçiyor.Bu pahasını meyvelerden,etinden kemiğinden çok iki yüz yirmi üç adet bulundurduğu küçük elmasa borçlu olan pastayı yemesi de bir maharet olsa gerek.Ne de olsa elmas yenip yutulup sindirilebilen bir besin değil.Kim bilir belki de Tokyolu aşçı bu kez kahve yerine elmaslarla yeni bir paradoxurus vakası yaratmak istemiştir..

Kimine göre israf,kimine göre boşuna masraf.Dünya varoldukça onun en pahalı yiyeceklerini israf da masraf da olsa üretenlerin sonu gelir mi dersiniz? En azından paradoxurus için bu sorun olmasa gerek.

Tarkan Eurovision’a DoÄŸru

Hadise’nin “Düm Tek Tek” adlı parçası ile 4′üncü olan Türkiye’yi bu yıl Tarkan temsil edecek.

Norveç’te 2010 Mayıs ayında yapılacak Eurovision yarışmasında ülkemizi temsil edecek olan Tarkan, TRT ile önümüzdeki hafta el sıkışarak anlaÅŸmalarını duyuracaklarını belirtti. Sabah’ın haberine göre ünlü sanatçı ile TRT yetkilileri arasında ayrıca Eurovision’un dışında kurumun önümüzdeki günlerde açılacak müzik kanalı için de program anlaÅŸması saÄŸlandı. Tarkan’ın ortak olduÄŸu Hitt Prodüksiyon TRT müzik kanalı için program hazırlayacak.

EBU BAŞKANI İSTEMİŞTİ

Tarkan’a teklif götürülmesi müzik otoriteleri tarafından sürpriz olarak deÄŸerlendirilmedi. Nitekim Avrupa Yayın BirliÄŸi (EBU) Eurovision Åžarkı Yarışması BaÅŸkanı Svante Stockselius bile geçen yıl yaptığı bir açıklamada “Türkiye 2010′da Norveç’teki yarışmaya Tarkan’ı yollarsa çok sevinirim” demiÅŸti.
2010 Eurovision için perÅŸembe günü TRT yetkilileri ile prensipte anlaÅŸtığı belirtilen Tarkan, Eurovision’un yanı sıra TRT ile sıkı bir iÅŸ alışveriÅŸine girdi