BitkiDerman.com.tr

‘ “Bitki” Derman’dır. ‘ – Şifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi…



domuz gribine yakalanmamak için nasıl beslenmeli

Domuz gribi hastalığına yakalandığınız zaman virüsü yenebilmek için en önemli önkoşul, bağışıklık sisteminizin güçlü olması. İşte bağışıklık sistemini domuz gribine karşı güçlü tutmak için tüketmeniz gereken gıdalar:

Kırmızı biber: Portakalda bulunan C vitamininin 2 katını içerir. C vitamini gribin etkisini yüzde 80 oranında azaltabilecek kadar güçlü bir silahtır.

Yoğurt: İçinde bağırsaklarda mikroplarla savaşan yararlı bakteriler olan probiyotik bulunur. Böylece grip virüsü vücutta barınamaz.

Yeşil çay: Bağışıklığı güçlendiren “epigallocatechin gallate” isimli kimyasalı içerir. Günde 3 fincan tavsiye ediliyor.

Ginseng: ABD’li bilim adamları günde 2 tane 200mg’lık ginseng kökü kapsülü alan insanların grip riskinin yüzde 31 azaldığı belirlendi. Bağışıklığı harekete geçirir.

Badem: Hastalıklarla savaşan antioksidan E vitamini bakımından zengindir. Gripten korunmak için her gün bir ara öğün olarak 24 tane badem yemeye çalışın.

Taze patates: İçindeki “beta carote ”, gribe karşı koruma özelliğini verir. Vücutta A vitaminine çevriliyor ve grip tedavisinde önemli rol bir oynuyor.

Tavuk suyuna çorba: Vücutta mukus üretimini artırarak gribin boğaz ağrısı ve öksürük gibi etkilerini yatıştırmaya yardımcı olur.

Sarımsak: Sülfür maddesi grip sezonunda bu hastalığa yakalanma riskini 2.5 kat azaltıyor ve virüsü öldürme özelliği de bulunuyor. Taze sarımsak daha etkili.

Zencefil: İçeriğinde doğal olarak bulunan “gingerol” maddesi, her türlü enfeksiyonu uzakta tutmaya yardımcı. Zencefil çayını tercih edebilirsiniz.

Ceviz: Antioksidan selenyum soğuk algınlığı, grip ve kansere karşı koruma sağlar. İçindeki selenyum oranı diğer tüm gıdalardan 10 kat oranında daha fazladır.

Turunçgiller: Önemli bir C vitamini kaynağıdır. Özellikle sigara kullanıyorsanız gribe yakalanma riski daha yüksek olduğu için bol bol C vitamini almanız gerekiyor.

Bal: Doğal olarak antibakteriyel özelliklere sahiptir. Çaya ya da yoğurda katarak tüketirseniz etkisi daha da güçlü olur.

Lahana: Ispanak ve lahana gibi koyu yeşil renkli yaprağa sahip sebzeler, bağışıklık sistemini gribe karşı güçlendiren D vitamini bakımından zengindir.

Mantar: Beta-glucan isimli gribe karşı koruyan bir madde içerir. Bağışıklığın grip virüsünü tanımasını ve onu yok etmek için harekete geçmesini sağlar.

Yulaf: Lif, E ve B vitamini ayrıca bağışıklık sistemini güçlendiren mineraller ve beta-glucan’lar bakımdan zengindir.

Elma: Bilim adamları, düzenli olarak elma yiyen insanların gribe yakalanma riskinin azaldığını ortaya koydu. Günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 25’ini karşılar.

Kırmızı et: Bağışıklık sistemini harekete geçirmek için kırmızı et tüketmek gerekiyor. Yetişkinlerin günde ortalama 40-60 gram et tüketmesi tavsiye ediliyor.

Balık: Omega 3 tüketimini artırarak grip ve benzeri enfeksiyonları uzakta tutabilirsiniz. Haftada 2 porsiyon balık tüketilmeli.

Soğan: Doğal antibiyotikler içerir. Bunun yanında gribe karşı bağışıklık sistemini güçlendiren “quercetin” isimli bir madde de bulundurur.

Gerçek Şifa Kaynağı Tarhana – ”Dar Hane”

Gercek-sifa-Kaynagi-Dar-Hane
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Beslenme Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Karakaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarhananın geleneksel bir ürün olduğunu ve yaşatılması gerektiğini söyledi.

Tarhanada yoğurt, kırmızı biber, domates, soğan gibi sağlığa yararlı bileşenler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Karakaya, ”Tarhanadaki yoğurt ve laktik asit fermantasyonu, kalın bağırsak sağlığı için son derece faydalıdır. Kırmızı biber, soğan ve diğer bitkisel kaynaklı gıdalar ise antioksidan etki gösteren fenolik bileşikler açısından zengin kaynaklardır. İnsan sağlığını koruyucu eGetkisi bulunan tarhana geleneği mutlaka yaşatılmalıdır” dedi.

Gercek-sifa-Kaynagi-Dar-Hane

25 YILDIR TARHANA ÜRETİMİ YAPILIYOR

Gediz’de yaklaşık 25 yıl önce başladığı tarhana üretimini kurduğu modern fabrikada devam ettiren Hacı Bayram Oyan, başlangıçta atalarından öğrendikleri yöntemlerle yaptıkları tarhana üretimini, teknolojik gelişmeler doğrultusunda doğal ürün kullanma çizgisinden sapmadan sürdürdüklerini anlattı. Yöre insanı için tarhananın önemine dikkati çeken Oyan, şunları söyledi:

”Bu bölgede tarhanasız bir gün geçmez. Her gün en az bir öğünde tarhana çorbası içeriz. Tarhananın insan sağlığına çok faydalı bir yiyecek olduğunu bilim adamları söylüyor. Bebeklerden yaşlılara kadar her yaştan insana tavsiye ediliyor. Grip oluruz, iki günde geçer. O kadar uzun sürmez. Sadece ayak üstü geçiştiririz. Tarhanada tamamen doğal ürünler kullanıyoruz.”

Gediz tarhanasını ününe işaret eden Oyan, bu tarhanayı diğerlerinden ayıran özelliğin, tarhananın güneş ısısında değil hava sirkülasyonuna sahip steril ortamda 3 hafta bekletmelerinden kaynaklandığını anlattı.

Gercek-sifa-Kaynagi-Dar-Hane

Tarhanaya nohut ve fasulye gibi başka katkı maddeleri koymadıklarını dile getiren Oyan, bunların mayalanmaya neden olup tarhananın temel yapısını bozduğunu söyledi.

Tarhananın hazırlanışına ilişkin bilgi veren Oyan, kırmızı biber, nane, soğan, yoğurt ve tuzun büyükçe bir kapta karıştırıldığını, bunun ardından daha önce yaptıkları tarhanadan alınan ekşi mayanın bu karışıma konulduğunu belirtti.

Karışıma un ekleyerek tarhanaya ilk şeklini verdiklerini bildiren Oyan, daha sonra kaşıklarla bezlerin üzerine konulan tarhananın 3 hafta hava sirkülasyonunda kurumaya bırakıldığını, kuruma işlemi tamamlandıktan sonra elekten geçirilerek paketler halinde satışa sunduklarını kaydetti.

Tarhanaya rengini veren kırmızı biberin C vitamini deposu olduğuna işaret eden Oyan, tarhana adına ilçede 7 yıldan bu yana belediye tarafından festival düzenlendiğini de sözlerine ekledi.

Gercek-sifa-Kaynagi-Dar-Hane

”DAR HANE” İDİ, ”TARHANA” OLDU

Bazı kaynaklardan derlenen bilgilere göre, tarhanayı tüketen kültürlerde bu ismin nereden geldiği konusunda çeşitli söylentiler bulunsa da konuyla ilgili kesin bir bilgi bulunmuyor.

Yunan mutfağında ”trhana” olarak tanınan tarhananın Balkan mutfağına girişinin, Osmanlılar döneminde olduğu belirtiliyor. Anadolu’da tarhana adının kaynağına yönelik en yaygın inanış, şöyle ifade ediliyor: ”Vaktiyle bir hükümdar seferlerinden birini yaparken, bir fakirin evine misafir olmuş.

Sıkıntı içinde ne ikram edeceğini şaşıran köylü kadın çabucak bir çorba kaynatıvermiş. Hükümdar kendisine ikram edilen çorbayı çok beğenip, ev sahiplerine övgüde bulunarak, ‘bu ne çorbası?’ diye sormuş. Çorbayı hazırlayan kadın ‘dar hane çorbasıdır, kusura bakmayın. Afiyetle yiyin’ demiş. ‘Darda olan ev’ anlamına gelen dar hane, zamanla tarhana diye anılmış.”

Popularity: unranked

Nasıl olsa süt dişidir’ demeyin

Diş çıkarmada güçlük halinin çocukları huzursuz edebileceğini belirten Bolgül, şöyle konuştu:
“Çocuk diş çıkaramayınca sürme kisti dediğimiz tablo ile diş eti morarabilir ve çocukta huzursuzluk hali yaşanabilir. Böyle durumlarda küçük bir cerrahi müdahale ile dişin daha kolay çıkması sağlanmalı. Diş sağlığı için mutlaka çocuklara 2 yaşından itibaren diş fırçalamanın öğretilmesi gerekiyor. Ebeveynler, dişlerini fırçalayarak onlara örnek olmalı ve onları özendirmeli. Özellikle çocuğun yanında dişlerini fırçalayarak bu şekilde çocuğun da diş fırçalamaya özenmesi sağlanmalıdır. Diş fırçalamayı öğrenen çocuk düzenli fırçalama alışkanlığı edinir ve diş sorunları asgariye iner.”

SÜT DİŞLERİ ÖNEMLİ
Bolgül, süt dişlerinin nasıl olsa döküleceği düşüncesiyle ebeveynler tarafından çok önemsenmediğini ve bunun çok yanlış bir tutum olduğunu söyledi.

Çürüyen süt dişlerinin, yerlerini dolduracak daimi dişleri de olumsuz etkileyeceğini ifade eden Doç. Dr. Behiye Bolgül, şöyle dedi:

“Nasıl olsa süt dişidir dökülür anlayışı yanlıştır. Çünkü süt dişi alttan gelecek daimi diş için yer tutucudur. Süt dişinde çürüme olması durumunda mutlaka tedavi edilmelidir. Erken süt dişi çekimleri çapraşıklıklara ve dolayısıyla tedavi maliyeti çok yüksek olan ortodontik sorunlara yol açar. Enfeksiyonlu kalırsa alttan gelecek kalıcı dişi de olumsuz etkiler. Ağızda uzun süreli enfeksiyon durumu daha çok kalp olmak üzere tüm organları olumsuz etkileyebilmektedir.”

BESLENMEYE DİKKAT
Çocuklarda diş sağlığının beslenmeyle ilişkisine de değinen Bolgül, çocukların hazır yiyecek, çok şekerli ve asitli yiyecekleri tüketmesinin engellenmesi gerektiğini belirterek, özellikle sık ara öğünler ve bu öğünlerde abur cubur, şekerli yiyeceklerin tüketilmesinin diş sorunlarını artıracağını kaydetti.

BİBERON ÇÜRÜĞÜ
Özellikle bebeklik döneminde biberonla besleme yapılırken fazlasıyla tatlı besin alan ve gece biberonla beslenme alışkanlığı edinen çocukların yatarken de biberonla uyuyakalması durumunda sürekli olarak şekerli yiyeceklerle teması olacağına dikkat çeken Bolgül, “bu durumda biberon çürüğü ya da erken çocukluk çürüğü denilen çürükler oluşuyor. Çok erken meydana gelen bu diş çürümesi, bir süre sonra beslenme yetersizliğine yol açabilir” dedi

Balık yağı’ çocukları şişmanlatmıyor

Bir Ölçek Balık Yağı, İki Kaşık Balın Kalorisine Eşit
* Balık yağının önemi içerdiği omega-3 yağ asitleridir. Bunlar “docosahexaenoic asit” (DHA) ve “eicosapentaeonic asit”tir (EPA). Balık yağı iki şekilde elde edilir: Balık ve balık karaciğeri

* Özellikle karaciğerden elde edilen balık yağı bir miktar E, A ve D vitamini içerebilir. Her ikisinin de kokusu nedeniyle alımı zordur. Bu nedenle sentetik DHA ve deniz bitkilerinden elde edilen DHA kullanımı söz konusu olmaktadır.

* Balık yağı bir miktar enerji içerir. Ancak bu çocuğa kilo aldıracak düzeyde değildir. Örneğin bir ölçeği iki tatlı kaşığı bal kadar enerji içerir.

* Bazı çalışmalarda balık yağının çocuklardaki anksiyete ve depresyonu da hafiflettiği iddia edilmektedir. Bu durum çocuğun iştahsızlık olarak algılanan ve yaşanan “yemek yeme konusundaki tepkisi”ni de olumlu etkileyebilir. Bir süre çocuk daha iyi yiyebilir. Ancak bu değişim, balık yağının iştahı açtığını ispatlamaz. Ayrıca bu etki her çocukta da fark edilir düzeyde gelişmez. İspatlanmış ve her çocuk için söz konusu olabilecek bir güvenilirliği yoktur. Bütün bu nedenlerle “balık yağı çocukları şişmanlatır” diye genelleme yapılması imkansızdır.

* Çocuk sağlığı ve beslenmesiyle ilgili uluslararası komisyonlar ve kurumların önerdikleri rutin ve kanıta dayalı olarak ispatlanmış önerileri arasında “rutin balık yağı” takviyesi yer almamaktadır.

* Önerilen ve daha sağlıklı olan besin öğesi ihtiyaçlarının doğal beslenme ile karşılanmasıdır. Bu nedenle Omega-3 yağ asitleri, ihtiyaçlarının da başta balık olmak üzere doğal besinlerle karşılanması yeterlidir.

* Yeşil yapraklı bitkiler, deniz yosunları, deniz börülcesi, ceviz, keten tohumu, kabak çekirdeği, soya fasulyesi, kuru fasulyede de Omega-3 yağ asitleri bulunur.

İştah Açıcı Şurubu Doktor Vermeli
İştahsızlık çok göreceli bir değerlendirmedir. Çoğunlukla anneler istedikleri kadar veya uygun gördükleri besinlerden yemeyen çocuklarını iştahsız olarak değerlendirirler. Bebeğin boy ve kilosu normal sınırlarda sürekli ve düzenli olarak artıyorsa, bu ilaçların kullanılmasına gerek yoktur. Ancak bebek veye çocukta iştahsızlık olarak belirlenen sorun, “yemek yemeği reddetmek” ise ve çocuk yemek yemeğe tepki geliştirmiş ise, kısa bir süre söz konusu direnci kırmada yardımcı olması amacıyla kullanılması söz konusu olabilir. Buna hekim karar vermelidir. Zaten tüm tıp literatüründe iştahı artırdığı bilinen ilaçlar çok az sayıdadır.

Genellikle alerji ilaçları iştahı da artırırlar. Ancak rutin ve yaygın bir uygulama olarak her çocukta kullanılmaları söz konusu değildir. Ayrıca beslenme sorununun düzelmesinde tek başına yeterli de olmazlar. Bu süre içinde “anne-çocuk-beslenme-yemek yeme ilişkisi” de düzenlenmelidir. Anne-babanın da ilacın etkisini, uygun davranış modelleri ile desteklemesi gerekir.

Vitaminler İştah Açmıyor, Kilo Da Aldırmıyor
Yaygın olarak sanıldığının aksine vitaminler iştah açmaz. Bu nedenle de kilo aldırmaz. Amerikan Pediatri Akademisi başta olmak üzere pek çok uluslararası beslenme komisyonu bir yaşından sonra rutin vitamin takviyesini önermemektedir. Çocuğun beslenme hikayesi detaylı olarak değerlendirilmeli ve ihtiyaç duyulursa vitamin desteği yapılmalıdır. Suda eriyen vitaminler idrarla atılır. Yağda eriyen vitaminler ise diyetteki yağ ve vücudun depolarının ihtiyaçları doğrultusunda emilir. Ağızdan kullanılan vitaminlerde bu nedenle toksisite görülmez. İşte bu nedenlerle yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak genel olarak vitaminler çok yaygın kullanılır.

Neden vitaminler sık kullanılıyor?
* Aileler kendileri alırlar.
* Ailenin beklentisini gidermek için hekim yazar.
* İlaç endüstrisi vitamin tüketimini özendirmektedir.
* Özellikle sık görülen semptomların tedavisinde kullanılabilirlikleri abartılarak ve gerçek önemliliklerinden uzaklaşılarak desteklenmektedir. Örneğin, boy kısalığı, zayıflık, okul başarısı v.b. gibi durumlarda çinko, balık yağı, demir gibi vitamin-besin öğesi ve minerallerden çok söz edilmektedir.

Abur Cubur Yiyeceklere Ne Kadar İzin Var?
Abur-cubur diye tanımlanan besinler genellikle çocukların sevdiği tek yönlü kalori kaynaklarıdır. Tuzlu/şekerli ve yağlı olmaları en önemli özellikleridir. Sağlıklı ve dengeli ve yeterli beslenmede yerleri yoktur. Ancak her çocuk bir şekilde bu besinlerle tanışır ve tüketme eğilimi gösterir. Çocukların bu besinlerle tanışmaları mümkün olabildiğince geciktirilmelidir. Yemeğini yemediği zaman öğün yerine yiyebileceği bir besin grubu değildir. Çocuğun böyle bir ilişki kurmasına izin verilmemelidir. Bu besinler, çocuk için öğün vaktinde normal beslenmesini temin etmek üzere ödül olarak da kullanılmamalıdır. Özellikle iştahlı, gürbüz veya şişman çocukların denetimsiz olarak çok miktarda tüketmesi sağlıklı değildir.

Hamileler İçin Sağlıklı Beslenme Önerileri!…

Hamileler İçin Sağlıklı Beslenme Önerileri!…

..

Anne adaylarının gebelik süresince dikkat etmesi gereken sırlar..

Hamilelik kadın hayatının en özel dönemlerinden biridir. Bu dönemi nasıl geçireceğimiz de bizim elimizdedir. Psikolojimiz, hareketlerimiz ve beslenmemiz süreci en çok etkileyen unsurlardır. Beslenme konusunda tıbbın ilerlemesiyle her gün başka yeni konular hakkında bilgilenmekteyiz. Bu bilgileri hamilelik döneminde uygulayabilirsek sağlıklı bir hamilelik geçirmek tabii ki mümkündür.

GELENEKLERİN ETKİSİ
Öğrenilen bilgilerin dışında bir de geleneklerden gelen davranış örnekleri vardır. �İki canlısın ye� , �kendin için yemiyorsan bebek için ye� gibi söylemleri sıkça duyarız. Sadece duymakla da kalınmaz bunların etkisi altında da kalınır. Öncelikle şunu bilmeliyiz. Biz ne yersek yiyelim ya da yemeyelim bebek ihtiyacı olan tüm besinleri anneden karşılar. Bu durumda eğer annenin depoları yeterli değilse annede yetersizlikler ortaya çıkar. Demek ki bu dönemde anne bebek için değil daha çok kendisi için beslenir. Diğer taraftan böyle düşünerek hiç beslenmemekte yanlış olur. Hamile olduğumuzu öğrendiğimiz gün itibariyle ya da öncesinde beslenme anlamında da hazırlıklarımızı yapmalıyız.

ŞEKERDEN UZAK DURUN
Ana öğünler genelde atlanmıyor ancak unutulan ara öğünler olabiliyor. Ara öğünlerinde en az ana öğünler kadar önemli olduğu unutulmamalıdır. Bunun iki nedeni vardır. İlki kan şekerimizi dengelemek, ikincisi ise bir sonraki öğüne çok aç oturmamak.

Öğünlerin dışında sıvı tüketimi hamileler için önemlidir. Fazla ödemlerin olmaması için yeterli miktarda sıvı alınmalıdır . En uygun sıvı da sudur. Günlük ihtiyaç ortalama 2 litredir.

Şeker içeren hiçbir besine vücudun ihtiyacı olmadığı unutulmamalıdır. Mümkün olduğu kadar uzak durulmalıdır.

Yağlı besinler kilo alımını kolaylaştırır . Sadece bu değişiklikler bile sağlıklı hamilelikler için önemli adımlardır…

BASiT ÖNERiLERLE SAĞLIKLI OLUN
Oysa hepimizin her gün evinde ve dışarıda tükettiği yiyeceklerde yapılacak küçük düzenlemelerle de sağlıklı beslenebiliriz :n Hepimiz bir şekilde ana öğünlerimizi yiyoruz. Bazen sokakta bir simit ve ayranla, bazen ev veya iş yerimizde sulu yemeklerle, bazen de canımızın çektiği başka yiyeceklerle. Aslında hepimizin her gün uygulaması gereken beslenme şeklini hamileler biraz zorunlulukları sebebiyle uyguluyor. Bu durum sağlıklı beslenmeye geçiş için bir avantaj olarak kullanılabilir. n En önemli öğün kahvaltıdır. Diğer öğünler nasıl atlanmıyorsa kahvaltıda düzenli yapılmalıdır. Bulantılar sabah daha yoğun olduğundan bazen hiçbir şey yenmeyebiliyor.

HAZIRLIK AŞAMASI
Hamileliğimizi önceden planlıyorsanız hekiminize danışarak folik asit başlamalısınız .Bebeğin beyin gelişimi için folik asit çok önemli ve gerekli. Türk kadınlarında sıkça görülen anemi�den dolayı demir takviyeleri de gerekebilir.

Doğru beslenmek önemli çünkü bu döneme özel hastalıklar gelişebiliyor. En belirginleri gebelik hipertansiyonu ve gebelik şekeri. Bu iki önemli hastalık doğru beslenmeyle dengelenebiliyor. Tıp bilimiyle geleneklerin en sık çatıştığı konulardan biri hamilelikte alınması gereken kilolardır. Bilim der ki hamilelik dönemini 9-14 kiloyla kapatmak uygundur.

Peki fazla kilo alırsak ne olur ?

Fazla kilo almanın bebeğe faydası yoktur.

Doğum zorlaşabilir.

Alınan kiloların verilmesi güç olduğundan anne depresyona girebilir. Sağlıklı ve yeterli kilolar alındığı zaman gebelik sonrası, özellikle emzirme döneminde bu fazla kilolar hiçbir şey yapmamıza gerek kalmadan gider.

|