BitkiDerman.com.tr

' "Bitki" Derman'dır. ' – Şifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi…



Hamilelik Döneminde Süt İçmeyi İhmal Etmeyin

Süt; protein, kalsiyum, fosfor, B2 vitamini (riboflavin) ve vitamin B12 olmak üzere birçok besin öğesinin en zengin kaynağıdır. Yaşamın her döneminde özellikle kalsiyum ihtiyacının karşılanması için düzenli olarak günde ortalama iki bardak süt tüketmek gerekir. Kalsiyum, kemiklerin ve dişlerin sağlıklı gelişiminde etkili bir yapı taşıdır ve hücre çalışmasında önemli rol oynar.

Sütte bulunan kalsiyumun neredeyse tamamı vücut tarafından kullanılır. Bu önemli özelliği nedeniyle süt, kalsiyumun en zengin kaynağıdır.

Hamilelik döneminde vücudun kalsiyum gereksinimi artar

Hamilelik döneminde vücudun, başta kalsiyum ve protein olmak üzere tüm besin öğelerine ihtiyacı artar. Bu gereksinimin besinlerle karşılanamaması, önemli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu sorunlardan en önemlisi, bebeğin, düşük doğum ağırlıklı ve kısa boylu doğmasıdır. Ayrıca bebek kalsiyum ihtiyacını, annenin kemik ve dişlerinden kalsiyum çekerek karşılar. Annenin azalan kalsiyum depoları, yerine konulamadığı için diş ve kemik kayıpları başlar. Bunun sonucunda annenin, ileri yaşlarında osteoporoza yakalanma riski de artar.

Ayrıca üst üste yaşanan hamilelikler, küçük yaşta hamile kalma, yetersiz ve dengesiz beslenme, güneşten yeteri kadar yararlanamama ve hareketsizlik de kemiklerin kalsiyum kaybetmesine ve ileri yaşlarda kemik erimesine (osteoporoza) neden olur. Osteoporoz, kemiklerin yapısını oluşturan kalsiyumun büyük bir kısmının kaybolması anlamına gelir. Bu nedenle kemik sağlığını korumak için gebelikte yeteri kadar kalsiyum içeren süt ve süt ürünlerini tüketmek, çok önemlidir.

Sağlıklı bir yetişkinin günde 800 mg, hamilelik döneminde 1200 mg kalsiyuma gereksinimi vardır. Protein ihtiyacı da günlük olarak yaklaşık 20 gr artmaktadır. Hamilelik döneminde fetüsün (anne karnındaki bebek) büyümesi ve gelişimi için gereken besin öğeleri, anne ile bebek arasındaki kordon kanı sayesinde anneden karşılanır. Fetüs dokuz ay boyunca, kemik ve diğer dokularında toplam 30 gram kalsiyum depolar. Bu gereksinim annenin besinlerle aldığı kalsiyumdan karşılanmalıdır.

Hamilelik döneminde günde en az iki bardak sağlıklı süt için

Hamileliğin başlangıcından itibaren günde iki bardak süt tüketmek, kalsiyum gereksinimini karşılamaya yeterlidir.

Hamilelik döneminde besin kaynaklı zehirlenmeler ve diğer hastalıklardan korunmak için tüketilen besinlerin güvenli olmasına dikkat edilmesi gerekir. Ülkemizde yasak olmasına karşın hala açıkta satılan gıdalar var. Bu tür güvenli olmayan, içinde her türlü mikrobu barındırma kapasitesi yüksek besinlerin hamilelik döneminde tüketilmesi çok ciddi tehlikelere neden olabilir. Özellikle açıkta satılan süt ve süt ürünlerinin tüketilmesine bağlı olarak, annenin ve bebeğin yaşamı tehlikeye girebilir. Bu nedenle sağlıklı tüketim için ambalajlı sütü tercih etmek gerekir.

Anne karnındaki bebek için süt proteinleri şart.

Süt, içerdiği lipid, protein, karbonhidrat, vitamin ve mineraller sayesinde tek başına ve uzun süre yeni doğan memeliler için yeterli bir besin kaynağıdır. Süt proteininin biyolojik değeri oldukça yüksektir. Örnek protein olarak da tanımladığımız süt proteinleri, bebeğin beden ve zihinsel gelişimde önemli rol üstlenen amino asitlerden oluşmaktadır. Protein yapısını oluşturan elzem(izolöysin, löysin, lizin,metiyonin, fenilalanin, treonin, triptofan, valin, kısmi olarak histidin ve arginin) ve elzem olmayan (alanin, aspartik asit, sistin, glutamik asit, glisin, prolin, serin, tirozin) amino asitler sütte yeterli ve dengeli olarak bulunur.

Hamilelikte sütün yararları
•Anne adayının ve bebeğinin kalsiyum gereksinimini karşılar.
•Kas kasılmalarının ve kas gevşemelerinin düzenlenmesinde rol alır.
•İştahı düzenleyerek aşırı kilo alımını önler.
•Anne adayının ve bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir.
•Sindirim ve sinir sisteminin düzenli çalışmasında rol alır.
•Anne adayında görülebilecek hipertansiyonu önler.
•Kemik ve diş sağlığını korurken, bebeğin sağlam bir kemik yapısının oluşmasını sağlar.
•Deri ve göz sağlığını korur, kalp ve damar hastalıklarından uzak kalmasını sağlar
•Bazı kanser türlerinin oluşumunu önler.

Annenin kanındaki kimyasallar bebeği etkiliyor

Flaman Teknoloji Araştırma Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya imza atanlardan Greet Schoeters, yüksek oranda PCB’nin bebeğin konuşma ve oyun oynama becerisini etkilendiği belirtti.

Schoeters ayrıca, “PCB seviyesi ne kadar yüksekse bebeğin doğduğundaki kilosunun o kadar az olduğunu, daha sonra ise bebeğin aşırı kilolu olma riskinin bulunduğuna” dikkati çekti.

Boya çimento, döküm malzemeleri, yanmaz kumaş gibi maddelerde bulunan PCB’nin, 1970’li yıllarda yüksek oranda zehirli olduğu için yasaklanmasına karşın, halen doğada kalıntılarına rastlanıyor. Hem üretimi hem de imhası sırasında çevre kirliliğine yol açan bir madde olarak kabul edilen PCB’nin, canlıların sistemine girebildiği de saptanmıştı.

KURŞUNA MARUZ KALMAK DA ZEKA GERİLİĞİNE NEDEN OLUYOR
Aynı konferansta Polonya’daki Jagiellonian Üniversitesi’nden Wieslaw Jedrychowski, anne karnında çok az da olsa (kanda 5 mikrogram/desilitreden az) kurşuna maruz kalan özellikle erkek çocukların bilişsel gelişiminin olumsuz yönde etkilediğini belirtti.

Bilim adamı Jedrychowski’nin Polonya’da 460 yeni doğan bebek üzerinde yaptığı araştırma anne karnında çok az da olsa kurşuna maruz kalan erkek çocukların zeka katsayısının ortalama 9 puan az olduğunu ortaya koydu. Bu olumsuz etki, kız çocuklarında belirgin olmadı.

Jedrychowski, dikkat eksikliği, zeka geriliği ve öğrenme güçlüğünün çocuklarda 36. haftadan itibaren görüldüğünü ifade etti.

anne sütünün faydaları

Anne sütü ile beslenme her bebeğin en doğal hakkıdır. Anne ile bebek arasında gebelikte başlayan duygusal ve biyolojik birliktelik emzirme süreci ile daha farklı bir boyut kazanmaktadır.

Anne-bebek arasındaki duygusal bağın kurulması ve hormonal etkilerle başlayan süt üretiminin artarak devam etmesi için yenidoğan bebeklerin doğumdan sonraki en kısa sürede, tercihen ilk yarım saat içinde emzirilmesi tavsiye edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü; bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesini, su dahil herhangi bir ek gıda verilmemesini, altıncı aydan sonra ise uygun ek gıdalara başlanarak, emzirmeye 2 yaşına kadar devam edilmesini önermektedir.

Anneden bebeğe sağlık köprüsü: Anne sütü

Çocuğun ruh ve beden sağlığı için emzirme önemlidir

Yeni doğan ve erken çocukluk dönemindeki beslenmenin sağlık üzerine kısa ve uzun dönemde önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Sürekli büyüyen ve gelişen bir organizmaya sahip olan çocukların doğru beslenmesi, hastalıklardan korunmanın yanı sıra erişkin dönem sağlığı için de gereklidir. Beden sağlığının yanı sıra çocuğun sosyal hayatla uyumu gerektiren tüm psikolojik alt yapısının temeli de emzirme döneminde atılır.

Anne sütü eşsizdir, çünkü…

• Gelişen teknoloji ile birlikte, alerjik hastalıkların giderek arttığı günümüz koşullarında anne sütünün sağladığı en büyük faydalardan biri de bebeği astım, egzama gibi alerjik hastalıklardan korumaktır. Anne sütünün akciğer gelişiminde çok önemli etkileri olduğu, solunum fonksiyonlarını ve akciğer kapasitesini olumlu yönde etkilediği de bilinmektedir. Anne sütü bebeğin ileride astım olma riskini azaltmakta ve riskteki bu azalma ileri yaşlara kadar devam etmektedir.

• Anne sütü ile beslenen bebekler sosyal açıdan daha iyi gelişim gösterirler. Bir yaş sonunda, mamayla beslenen bebeklerle anne sütü ile beslenen bebekler karşılaştırıldığında anne sütü ile beslenenlerde psikomotor ve sosyal gelişimin belirgin olarak daha iyi olduğu bulunmuştur.

• Doğal beslenme olarak tanımlanan anne sütü ile beslenme başta zatürre olmak üzere, ishal, orta kulak iltihabı ve menenjit gibi bulaşıcı hastalıklardan bebeği korumaktadır. İçerdiği koruyucu antikorlar ile bebeğin enfeksiyonlara karşı direncini artırmaktadır.

• Emzirilen bebeklerde beyin gelişimi daha iyi olmaktadır. Anne sütü alan çocukların zeka seviyesinin, almayanlara kıyasla daha yüksek olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır.

• Anne sütü ile beslenen bebeklerde şişmanlık (obezite) daha az görülmekte ve insüline bağımlı şeker hastalığı (tip-1 diyabet) görülme riski azalmaktadır.

• Emerken bebeğin ağız ve çene kaslarının çalışması, anne sütü alan bebeklerin konuşma ve dil gelişiminin daha hızlı olmasını sağlamaktadır.

• Anne sütü aşıların etkinliğini arttırmakta ve aşılardan sonra görülen bağışıklık cevabının daha güçlü olmasını sağlamaktadır.

• Bebeğini emziren annelerde loğusalık depresyonu daha az görülürken, emzirme anneyi meme ve yumurtalık kanserinden de koruyucu etki göstermektedir. Ayrıca anneyi ileri yaşlarda gelişebilecek kemik erimesinden de korumaktadır.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gökçe Günbey

Planlı Bebek Nasıl Yapılmalı

Planlı Bebek Nasıl Yapılmalı
Planlı hamilelik özellikle belli bir makama gelme gayreti içinde çalışan eişler için büyük bir önem taşıyor.

Planlı hamilelik özellikle belli bir makama gelme gayreti içinde çalışan eişler için büyük bir önem taşıyor. Ancak “Artık çocuk sahibi olmanın zamanı geldi de geçiyor bile.” diyorsanız fazla zaman kaybetmeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Murat Taşdemir’in tavsiyelerini dikkatlice okuyun.
Günümüz şartları her alanda olduğu gibi bebek sahibi olma konusunda da plan yapmayı zorunlu hale getiriyor. Ancak kararı verince bebek de hemen bu kararın neticesinde gelmiyor. Aylarca çaba sarfedilmesine rağmen ve klinik olarak hiçbir problem olmamasına rağmen, kimi zaman söz konusu bu gebelik bir türlü olmuyor.
Zira ya yumurtlama vakti tutturulamıyor veya farkında olmadan hamileliği önleyen hatalar oluyor. Oysa maddi ve manevi bakımdan hazır olunan bir dönemde bebek sahibi olmak istendiğinde insanların beklemeye pek de fazla tahammülü olmuyor. Peki, doğru olduğu düşünülen zamanda, vakit kaybetmeden hamileliğin oluşması için neler yapılmalı, nelere dikkat edilmeli? Uzmanlara göre hiçbir doğurganlık problemine sahip olmayan ve korunmayan bir çiftin ortalama hamile kalma ihtimali, her adet döneminde yüzde 25 dolayında. Çiftin yaşı, regl döneminin vakti ve ilişkilerin sıklığıysa başarıyı etkileyen en önemli etkenlerdir. Hamileliği sağlayan ve destekleyen koşullara dikkat ederek arzu ettiğiniz bebeğe bir an önce kavuşabilmek için uzmanımızın önerilerini dikkatlice uygulayın.
Bebek için ideal yaşta mısınız?
Bilimsel araştırmalar, çocuk sahibi olabilecek çağdaki yetişkinlerin yüzde 10 – 15′inin kısırlık problemi ile karşılaştığını ortaya koyuyor. Aktif bir cinsel yaşamı olan çiftlerin yüzde 57’si 3. ayda, yüzde 72’si altıncı ayda, yüzde 85′i de birinci yılın sonunda hamile kalıyor. Hamilelik için gereken süre, çiftlerin yaşları yükseldikçe artıyor. Yaşla beraber kadının üretkenliğinin azaldığını belirten uzmanlar yaşın çocuk sahibi olunmasında bu kadar önemli olmasını başlıca iki nedene bağlıyorlar.
Birincisi yaşlanma sonucunda yumurtaların kaliteleri bozuluyor. İkincisi, ilerleyen yaşla birlikte erken gebelik kaybı olasılığı artıyor. Bir kadın üreme çağı boyunca ortalama 400 – 500 kez yumurtluyor, yaş ilerledikçe kaliteli yumurta sayısı da azalıyor.

Hamilelik öncesi hazırlık çok önemli
Prekonsepsiyon dönemi olarak adlandırılan döllenme öncesi hazırlık döneminin son derece önemli olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, bu dönemin en sağlıklı şekilde geçirilebilmesi için anne adayının gebeliğin 2-3 ay öncesinden başlayarak bu 9 aylık döneme hazırlanması gerektiğini vurguluyor: “Döllenme ve döllenen yumurtanın rahmin iç tabakasına tutunması ile başlayan gebelik sürecinde bebeğin organlarını oluşturan hücreler büyük bir hızla bölünerek çoğalır ve oluşturacakları organ sistemlerine göre farklılaşır. Dolayısıyla gebeliğin organların oluştuğu bu ilk evresi gerçekten de çok önemli.”

Yumurtlama döneminizi tespit edin
Kadınların en çok doğurgan oldukları döneme ait şöyle küçük formüller söz konusu: Adetin başladığı gün “1. Gün” olarak kabul ediliyor ve 28 günde bir adet gören kadında yumurtlama 13.- 15. gün arasında gerçekleşiyor, işte bu dönem en fazla doğurgan olunan zaman. Ancak kadınların tümü bu dönemde yumurtlamıyor. Kimileri biraz daha önce ya da sonra yumurtlayabiliyor. Bazıları da hiç yumurtlamıyor.
Unutulmaması gereken en önemli husus şu: Yumurtlama problemleri olduğu halde kadınlar adet görebiliyor ve yumurtlama gücü aydan aya değişebiliyor. Yumurtlamanın olup olmadığı ultrason ya da kan testleriyle belirlenebiliyor.
Erkek spermi cinsel ilişkiden sonra yaklaşık 48-72 saat kadın vücudunda canlı olarak kalabiliyor, işte kadının en doğurgan olduğu bu zamanda, spermin de orada olması gerekiyor, bir de yeterli sperm bulunabilmesi için her gün yerine gün aşırı cinsel ilişkiye girilmesi.
Çünkü fazla sayıda cinsel ilişkide bulunmak erkeğin menisindeki sperm sayısını azaltıyor.

Yumurtlamanın gerçekleştiği nasıl anlaşılır?
Göğüslerde hassasiyet, karın bölgesi ve kasıklarda ağrı, rahatsızlık hissi, vajinal akıntıların ve vajinada ıslaklığın artması gibi şikayetler yumurtlamanın gerçekleştiğinin belirgin işaretleridir. Bunların dışında eczanelerde satılan ovülasyon belirleme testleri ile de yumurtlamanın gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenebilir.

Test yaptırabilirsiniz
Jinekologların yumurtlama vaktini takip etmek amacıyla kullandıkları en mühim yöntem LH düzeyinin tespiti. LH düzeyindeki ani yükseliş, yumurtlamanın 1-1.5 gün içinde başlayacağını, dolayısıyla kadının adet dönemi içindeki en verimli 2-3 gününün başladığını gösterir. İşte bebek sahibi olmaya karar veren çiftler için cinsel ilişkiye girilmesi en öncelikli günler, bu günlerdir. İdrardaki LH düzeyindeki ani yükselişi artık eczanelerde satılan testler sayesinde evinizde de zamanında ve kolayca tespit edebilirsiniz.

Siz yine de tedbirli olun!
İlişki sırasında kayganlaştırıcı olarak tükürük veya diğer krem vs. gibi maddelerin kullanılması spermleri öldürerek hamileliği önleyebilir. Bunların dışında yer çekiminin etkisiyle ayakta ya da oturur pozisyonda yapılan cinsel ilişkide ya da ilişkinin bitiminin hemen sonrasında ayağa kalkıldığında spermlerin rahim ağzındaki açıklıktan geçmeleri zorlaşır, ilişki sonrası kadının bir süre sırt üstü yatması hamilelik ihtimalini artırabilir.
Her şeye rağmen tamamen sağlıklı bir çiftin hamilelik elde etme şansı her ay yüzde 25′tir. Hamilelik ve öncesindeki dönemde çiftlerin aşırı yüksek ısıya maruz kalmaktan kaçınmaları gerekir. Saunadan ve çok sıcak suyla banyo yapmaktan kaçınılmalıdır. Ayrıca hamilelik ve hamilelik öncesi dönemde çalışma ortamında böcek öldürücü, kurşun, etilen oksit gibi kimyasal maddelere ve radyasyona maruz kalmaktan kaçınılmalıdır.
Bu dönemde çamaşır suyu vs. gibi temizlik maddeleri kullanırken eldiven kullanmaya ve bu maddeleri solumamaya özen gösterilmelidir. Günümüzde bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla video, display terminallerinden yayılan elektromanyetik alanın da hamilelere zararlı, olabileceği düşünülmektedir. Bu tür enerjiye maruz kalan kadınlarda düşük oranının arttığı gösterilmiştir. Bu zararlı etkiden korunmak için bilgisayar ekranından 80 cm. uzakta oturulması önerilir. Özellikle monitörlerin arka bölgelerinden uzakta oturmak gerekir.

Doğum kontrol hapı kullandıysanız…
Doğum kontrol hapları en güvenilir doğum kontrol yöntemlerinden biri. Ancak doğum kontrol hapını uzun süre kullanan ve bırakan kadınlarda bir süre daha yumurtlama problemi görülebiliyor. Bu sebeple hamile kalmak için geçen süre diğer doğum kontrol yöntemlerine göre uzun olabiliyor. Bu uzamaya karşın, doğum kontrol hapı kullanımıyla kısırlığın arttığı konusunda herhangi bir kanıt yok. Doğum kontrol hapıyla korunan kadınlar hapları kullanmaya devam ederken de (örneğin kullanmaya yeni başladıklarında) veya kestikten hemen sonra hamile kalabilirler, bu durumda bebeğin sağlığı olumsuz etkilenmez.

Şansınızı artırın!
Sağlıklı beslenmek yumurta ve sperm kalitesini, dolayısıyla da döllenmeyi etkiler. Hamilelik öncesi dönemde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının edinilmesi ve bunların hamilelik süresince devam ettirilmesi çok önemli. Düzenli beslenme alışkanlığı anne adayına, ailesine ve gelişecek bebeğin sağlığına katkıda bulunur.
Boyunuza ve vücut yapınıza uygun kiloda olmak, sağlıklı bir hamilelik için ayrıca önemli. Hamile kalmadan önceki dönemde yağdan fakir, liften zengin diyet uygulanarak ve egzersiz yaparak kilo verilmesi uygun olur. Ancak hızlı kilo verebileceğiniz diyetler hamile kalma şansını düşürüp, hamilelik öncesi besin depolarınızı azaltır.
Sağlıklı hamilelik için en önemli vitamin folik asittir. Döllenmeden hemen sonra omurilik ve sinir sisteminin gelişmesinde önemli rol oynar. Hamilelikten önceki 3 aylık dönemden itibaren, günde 400 mg. folik asit takviyesi sinir sistemiyle ilgili bozuklukların oluşmasını engeller. Folik asit narenciyede, yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde bulunur.
Günde 300 mg.’dan (3 bardak filtre kahve) fazla kafein alınması üreme sağlığını olumsuz etkiler. Kafein kahvenin dışında çay, kakao, kolalı içecekler gibi birçok gıdada bulunur. Bazı çalışmalar fazla kafein alımının düşüklere yol açtığını göstermiştir. Hamilelik ve öncesi dönemde kafein alımı mümkün olduğu kadar azaltılmalı ve kafeinsiz içecekler tercih edilmelidir.
Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde hiç alkol alınmaması en doğru yaklaşımdır. Alkol erkeklerde sperm sayısını ve kalitesini azaltır.
Hamilelik ve öncesi dönemde sigara içilmemesi ve sigara içilen ortamlardan uzak durulması gerekir. Sigara yumurta ve sperm kalitesini bozar, yumurtanın döllenmesini ve döllenen yumurtanın rahme tutunmasını zorlaştırarak hamileliği önler. Sigara içen kadınlarda dış gebeliğin daha sık görüldüğünü gösteren çalışmalar vardır. Bu dönemde sigara bırakmayı kolaylaştıran nikotin sakız ve bantlarının kullanımı önerilmez.
Suni tatlandırıcılar ve bunları içeren gıda maddelerinin kullanımından da hamilelikte ve öncesindeki hazırlık döneminde kaçınılması gerekir.
Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde çiftlerin stresten mümkün olduğu kadar uzak kalması ve yeterince dinlenmesi gerekir.
Egzersiz fazla ağır olmamak şartıyla önerilir. Ağır egzersiz kadın ve erkekte üreme sağlığını olumsuz etkiler

Evde Bebek Bakımı

Evde Bebek Bakımı

Bebek doğduktan sonra ona nasıl bakacağınız hakkında pek çok sorularınız olacaktır. Burada, annelerimizin aklına en sık gelen sorulara yanıtlar vermeye çalışacağız.


32
Emzirme düzeni : Ilk haftalarda emzirme düzensizdir ve bebek her istediğinde emzirilmelidir. Her iki göğsü de eşit sürelerde emzirtmek idealdir. Ancak bu her zaman gerçekleşmez. Bebek bir seferde tek göğsü emerse bir sonraki sefer diğer taraftan emzirmek gerekir. Ilk 10 dakikadan sonra gelen süt daha yağlıdır; bebekte doygunluk hissi uyandırır. Bir göğsü emmesi bu nedenle yeterli olabilir. Günde yaklaşık 10-12 kere emmesi ve ilk 4-6 ay gece beslenmesi normaldir. Emzirilen bebeğe su vermek gerekmez. Meyve püresi ve pirinçli mama benzeri ekbesinler 6 aydan sonra verilmelidir.

Dışkı ve idrar sıklığı : Bebeğinizin ilk ayında dışkı sayısı fazladır (günde 6-8 kez). Anne sütüyle beslenen bebeklerin dışkıları cıvık olur. Dışkı ilk günler yeşilimsi, daha sonra altın sarısı renk alır. Mama ile beslenen bebeklerin dışkıları daha kıvamlı ve sıklığı daha azdır. Bu bebeklerde kabızlık da olabilir. Bebeğin günde en az 6-8 kez idrar yapması gerekir.Bu beslenmenin yeterli olduğunu gösterir. Bir iki ay sonra bebek 2-3 günde bir de dışkılıyabilir, buda normaldir.

Alt değiştirme : Bebeğinizin altını sık değiştirin. Beslenme öncesi altı kirli ise veya bebek huzursuz ise bebeğinizin altını değiştirin. Beslenme ile barsak hareketleri artacaktır; bu nedenle beslenme sonrasıda bebeğinizin altını değiştirmeniz gerekebilir. bebeğin altını ıslak pamukla silebilir, çok kirli ise yıkayabilirsiniz. hazır silme bezleri, yolculuklarınızda pratik olacaktır. bebeğin cildi çok hassastır. Islak veya kirli bez uzun süre ( 3-4 saat ) kalırsa PİŞİK olur. Bu durumda bebek cildine uygun pişik kremi uygulayabilirsiniz. Unutmayın kız bebeklerin altları önden arkaya doğru temizlemek gerekir.

Göbek bakımı : Göbeğin ve çevresinin temiz ve kuru kalması gerekir. Göbek bağı kullanmayın. Günde 2-3 kere göbek kordonunu dibinden, alkollü pamuk ile silin. Göbeği bezin dışında bırakmaya dikkat edin. Göbek 7-14 gün içinde düşer. Düştükten sonra yerinde hafif bir kanama olması normaldir. Bu durumda alkol ile silebilirsiniz.

Bebek banyosu : Göbek düştükten 1 gün sonra banyo yaptırabilirsiniz. Göbek düşene kadar yumuşak bir bezle bebek cildini uygun bir sabunla silin ve daha sonra durulayın. Gün aşırı banyo yeterli olacaktır. Ancak ağzını, çenesini ve genital bölgesini sık sık ıslak, sabun- suz, yumuşak bir bezle silmeniz gerekir. Banyolarında içme suyu kullanmanız gerekmez.
Ancak cildinde yara varsa veya ameliyat geçirdiyse kaynamış ve ılıtılmış su kullanmanız gerekebilir. Bu konuda DOKTORUNUZUN TAVSİYELERİNİ almalısınız. Suyun ısısını, kolunuzun iç kısmını suya daldırarak test etmelisiniz. Banyo sonrasında cildi durulamak son derece önemlidir. Sabun bebek cildini tahriş edebilir

Cilt bakımı : Her banyo sonrası krem veya yağ sürmek gerekmez. Bebek cildi çok hassastır. Krem ve yağlar sürerek cildin terlemesi önlenirse, ufak sivilceler ve isilik tarzında döküntüler ortaya çıkabilir. Eğer cildi kurur ve çatlaklar gelişirse, bir bebek losyonu veya nemlendiricisini günde 2 kere sürebilirsiniz.Bebeğin cildi kuru ise çok banyo yaptırmayın.Banyonun suyuna bebe yağı eklemek de işe yarayabilir.

Tırnak bakımı : Bebeğin tırnağını, ona özel bir bebek tırnak makası ile kesebilirsiniz. Uzamış tırnaklarıyla bebek, yüzünü ve gözünün kornea tabakasını çizebilir. Bebek tırnak makasıyla tırnağın keskin ve sivri köşeleri de ince bir törpüyle yumuşatın. Bu işlemi yaparken yanınıza bir yardımcı almalısınız.

Hapşırık ve hıçkırıklar : Hapşırık, genze kaçan damlacıkları temizlemek üzere bir reaksiyon, hıçkırık ise solunum kası olan diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkan bir reflekstir. Hıçkıran bebek kısa süre ile emzirilirse bu refleks yavaşça kaybolur.

Yatma pozisyonu : Bebeğinizi sırtüstü yatırın. Son yıllardaki araştırmaların sonuçlarına göre sırtüstü yatış en güvenli yatma şeklidir. Bebeğin başını uyurken her iki yana çevirebilirsiniz. Bebek uyanıkken yüzükoyun yatırarak kollarının kuvvetlenmesine yardımcı olabilirsiniz. Yastık ve kuştüyü yorgan kullanmayın. Yorganını göğüs hizasına kadar örtün, başına çekmeyin. Bebeği fazlaca ısıtmayın. Yatağında yumuşak oyuncaklar bırakmayın. Bu önlemler SIDS denilen nedensiz beşik ölümlerini önlemek amacıyla tüm dünya bebeklerine önerilmektedir.

Oda ısısı : Sizin rahat ettiğiniz oda ısısında bebeğiniz de rahat edecektir. Zamanında doğan bebekler için 21 derece uygundur. Eğer klima kullanıyorsanız, bebeğin üzerine üflememek koşuluyla bebeği odada tutabilirsiniz. Unutmayın, bebek, kapı veya pencerenin aralanmasıyla, çok soğuk olmayan bir ortamda hemen üşümez. Üşüse de hasta olmaz. Aşırı ısıtma, beslenmeye isteksizlik ve uyku haline neden olur. Bebeğin elleri ve burnu soğuksa, ortam ısısı yetersiz demektir. Bu durumda vücut ısısına da bakılabilir. Uzerine bir battaniye örtülerek bebek ısıtılmalıdır. Devamlı soğuk olan bebekler iyi büyüyemezler.

Araba Koltuğu : Hastaneden evinize giderken ve bundan sonraki yolculuklarınızda yeni doğan bebekler için olan araba koltuğu kullanın.

Ziyaretler : ilk haftalarda yorucu ziyaretlerden kaçının. Bebek bakımı zor da olsa en kolay biçimde evde yapılır. Bebeği kalabalık gurupların içerisine sokmayın. Unutmayın, özellikle kış aylarında, kapalı ortamlarda, virüslerin neden olduğu üst solunum yolu enfeksiyonlarına çok sık rastlanır. Bebeğin hastalanmaması için öptürmeyin, kalabalıklara sokmayın, ufak çocuklardan uzak tutun. Annenin de lohusa döneminde kendini iyi koruması gerekir.

Eve giderken gerekenler :
Hastaneden çıkarken : Alt bezi, body (iç tulum), tulum, battaniye (tercihen delikli).

Evde : Pişik kremi, burun aspiratörü (gerekebilir), serum fizyolojik burun damlası, pamuk, pansuman alkolü, tırnak makası, bebek fırçası.

Diğer araç ve gereçler : Araba koltuğu (aynı zamanda ana kucağı gibi kullanılabilir), beşik, alt değiştirme masası, bebek banyosu.

Bebeğinizin ilk kontrolü : Taburcu olduktan bir hafta sonra yapılır. Bundan sonraki kontrol ve aşılar için doktorunuza danışınız. bebeğiniz doktorunu ziyarett ettiğinde tam bir tıbbi muayeneden geçer. Yaşına göre büyüme ve gelişmesi izlenir. Her ay için beslenmesi değerlendirilir ve gerekli diyet önerileri verilir. Belirli dönemlerde kansızlık ve idrar yolu enfeksiyonu taraması, verem testi yapılır; işitme ve görme fonksiyonları değerlendirilir. Gerekli görüldüğünde ilgili uzmanlık alanlarına yönlendirilir. Zamanı geldiğinde ev kazalarından korunma, disiplin, tuvalet eğitimi, okula hazırlık, öğrenme güçlüğü, dikkatsizlik, davranış bozukluğu, cinsel ve sosyal gelişim konularında da aile desteklenir.

Şu durumlarda derhal doktorunuzu aramalısınız:
-
Bebek 6-7 saat uyanmazsa,
- Kasık bölgesinde ağrılı şişlik olursa,
- Ateş, popo dan, 38°C nin üzerindeyse, (Fazla ısınmış olabilir. Önce üzerini açın. 15 dakika bekleyin ve sonra derece ile ölçün. Ateşi hala 38′in üzerindeyse hemen doktorunuzu arayın),
- Tüm vücuda yayılmış sarılık varsa,
- Bezlerinin dışına kadar taşan sıvı tarzında dışkılama (günde 3-4 defa) oluyorsa,
- Üst üste fışkırtır tarzda kusuyorsa..

0-3 Yaş Bebek Büyüme Eğrisi

0-3 Yaş Bebek Büyüme Eğrisi

2

Uyarı : Her bebek kendine özeldir. Her bebeğin gelişimi farklılık gösterebilir. Bu bilgiler, ortalama bir bebeğin gelişim düzeyi örnek alınarak anlatılmıştır. Aşağıdaki makalede 0-3 yaş bebek gelişimi hakkında bilgiler bulabilir, büyüme eğrisini kendi bebeğiniz üzerinde değerlendirebilirsiniz.

Yeni bebeği olmuş anne babaların en sık karşılaştığı sorular “Kaç kilo doğdu?… Boyu ne kadar?” dır. Bu sorular aynı zamanda bebeğin gelecekteki büyüme seyrine yönelik tahminlerin de ilk verileri olarak kabul edilir. Örneğin 52 cm’den daha uzun bir bebek dünyaya geldiyse, ileride uzun boylu olacağı düşünülür. Oysa bu tahminler tam anlamıyla bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor. Çünkü büyüme anne karnından başlayıp ergenlik döneminin sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Üstelik sabit bir tempoda izlemez. Bazen yavaş bazen hızlıdır. En hızlı büyümenin görüldüğü iki donem vardır; süt çocukluğu ve ergenlik.

Ancak büyümede temel etken; genetik özelliklerdir. Beslenme, hastalıklar, egzersiz gibi sosyal ve psikolojik etkenler de büyümeyi etkiliyor. Yani çocuğun kendi genetik özelliklerine uygun bir büyüme göstermesi için çevresel şartların da uygun olması gerekiyor. Araştırmalar çocuğun büyümesinde genetik ve çevresel etkenlerin paylarının yaklaşık yarı yarıya etkili olduğunu gösteriyor.

Uzmanlar doğum sonrası büyümeyi izlemek için temel olarak 3 ayrı kriter kullanıyorlar; boy, kilo ve baş çevresi ölçümü. Bu 3 kriterin belirli aralıklarla izlenmesi bebeğin sağlıklı büyüyüp büyümediğine yönelik ipuçları olarak değerlendiriliyor. Bu da bir çeşit grafik tabloları üzerinde büyüme eğrileri olarak inceleniyor. Uzmanlar buna persantil adı veriyor.

Ancak büyüme (persantil), çeşitli nedenlerden dolayı toplumdan topluma farklılık gösteriyor. Örneğin bir Alman ile bir Çinli çocuğun büyüme eğrileri birbirinden farklı, işte bu yüzden her toplumun kendine özgü büyüme eğrileri, çeşitli araştırmalar sonunda ortaya çıkıyor ve doğan her bebek bu eğrilere göre değerlendiriliyor. Elbette ülkemize özgü büyüme eğrisi de var…

Ancak bu sayısal değerleri vermeden önce, uzmanların kullandığı 3 kriterlere ilgili bazı önemli noktaları bilmenizde yarar var.

Kilo

Bebeğin kilosu, pek çok anne için çok önemli bir konudur. Gerçekten de büyüme açısından kilo önemli bir kriter. Ancak bebeklerin birbirinden farklı kilolarla doğduğunu ve doğum kilosunun, gelecekteki kilosunu belirlemediğini bilmek gerekiyor. Örneğin 4 kilo üzerinde doğmuş iri bir bebeğin ileride obez olacağı söylenemez ya da doğum tartısı 2 kilo olan bir bebeğin ileride zayıf bir çocuk olacağı öngörülemez. Çünkü kilo alımı pek çok faktöre bağlı. Özellikle hamilelik döneminde yaşanan çeşitli sorunlar ya da durumlar doğum kilosunu etkiliyor. Örneğin, diyabetik (şeker hastalığı) annenin bebeği oldukça kilolu ve iri oluyor. Buna karşın ikiz, üçüz gibi çoğul hamileliklerde, annede hipertansiyon, placenter yetersizlik gibi başka sorunlar bebeğin düşük kiloda dünyaya gelmesine yol açabiliyor. Ancak farklı düşük doğum kilosunda veya düşük değerlerde doğan prematüre bir bebek akranlarından çok daha hızlı kilo alıp yüksek tempoda büyüme grafiği gösterebilirken diyabetik anne çocuğu da ilk ayda doğum kilosunun altına bile inebiliyor.

Sağlık sorunlarının bulunmadığı normal bebeklerde, doğum sonrası kilo almasında genel bir eğilim olduğu da bilinen gerçeklerden biri. örneğin, süt çocukluğu döneminde bebekler, ilk yılın sonunda doğum kilosunun üç katına ulaşıyor, ikinci yılda ise bu artış, doğum kilosunun dörtte birine düşüyor.

Ancak yetersiz beslenme nedeniyle kilo alımında düşüklük görülmesi, ülkemizde ciddi sorunlardan biri. Özellikle ilk bir yıl içinde, bebeğin yeterli anne sütü alamaması ya da erken ve yanlış besinler verilmesi gibi beslenme hataları, persantil eğrileri ile yapılan değerlendirmelerde kolayca tespit edilebiliyor. Uzmanlar, bebeğin ağırlık eğrisinde birkaç ay düşme gözlüyor ve bu kaybın sonraki aylarda sıçrama ile dengelenmediğini saptıyorsa, yetersiz beslendiğini saptayıp müdahale edebiliyorlar. Beslenme bozukluğu çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırladığı gibi boy uzunluğunu da etkiliyor. Özellikle yaşamın ilk yılında ortaya çıkan beslenme bozukluğu ya da yetersizliği, ileriki yıllarda boyun kısa kalmasının nedenlerinden biri olarak görülüyor.

Baş çevresi

Zamanında doğmuş bebekte, baş çevresi 35 cm. kadardır. Sağlıklı bir bebekte başın büyümesi, beynin büyümesini yansıttığı için önemli bir kriterdir. Genel olarak 3. ayda 40.5 cm, 6. ayda, 43 cm, 1 yılın sonunda ise 46 cm kadardır. 1 yaşından sonra baş çevresinin
büyümesi yavaşlıyor. Ancak uzmanlar baş çevresinin gelişiminin genetik özelliklere bağlı olduğunu belirtiyorlar. Bazı bebekler genetik olarak büyük ya da küçük kafatası yapısına sahip olabilirler.

Ancak baş çevresinin aşırı büyümesi ya da küçük kalması da çeşitli hastalıkların belirtisi olabiliyor. Bunlardan biri Hidrosefali. Beyin omurilik sıvısının dolaşım sorunu olan hidrosefali hastalığı baş çevresinin normalden hızlı büyümesi ile tespit ediliyor. Bu bebeklerin yeni doğan döneminde ortalamadan daha büyük baş çevresi oluyor ve olması gereken persantil eğrisinin dışında kafasının hızla büyümesi, uzmanlara hidrosefaliyi düşündürüyor. Ancak baş çevresinin büyüme hızının düşük olması da başka sorunların belirtisi olabiliyor.

Boy

Genel olarak bebekler 50 cm civarında doğuyor ve ilk yıl genetik özelliklerinin dışında gelişiyor. Ancak bir yıldan sonra genetik yapılarına özgü persantil değerlere yaklaşıyorlar. Ancak doğum tartısı gebelik süresine göre düşük olarak doğan ve ilk 2 yaşta büyümede akranlarını yakalayamayan çocukların boylarının kısa olacağı biliniyor.

Uzmanlar, ülkemizde her yüz çocuktan 3 ile 15′inin kısa boylu olduğunu söylüyorlar. Ancak bunların yüzde 80-85′ini normal kısa boy olarak kabul ediyorlar. Yapısal ve genetik nedenlerle ortaya çıkan normal kısa boyluluk, toplumumuzda en sık görülen boy kısalığı. Ama bu çocukların boyları kısa olsa bile persantil eğrilerine göre, büyümeleri, normal hızında devam ediyor.

Bebekler 2-3 yaş civarında ise, kendi genetik özelliklerini yansıtan persantil değerlere ulaşırlar. Örneğin 2 yaşında boy bakımından 10. persantil değerine uyan bir çocuk, çoğu zaman 4-5 yaşlarında da o yaşa uyan 10.persantil eğrisi üzerinde bulunuyor. Çocuğun bulunduğu eğriden ayrılması, örneğin 50. persantilde giderken 10. persantile düşmesi, araya büyümeyi engelleyen bir olayın (hastalık, beslenme bozukluğu, psikolojik bozukluk) girdiğinin göstergelerinden biri.

Normal büyüyen bir çocuğun boyu 6-12 aylıktan sonra genetik potansiyeline uygun bir persantil değerine yaklaşmaya başlıyor. Genellikle 2-3 yaşlarından sonra anne-baba boyu ile çocuğun boyu anlamlı bağlantı gösteriyor. Bu nedenle boy uzunluğunu değerlendirirken , çocuğun persantil eğrisindeki konumunun anne ve babanın boy ortalamasını yansıtan hedef boya uygun olup olmadığını saptanması çok önemli.

Hedef boyu hesaplarken her toplumun kendi standartlarına göre kadın ve erkek boyu arasındaki farkı göz önüne almak gerekiyor. Kadın ve erkek arasındaki bu fark, Türk toplumu için 13 cm. Bu nedenle bir kız çocuğunda hedef boy, |(bababoyu-13 cm) + anne boyu/2], erkek çocuk için hedef boy, [Anne boyu + 13) + Baba boyu/2] formülü ile hesaplanıyor.