BitkiDerman.com.tr' "Bitki" Derman'dır. ' – Şifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi… |
| Dünyanın en büyük doğal limanı, eğlencenin kalbinin attığı yer, okyanusun eşsiz ihtişamı ve karşınızda SYDNEY… | |
|
Uçuş süresi: 20 saat
Para Birimi: Avustralya Doları Saat farkı: Doğusu 5 saat, batısı 7 saat ileri Resmi dil: İngilizce Vize: Gerekiyor Sydney’i görmek için en uygun mevsim sonbahardır. Muhteşem deneyimleri ve en güzel zamanları Sydney’de bu mevsimde geçirebilirsiniz. Avustralya’nın sonbaharı 1 Mart’ta başlar ve 31 Mayıs’ta son bulur. Sonbahar deyince sakın korkmayın çünkü Sydney’de o mevsimde beach’lerin en güzel haliyle karşılaşacaksınız. Yürüyüş turları yapacaksınız. Royal Botanik Bahçesi, Hyde Park, Chinatown’da gönlünüzce gezebileceksiniz. 2000 yılında Dünya Yaz Olimpiyatlarına ev sahipliğini başarıyla yapan Sydey’de gezilebilecek bir çok yer bulacaksınız. Sydney’de kaç gün kalırsanız kalın bir an bile geldiğinize pişman olmayacaksınız. Okyanusta yüzmek istemez misiniz? Sydney’de denize girmek için pek çok alternatif plaj bulabilirsiniz. Hele ki önerdiğimiz tarihler arasında orada olursanız, güneşin ve denizin keyfinin yanı sıra su sporlarının da keyfini doyasıya yaşayabilirsiniz. Bondi Plajı: Sydney’de bulunan 100’e yakın plajdan en önemlilerinden birisidir. Sörf tutkunlarının önemli merkezlerinden olan Bondi Plajı, Noel tatillerinde dolup taşıyor… 2000 yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları’nda voleybol maçlarının da düzenlendiği Bondi Plajı, olimpiyat sırasında muhteşem yerleşimi ile kendisini ispat etmiştir… Bu plaja gitmek isterseniz şehrin doğu kesimine doğru yol almanız gerekiyor. Balmoral Plajı: Okyanusta yüzmek… Güneşlenmek ve sörf yapmak… Bunların hepsinin yanında bir de piknik ve barbekü keyfini Avustralya’nın gözbebeği Sydney’de yaşamak… İşte hepsi Balmoral Plajı’nda sizi bekliyor… Nerede ne yiyelim? Havalimanından şehir merkezlerinde önemli noktalara servis yapılmaktadır. Havalimanından otelinize ya da kalacağınız yere gitmeniz için bir diğer seçenek de taksiler olabilir.
kaynak.www.hangisinegitsek.com |
Rusya, Avrupa’nın doğusunda, Asya’nın kuzeyinde yer alır; 14 ülkeyle sınır komşusudur ve sınır uzunluğu bakımından dünyada birinci sırada gelir. Yüz ölçümü 17.075.400 km²’dir.
Ülke geneli itibariyle ılıman iklim kuşağında yer alan Rusya, Karadeniz kıyılarında görülen subtropikal iklimden, yıllık sıcaklık farkının 80°C’ye vardığı Güney Sibirya’daki sert karasal iklime ve de kuzeydeki kutup iklimine kadar değişen bir iklim mozaiğine sahiptir.
Rusya’da Kaliningrad’dan (GMT+2) Kamçatka ve Çukotka’ya (GMT+12) kadar toplam 11 ayrı saat dilimi kullanılmaktadır. Moskova ve St. Petersburg (GMT+3), 3. saat diliminde yer almaktadır.
Rusya Federasyonu’nda 21 cumhuriyet, 6 yöre, 49 bölge, federal önem taşıyan iki şehir (Moskova ve St. Petersburg), 1 özerk yönetim bölgesi ve 10 özerk yönetim birimi bulunmaktadır. Yaklaşık 10 milyon insanın yaşadığı Moskova, Rusya’nın başkentidir. St. Petersburg (4,6 milyon nüfuslu), Novosibirsk, Nijni Novgorod, Yekaterinburg, Samara, Omsk, Çelyabinsk, Kazan, Perm, Ufa, Rostov na Donu ve Volgograd; Rusya’nın, nüfusu 1 milyonu aşar.
Federal bir devlet olan Rusya’nın yönetim biçimi, başkanlık tipi cumhuriyettir. Devlet Başkanı, ülkeyi yönetir. Başbakan başkanlığındaki hükümet de yürütme yetkisine sahiptir. Yasama yetkisi ise, Duma (Federal Meclis’in alt kanadı) ve Federasyon Kurulu’ndan (Federal Meclis’in üst kanadı) oluşan Federal Meclis’e aittir.
2002 yılı verilerine göre ülkede 145 milyon insan yaşamaktadır. Nüfusun %80’e yakınını Ruslar (Slavlar) oluşturmaktadır. Rusya’da Rusların dışında 100’den fazla halk ve milliyet bulunmaktadır. Bunlardan Ukraynalılar, Tatarlar, Ermeniler, Azerbaycanlılar, Kazaklar, Yahudiler ve Almanlar, sayıları bakımından diğerlerinden daha fazladır.
Rusya Federasyonu’na ait tüm topraklarda resmi dil Rusçadır.
Para birimi “Ruble”dir.
Rusların yarısı ateisttir. İnananların büyük bir kısmı Ortodoks’tur. İslam, Katoliklik, Yahudilik ve Budizm, Rusya’da yaşayan insanların mensubu oldukları diğer dinlerdendir.
1–5 Ocak :
Yeni Yıl Tatili
7 Ocak :
Noel (Ortodoks Kiliseleri tarafından “İsa’nın Doğum Günü Yortusu” olarak kutlanır)
23 Şubat :
Vatan Muhafızları Bayramı
8 Mart :
Dünya Kadınlar Günü
1 Mayıs :
İlkbahar ve Emek Bayramı
9 Mayıs :
Zafer Bayramı
12 Haziran :
Milli Bayram
4 Kasım :
Ulusal Birlik Bayramı
Rusya Federasyonu’nda yaklaşık olarak 145 milyon kişi yaşamaktadır. Moskova ve St. Petersburg başta olmak üzere 13 şehir, 1 milyonun üstünde nüfusa sahiptir. Ülkede yaşayan insanların %80’ni Rus’tur (Slav). Herkesin Rusça bilmesine rağmen; 100’ü aşkın halk kendi dilini konuşur. Rus vatandaşlarının %60’ı ateisttir. İnananların büyük bir kısmı Ortodoks’tur.
Kuznetsov, İvanov, Petrov, Smirnov ve Popov, Rusya genelinde en çok kullanılan soyadlarındandır. En yaygın isimler ise Yelena ve Aleksey’dir. Rusya’da yaşayan kadın sayısı erkeklerden daha fazladır. Rus gelinler, sadece güzellikleriyle değil; hamaratlıklarıyla da dünyaya ün salmışlardır. Pek çok yabancı erkek Rusya’ya bilhassa, Slav ırkından güzel bir eş bulup evlenmek ve beraberinde götürmek niyetiyle gelmektedirler.
Rus halkı, sürekli okuyan bir millettir. Ülkeye gelen yabancılar, metro ve otobüslerde ellerinde kitapla dolaşan ve sürekli okuyan yolcuları görünce şaşırırlar. Kitapçılar tıklım tıklım doludur, sokaklarda kurulan edebi eserlerle dolu tezgâhların etrafı insan kalabalığından geçilmez. Totaliter rejim zamanındaki Sovyet toplumunun kapalılığının bir sonucu olarak Rusya’da yabancı dil bilenlerin sayısı hala çok azdır. Elbette gençler arasında yabancı dil; özellikle de İngilizce öğrenenlerin sayısı hızla artmaktadır fakat eski nesilden bir insanla Rusça dışında herhangi başka bir dilde anlaşabilmek neredeyse imkânsızdır.
“Ruslar atı yavaş hazırlarlar ama hızlı kullanırlar.” Rus realitesini tam anlamıyla anlatan bu sözün ünlü Alman Devlet Adamı Otto von Bismarck tarafından bir buçuk asır önce söylenmiş olması ilginçtir. Rus halkı yeteneklidir. Dünyaya nam salmış yurttaşlarımızla gurur duymaktayız. Rusya; Tolstoy, Dostoyevski ve Çehov gibi ünlü yazarları dünyaya kazandırmıştır. Her biri Rus vatandaşı olan Budin, Şolohov, Pasternak, Soljenitsın ve Brodski, edebiyat dalında Nobel Ödülü almışlardır. Çaykovski, Rahmaninov, Stravinski, Prokofyev, Şostakoviç ve Şnitke gibi Rus bestecilerinin eserleri bugün dünyanın her yerinde icra edilmektedir. Rus avangardının temsilcileri Maleviç ve Kandinski, resim sanatına yenilikler getirerek tüm dünyada ün kazanmışlardır.
Rus bilim adamlarının kimya, nükleer fizik, havacılık alanlarında yaptıkları keşif ve başarılar herkes tarafından bilinmektedir. Rusların bazı icatların gerçekten kime ait olduğu konusundaki görüşleri dünyaca kabul edilen görüşlerden farklıdır; örneğin lokomotifi, ampulü ve radyoyu ilk icat edenin Ruslar olduğunu öğrenen yabancılar gerçekten çok şaşırırlar. Mamafih, Rusların daha pek çok şeye öncülük etmiş olması, şüphe götürmez bir gerçektir.
Uzaya insan gönderen ilk ülke Rusya’dır (SSCB, Yıl: 1961). Rus tankları, savaş uçakları ve herkesin bildiği makineli tüfek “Kalaşnikovlar” şüphesiz dünyanın en iyileridir. Rus Klasik Balesi de dünya çapında üne sahiptir. Her kültürlü insan Anna Pavlova, Galina Ulanova, Maya Plisetskaya, Rudolf Nuriyev ve Mihail Barışnikov’u bilir. Yüzücüleri, ağırsıklet atletleri, jimnastikçileri, artistik patinajcıları ve hokeycileri ile dünya çapındaki başarılara imza atan, olimpiyatlarda en yüksek dereceler alan Rusların, spordaki gelenek halini almış başarıları gözler önündedir. Dünya satranç şampiyonlarının çoğu Rus’tur ya da Rusya asıllıdır.
Rusya, birbirinin inancına saygı duyan farklı dinlere mensup insanların bir arada yaşadığı kozmopolit bir ülkedir. İnananların çoğunun Ortodoks olmasına rağmen Rusya’da hiçbir dini inanç ya da görüş, diğer inançlara karşı üstünlük sağlamaz ve devlet himayesinde değildir. Ülkemizde Ortodoks denilince akla ilk olarak Ruslar gelir ama Karelyalılar, Udmurtlar, Mariler, Mordvinler, Çuvaşlar, Osetler, Çingenelerin önemli bir bölümü ve daha pek çok halk da yine Ortodoks mezhebindendir. Ülkedeki Ortodoksların sayısı farklı değerlendirmelere göre değişiklik göstermekle birlikte genel olarak 70 ila 80 milyon arasındadır. Bunların çoğu, her bölgede bulunan Rus Ortodoks Kilisesi’ne bağlı kişilerdir. Sovyet döneminde; özellikle de baskıcı Stalin rejiminin hüküm sürdüğü ve ateizmin devlet politikası olarak yürütüldüğü yıllarda Ortodoks Kilisesi’ne karşı çıkıldı, mabetler ve manastırlar tahrip edildi. Daha kısa bir zaman önce eskiden bulunduğu yerde Moskova’da bütünüyle restore edilen Kurtarıcı İsa Kilisesi bunun canlı bir örneğidir. XX. yy.ın sonlarına doğru Ortodoksluk gerilemeye başladı fakat son on yıllık süre içerisinde yeni Rus neslinde tekrar hayat bularak ayakta kalmayı başardı.
Ortodoksluğun temelini “Kutsal Teslis” dogması oluşturur. Ortodoksların dualarında ve sözlerinde sadece “Tanrı” değil, “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” vardır ve bu özellikleriyle de diğer Hıristiyanlardan ayrılırlar. Ortodokslukta “Tanrısal Öz”, akıl yoluyla değil insani duygularla idrak edilir. Rusya’nın bir inanç olduğu boşuna söylenmemiştir.
Ortodoksluk gerçek ve mecaz anlamda büyük bir aile demektir. Ortodokslar evlenir ve çok sayıda çocuğa sahip olur, kilise boşanmaları kınar. Bununla beraber eşlerden birinin ölmesi durumunda bile hayatta kalan diğerinin sadakat sözü baki kalır. “Nikâhlar göklerde kıyılır” sözü, kabul görmüş bir deyiştir.
Ortodokslar ve sekter Ortodokslardan başka Rusya’da Hıristiyanlığın diğer kollarına inanan insanlar da yaşamaktadır. (Örneğin, sayıları Ortodokslarla kıyaslanamayacak kadar az olan Katolikler.) Katolikler, Latin ve Bizans (bunlara Yunan Katolikler de denir) Ayinleri olmak üzere başlıca iki gruba ayrılırlar. Rusya’da yaşayan Polonyalı ve Litvanyalıların büyük bir bölümü, Almanların bir kısmı, Latgallıların çoğu (Letonyalıların alt etnik grubu), Beyaz Rusların bir bölümü; Latin Ayini Grubu’na girerler. 1990’ların başında az sayıda Rus, Katolik dinine geçti. Ülkede Lüteryen mezhebi, Kalvinizm, Memonit, Baptizm, Adventizm gibi farklı akımların, kiliselerin ve birliklerin mensubu olan Protestanlar da bulunmaktadır.
Rusya Federasyonu’ndaki dinler arasında, mensubu olan insanların sayısı bakımından (tahmini değerlere göre 15 milyon kişi) İslam Dini, ikinci sırada yer almaktadır.
Rusya’da İslam’ın her iki ana dalına da (Sünnilik ve Şiilik) inananlar vardır fakat ülkemizdeki Müslümanların çoğu Sünni’dir. İslam’ın bu her iki kolu da Allah’a, Allah’ın gönderdiği Peygamberlere, meleklere ve Mukaddes Kitap Kuran’a; ayrıca Mahşer Günü’ne, alın yazısına inanırlar. Sünniler bütün Peygamberleri; Şiiler ise sadece Hz. Muhammed, Hz. Ali ve onun soyundan gelenleri, Müslüman cemaatinin başı olarak kabul ederler. Şiiler çoğunlukla daha katıdırlar, inançlarına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Örneğin bir Şii, “inanmayan” yani gayri Müslim bir kişinin yemek yemiş olduğu bir tabağı yere atıp kırabilir.
İslam dini, Rus topraklarına çok zaman önce girmiştir. VII. yy.ın 30-40’lı yıllarında Sasani Hanedanlığı (İran), Arapların saldırısına uğramıştı. Araplar, İran’ı tamamen zapt ederek, Kafkasya’yı işgal etmiş ve Kafkas Albanyası’ndan direkt Derbent’e çıkmışlardı. 643 yılında İkinci Halife Hz. Ömer yönetimindeki Arap Başkomutan, Derbent Hükümdarı Persli Şahrbaraz ile karşı karşıya geldi. Şahrbaraz bizzat Arapların ordugâhına girdi ve burada kendini derebeyi ilan etti. Anlaşmaya göre Derbent haraca bağlanmadı ama bunun karşılığında Arap halifenin kuzey sınırlarını kuzeydeki komşularına ve de düşmanlarına (Hazarlara) karşı müdafaa etmeye mecbur kılındı. Böylece Sünni İslam anlayışı, 922 yılında Volga Bulgaristanı’nda resmi din olarak kabul edildi. Günümüzde Tatarların ve Başkurtların önemli bir bölümü İslam’a inanmaktadır. Kazan’da Müslümanlara ait olan Staro-Tatarskaya Sloboda (Eski Tatar Köyü) muhafaza edildi.
Rusya’nın doğu bölgelerinde Budizm inancını sürdüren 900 bin civarında insan bulunmaktadır. Bunlar Doğu Buryatlar ve Buryat-Hongodorlar, Tuvalıların önemli bir bölümü, Kamlıkların çoğunluğu ve Evenklerin küçük bir kesimdir. Budizm’in kurucusu Siddhartha Gautama, Şakya Kabilesi’ndendi; iki bin beş yüz yıl kadar önce şimdiki Nepal ve Hindistan sınırlarında devlet yönetti. Çar oğlu Siddhartha, zenginlik içinde büyüdü, insanların ıstıraplarını gördü ve gerçeği aramaya başladı. Bir gün derin bir murakabeye daldığı sırada birdenbire zihni aydınlandı, Buddha (uyanan) oldu ve var olanların yasası anlamına gelen “Dharma”yı çevresindekilere yaymaya başladı. Öğretisi daha sonraları “Budizm” adını aldı.
Budizm, ıstıraplardan, acılardan kurtulma yolunun tüm isteklerden arınarak nirvanaya erişmek olduğunu savunan bir dindir. Buryatya, Rusya’da Budizm’in merkezi haline gelmiştir. Burada yaklaşık otuz adet Budist tapınağı bulunmaktadır. Buryatya’nın en önemli mimari eserlerinden biri Gusinozerk şehrindeki Lama Manastırı’dır (tapınağı). Budizm 1741 yılında İmparatoriçe Yelizaveta’nın emri üzerine Rus vatandaşlarının dini olarak resmen kabul edilmiştir.
Rusya’da, inanan Yahudilerin çoğu Musevi’dir. Çok sayıda karma evlilik yapıldığından Musevilerin sayısını belirlemek zordur. 1990’lı yılların başı itibariyle 600 bine yakın insanın katılım gösterdiği Yahudilere ait dini kuruluşlar genel olarak Musevi Yahudilere aittir. Rusya’da yaşayan Yahudilerin önemli bir bölümü dindar olmadığından buna inanmak çok güçtür. (Gerçi son yıllarda dine yönelen Yahudilerin sayısı hissedilir derecede artmıştır.) Rusya’daki Musevilerin büyük bir kısmı şehirlerde özellikle de büyük kentlerde yaşarlar. Neredeyse tamamı Moskova, St. Petersburg, Yekaterinburg, Samara, Nijni Novgorod, Çelyabinsk, Rostov na Donu, Saratov ve Novosibirsk’te toplanmıştır.
Musevilik, temelinde Yahudi kültürünün yattığı, eski ve tektanrılı bir dindir. M.Ö. 2000 yılında Filistin’de doğmuştur. Musevilere göre ilk Yahudi, Tanrı ile arasında “Ahit” olarak bilinen kutsal bir bağlılık olarak sünnet olan Hz. İbrahim’dir. Böylelikle Yahudiler, Tanrı’nın emirlerini yerine getirme görevini üstlendiler, Tanrı ise İbrahim’in soyundan gelenleri koruyacak ve çoğaltacaktı. Ayrıca Tanrı, yönetmesi için İbrahim’e “Vaat Ettiği Toprağı” yani İsrail’i verdi. Musevilere göre “sünnet”in yapıldığı esnada haber verildiği gibi İbrahim’in soyundan gelenler Mısır’da 400 yıl boyunca esir kaldılar. M.Ö. XIII. yy.da Hz. Musa onları mucizevî bir şekilde vaat edilen toprağa getirdi. Musevi inancına göre, Mısır esaretinin mucizevî bir biçimde sona ermesinin ardından eski kölelerin tamamının ölüme mahkûm edildiği çölde geçirilen ve özgür insanlardan başka hiç kimsenin İsrail topraklarına giremediği 40 yıllık süre içerisinde Tanrı (Yehova) Sina Dağı’nda Musa aracılığıyla Yahudi halkına On Emir’i (yasaları) yani beş ayrı kitaptan oluşan Tora’yı (Tevrat’ı) gönderdi. Sina’da gelen vahiy olarak bilinen bu olay, Yahudi halkının ve bu halkın Museviliği kabul edişinin temelini oluşturur.
Museviliğin dogmatik bir din olarak yayılmasında M.Ö. IX.-VIII. yy.larda gelişen ve peygamberlik hareketi olarak anılan olay büyük rol oynadı. M.Ö. VIII. yy.dan beri peygamberlerin vaizleri yazılarak kayda geçirilirdi. Peygamberler Yehova’yı, seçtiği kişilerin başka Tanrılara tapmasına izin vermeyen “Kıskanç Tanrı” ilan ettiler. İsrail oğulları ile Yehova arasında “anlaşma” (ahit) yapıldı. Sünnet, yapılan “anlaşma”nın bir göstergesi oldu.
Rusya’da geleneksel inançlara (Şamanizm, putlara tapma, vb.) bağlı kalmış insanlar da vardır. Eskimolar, Çukçiler, Koryaklar, Evenkler gibi Rusya’da yaşayan az sayıdaki Kuzey Halkların çoğunluğu böyledir. Altaylılar, Nenetsler, Dolganlar ve Evenkiler arasında da bu inançlara itibar edenler vardır.
Başta Mariler, Çuvaşlar ve Udmurtlar olmak üzere Povolje halklarından bazıları, yine bu eski inançlara bağlı olanlar arasındadırlar. Putperest inanca sahip olan Mariler’e genellikle Çimari yani Temiz Mari derler.
Rus el sanatları Rusya’nın ulusal karakteri, tarihi, güzellikleri ve mutlu yaşama dair idealleri hakkında pek çok şey anlatır. El sanatlarının büyük bir kısmı çok eski zamanlara aittir, kökleri köy zanaatlarına dayanır. Bu yetenek, Rus halkına, gerekli araçları ve konuları cömertçe sunan doğanın bir armağanıdır. Ormanlık alanlarda tornacılık, ağaç ve akağaç kabuğu oymacılığı gelişmiştir. Kil yataklarının bulunduğu yerlerde çinicilik sanatı doğmuştur. Rusya’nın Avrupa yakasının keten yetişen kuzey bölgelerinde dantel örme sanatı ortaya çıkmıştır. Ural’da, maden yatakları ve değerli taşlar bulunur. Ural ayrıca dökme demir, silah süsleme ve taş şekillendirilerek yapılan süs eşyalarıyla tanınır.
Ağaç ve deri oymacılığı, dantel örme, kumaş işleme, ağaç ve metal süsleme, seramik, basma kumaş, deri ve kürk mamulleri ve daha onlarca tür el sanatı mevcuttur fakat dünyada bunlardan sadece Matriyoşka, Hohloma resimleri, Pavlovski Posad şalları, Gjel seramiği, Paleh minyatürleri, Jostovo tepsileri, Vologda dantelleri, Dımkov oyuncakları, Gorodets süslemeleri, Kaslin dökme demir mamulleri gibi sadece birkaçı tanınmıştır.
Dünya çapında en çok tanınan hediyelik eşya Matriyoşka’dır. Henüz çok genç sayılır, ne de olsa 100 küsur yaşındadır. Matriyoşka, Japonların Budist düşünür Fukurumu’ya ithafen yaptıkları tahta bebekten esinlenerek ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkmasından sadece birkaç yıl sonra Paris Dünya Sergisi’nde sergilenerek ödül kazanmış ve bütün dünyaca tanınmıştır. Yine Paris’te Kaslin dökme demir eşyaları büyük takdir toplamıştır. Kaslin dökme demir sigara tabakasına, gümüş bir sigara tabakasıyla aynı değer biçilmiştir.
Hohloma, ağaç üzerine sarı, kırmızı ve siyah renk boyalarla yapılan işlemelerdir. Kökleri çok öncelere, XVII. yy.a dayanır. O zamandan beri yapılış şekli bakımından fazla bir değişikliğe uğramamıştır.
Paleh minyatürlerinin temeli eski zamanlardaki ikona yapımına dayanır. “Savaşçı Ateizm” döneminde; yani 20’li yıllarda, el sanatları yok olmadı, sadece nitelik değiştirdi. Eskiden ikona yapan ustalar, cevahir kutusu, broş ve sigara kutularını resimlerle süslerken eski usullerini bozmadılar fakat resimlerin içeriğine Sovyet yaşamından görüntüler, halk masallarını tasvir eden resimler, tarihi ve edebi konular gibi yeni öğeler eklediler. Zarif yazıların traktörler, köylü kadınlar ve kızıl bayraklar gibi yöresel öğelerle sağladığı uyum muhteşemdi.
XIX. yy.ın yarısında ortaya çıkan Gorodets süslemeleri, halkın yaşadığı “güzel hayatı” gözler önüne seriyordu. Çiçekler ve hayvanların dışında şenlikleri, çay sohbetlerini, bayramları vb. de tasvir etmek Gorodets ustalarının hoşuna gidiyordu. Burada tasvir edilen olayların kahramanları, müreffeh bir hayat yaşayan şık giyimli, zengin ve neşeli köylüler, şehir halkı ve tüccarlardı.
Günümüzde Rus vatandaşları el sanatı ürünlerini çok seviyor ve değer veriyor. Neredeyse her evde bir Kaslin heykelciği ya da Gorodets ekmek tahtası, Hohloma tahta kaşığı görmek mümkündür. Çocukların oyuncakları arasında mutlaka bir Matriyoşka ve resim işlemeli piramit bulunur. Bazen, Gjel, Hohloma ya da Dımkov oyuncaklarından oluşan koleksiyonlara da rastlanır.
Rus el sanatlarına ait eserler bütün turizm merkezlerinde satılmaktadır. Rusya’dan hediyelik bir eşya almadan ayrılmak imkânsızdır. Gösterişli çiçeklere, zarif süslemelere, ince işli dantellere, şirin ve eğlendirici oyuncaklara baktıkça bu muazzam ülkeyi ve onun iyi yürekli, cömert ve becerikli halkını hatırlayacaksınız.
Rusya’yı Sembolize Eden Olgular ve Yabancıların Rusya Hakkındaki Klişeleşmiş Düşünceleri
Yabancıların aklında Rus hayatına dair pek çok klişeleşmiş düşünceler vardır. Bu düşünceler muhtemelen, Rusya’yı gezme şansına nail olan Fransız Roman Yazarı Aleksandr Dumas ile başlamıştır. “Üç Silahşörler”in yazarı, eserlerinden birinde, dinlenmek için dallı budaklı bir frenküzümünün altına nasıl oturduğunu anlatır. Arkasındakinin bir ağaç mı yoksa bataklıkta yetişen küçük bir çalı mı olduğunu anlamadan sırtını iyice dayayarak yere oturur. O zamandan beri “dallı budaklı frenküzümü” ifadesi, “düşünmeden hareket etmek” ve “yüzeysel düşünmek” deyimlerinin eşanlamlısı olarak Rus diline yerleşmiştir.
Rusların yaşadığı çağdaş hayatın Matriyoşka ve semaverler arasında balalayka çalmaktan, üç at koşulu kızaklara binerek ayıların etrafta dolandığı yollarda zevk-i sefa içinde kaymaktan ibaret olmadığını söylemeye gerek bile yoktur. Bütün bunlar turistlerin kolayca inandığı efsanelerden başka bir şey değildir. Rusların içkiye olan düşkünlüğü hakkında da çok şeyler söylenir. Elbette, Rusya’da içki olarak ezelden beri buzsuz ama soğuk ve saf votka tercih edilir. Bu, sert iklim yüzünden ve eski geleneklerden dolayı edinilmiş bir alışkanlıktır. Eski bir Rus atasözü vardır: “İç ama işini de yap!” Rusya’da gezip de bu atasözünü duymamak mümkün değildir.
Malum soğuklardan bahsetmeden olmaz. Rusya, gerçekten dünyanın en soğuk ülkesidir. Çoğu bölgelerde kış dört-beş ay sürer; Kuzey’de ise tam on ay. Orta kuşakta bulunan Moskova’da bile hava sıcaklığının -30 dereceye kadar düşmesi, nadir rastlanan bir durum değildir. İşte bu yüzden Ruslar, turistlerin hediye olarak götürmeye bayıldıkları o meşhur kulaklı şapkaları yani kalpakları takarlar. Yabancı turistlerin çoğu Rus sokaklarında gördükleri kar yığınları karşısında hayrete düşer ve bu manzarayı garipserler. Bu kadar yoğun kar yağışı ve kar yığınını hayatlarında ancak kayak merkezlerinde görmüştürler. Bu sert iklim, Rusların bizzat kendileri için de problem olmaktadır. Alışılmış olmasına rağmen bu çok ciddi bir sorundur. Binaları ısıtmak, yollardaki buzları eritmek ve temizlemek, kardan tıkanan yolları açmak için yoğun güç sarf edilmekte, çok para harcanmaktadır. Bir de kış için mutlaka bir sürü kalın giyecek gerekmektedir. Diğer taraftan yazın, Rusya’nın büyük bir kısmında sıcaklık artar, kış ayazlarının yerini tatlı ve güneşli bir hava alır.
Yabancılar “Rusya’da yol değil yön vardır” sözünün geçtiği eski bir şakayı anlatır dururlar. Elbette uçsuz bucaksız ülkemizde yalnız yolların değil; tek bir insanın bile olmadığı topraklar vardır ama son zamanlarda yeni yerleşim merkezlerinde çok şey değişmektedir, mümkün olduğu kadar uzaklara yollar yapılmıştır ya da yapılmaktadır. Mektupların yerine ulaşması eskiden olduğu gibi haftalar alabilir. Hızlı posta da Avrupa’ya nazaran daha yavaştır.
Ruslarda olduğu gibi, her halkın kendine ait karakteristik özellikleri vardır. “Esrarengiz Rus Ruhu”, güçlü tutkular ve ince duygular, yiğitlik, sakınmazlık, gerektiğinde hiç düşünmeden risk altına girme eğilimiyle açıklanabilir. Bir Rus, gerekirse en değerli şeyini, hayatını bile ortaya koyar. Hemen hemen bütün yabancıların bildiği “Rus Ruleti”, bunun açık bir ifadesidir.
“Rusya’yı aklınızla anlayamazsınız…” Rus şair Fyodor Tutçev daha XIX. yy.da söylemiştir bu sözü. Bu söz günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Rusya anlaşılamaz. Onu sadece hissedebilirsiniz. Bunun için de Rusya’ya gelmek, Rusya’yı görmek ve de Rusya’da gezmek, dolaşmak gerekir….
Rusya, zengin tarihe ve kültüre sahip olan bir ülkedir. Burada, çok eski zamanlardan beri ülkeye yerleşmiş olan halkların dini ve kültürel gelenekleri yaşamaktadır. Moskova Kremlini’nin mimarisindeki ahengi, St. Petersburg saraylarını, Zolotoye Koltso’nun (Altın Halka) eski şehirlerini dünyada bilmeyen yoktur.
Bilim, kültür, turizm ve iş dünyasının merkezi olan Moskova, Rusya’nın başkentidir. Moskova adı tarihte ilk kez 1147’de anılmıştır. Şehrin kurucusu, Suzdal Prensi Yuri Dolgoruki’dir. Moskova Nehri kıyısında, Oka ve Volga Nehirleri arasında, en önemli ticaret yollarının kesiştiği noktada bulunan şehrin coğrafi konumunun bu kadar elverişli olması, hızla gelişmesine yardımcı olmuştur.
Başkentin mimari yapısının şekillenmesi asırlar almıştır. Moskova’nın bu emsalsiz görünüşünde en iyi yerli ve yabancı mimarların ve sanatçıların emeği vardır. Günümüzde Moskova, dünyanın en güzel başkentlerinden biridir. Aziz Vasili (Blajenni) Katedrali, yeniden restore edilen Kurtarıcı İsa Katedrali, Novodeviçi Manastırı, Donskoy Manastırı, Aziz Danilov Manastırı ve açık hava müzesine dönüştürülen Kolomenskoye, Kuskovo, Ostankino Sarayları’nın mimari yapıları şehre dünyada eşi benzeri olmayan bir renk ahengi verir.
Rusya’nın başkenti, ziyaret eden her turisti güzellikleriyle etkiler ve bu anılar sonsuza dek hatıralarda canlanır.
Moskova, dünya çapında öneme sahip bir kültür merkezidir. Şehirde 70’den fazla tiyatro vardır. Dünyaca ünlü “Bolşoy Tiyatrosu” bunlardan biridir. Tretyakov Sanat Galerisi ve Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi başta olmak üzere 100’e yakın müze salonu ve deposunda resim, grafi ve heykeltıraşlık sanatına ait en zengin koleksiyonlar bulunmaktadır. Ayrıca şehirde onlarca konser salonu, sinema ve sergi salonları yer almaktadır.
Günümüzde Moskova, kongrelerin, forumların, festivallerin, endüstri ürünleri sergileri ve fuarlarının düzenlendiği büyük bir merkezdir. Rusya’nın haklı gururu olan Moskova Uluslararası Film Festivali ve Turizm Sergisi (MITT) bütün dünyaca tanınmaktadır.
Moskova’nın çevresi de kültürel, tarihi ve doğal eserlerin toplandığı büyük bir dünyadır. Sayıları 2200’e yakın turistik yapı resmi olarak tespit edilmiş ve devletin koruması altına alınmıştır. Moskova’nın etrafındaki Sergiyev Posad, Zvenigorod, Serpuhov ve Kolomna şehirleri, her yıl daha da çok turist çekmektedir.
Asırlar boyunca Rus din hayatının merkezi olan manastırlar, Moskova civarında bulunan ve görülmeye değer tarihi yerlerdendir. Aziz Sergius Teslis Manastırı, Novoierusalim Manastırı ve Yosif Valokolam Manastırı, mimari yapılarının güzelliği açısından eşsizdir. Arhangelskoye, Marfino, Abramtsevo, Suhanovo ve Melihovo başta olmak üzere Moskova civarındaki çiftlikler şairane güzelliğe sahip olmakla beraber aynı zamanda romantiktirler.
“Rusya’nın Altın Halkası”, Moskova’dan kuzeydoğuya giden turistlerin en çok kullandığı hat olmakla beraber Sergiyev Posad, Pereslavl-Zaleski, Rostov Veliki, Yaroslavl, Ugliç, Kostroma, Suzdal, Vladimir gibi eski Rus şehirlerinden geçer. Bu turlarda turistler XII.-XVII. yy.lara ait en ilginç mimari ve tarihi eserleri görmek için sabırsızlanırlar.
Kale ve manastırlara ait duvarlar ve kuleler, beyaz taştan yapılmış kiliseler, ahşap mimari şaheserleri, emsalsiz freskler ve ikonalar… Geçmiş asırların şahitleri olan bu tarihi eserler, Zolotoye Koltso hattındaki şehirlerin arasındaki bağları canlı tutarlar ve genel hatlarıyla Kadim Rusya’nın renk ahenginin hissedilmesini mümkün kılarlar. Zolotoye Koltso hattında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren tarihi ve kültürel eserler bulunur. Bunlar, Aziz Sergius Teslis Manastırı ve Vladimir, Suzdal mimarisinin şaheserleridir.
Zolotoye Koltso hattındaki şehirler eski Rus el sanatı ürünleriyle turistlerin ilgisini çeker. Rostov resimli süs eşyaları, Jostovo resimli tepsileri, Paleh cilalı cevahir kutuları, Gus Hrustalni cam işçilerinin eserleri bunlardan bazılarıdır. Eski ustaların gelenekleri kuşaktan kuşağa aktarılır. Rus kültürü ve sanatıyla ilgilenen herkesin Suzdal’daki “Eski Mimarlık ve Köy Hayatı Müzesi”ni, Plesa’daki Ressam Levitan’ın müzeleştirilmiş evini ve Ugliç’teki “Rus Votkası Kütüphanesi” Müzesini ziyaret etmesi gerekir.
Vladimir Bölgesi’ne ait tarihi ve kültürel eserler, “Maloye Zolotoye Koltso” (Küçük Altın Halka) hattında toplanmıştır. Vladimir ve Suzdal’ın dışında burada, Murom, Gus Hrustalni, Aleksandrov, Yuryev Polski, Bogolubove gibi eski Rus şehirleri de vardır.
Nerl ve Klyazma nehirlerinin birleştiği yerde eski Rus mimarisine ait taştan yapılmış en ünlü eserlerden biri olan “Nerla Pokrov Manastırı” bulunmaktadır.
Kuzey Palmira, Kuzey Venedik, Beyaz Gecelerin Şehri… Görkemli şehir St. Petersburg’dan bahsetmeden olur mu hiç! Rusya’daki şehirlerin içinde belki de en güzeli St. Petersburg’dur.
Kışlık Saray, Donanma Binası’nın göğe uzanan altın kule külahı, Vasilyevski Adası’nın Strelka’sı (adanın doğu ucundaki nokta), İsak ve Kazan Katedralleri, Bakır Atlı, heykeller, Yazlık Saray’ın zarif parmaklığı, Neva’nın kanalları ve geceleri ayrılan kanatları. Ermitaj’ın ve Rus Müzesi’nin zenginlikleri, Marinski Tiyatrosu, unutulmaz Beyaz Geceler. Puşkin ve Dostoyevski’nin, Blok ve Ahmatova’nın Petersburg’u. Bu şehir insanı sonsuza dek büyüleyebilir!
St. Petersburg civarındaki şehirler de büyüleyici bir güzelliğe sahiptir. Tsarskoye Selo’daki (Çar Köyü) saraylar ve parklar, Peterhof’un fıskiyeleri, o meşhur müzik dinletilerinin yapıldığı, “Vals’in Kralı” Johann Strauss’un konser verdiği Pavlovsk’daki park yolu muhteşemdir.
St. Petersburg’dan kuzey batı bölgesine uzanan ve eski Rus şehirleri Novgorod ve Pskov’u, “Puşkin Dağları” açık hava müzesini ve ayrıca eski kaleleriyle İzborsk, Gdov ve Porhov’u kuşatan turist hattına “Rusya’nın Gümüş Halkası” denir. Bu hattaki eski tarihi ve mimari eserler arasında Novgorod Kalesi, XI.-XV. yy.lardan kalma kiliseleriyle özel bir yer tutar.
St. Petersburg’un kuzeyine doğru uzanan Karelya, tarihi eserlerle dolu zengin bir kültüre sahiptir. Rusya’nın eski halk mimarlığına ait en büyük örnek olan Kiji Mezarlığı, XIV. yy.da Ladoga Gölü’ndeki Valaam adasında kurulan ve Rusya’nın din merkezlerinden biri olan Valaam Manastırı, Karelya’nın en güzel tarihi eserlerindendir.
Spaso Preobrajenski Manastırı’nın bulunduğu Beyaz Deniz’in incisi, Rusya’nın kuzeydeki gururu Solovetski takımadalarının, zengin ve karmaşık bir tarihi vardır. Vologda, Arhangelsk ve Kargopol, Rusya’nın kuzeyinde yer alan ünlü turizm merkezleridir. İçinde XV.-XVIII. yy.lara ait en değerli ikona koleksiyonunun saklandığı Kiril Belozerski Manastırı da çok meşhurdur.
‘Volga Ana’, Rusya’nın büyük bir nehridir. Efsanelerin, destanların, eski şarkıların kahramanı, Rusya’nın ruhunun ve de suretinin ayrılmaz bir parçasıdır. Asırlar boyu kıyılarında kurulan şehirler, zamanla Rusya’nın en büyük kültür merkezlerine dönüşmüştür.
Volga kıyılarını tanımaya genellikle Kostroma’dan başlanır. Kilise mimarisinin incisi olan bu eski Rus şehri, Zolotoye Koltso’nun en önemli turizm merkezlerinden biridir. Oka ile Volga’nın birleştiği yerde bulunan ve çok eski zamanlardan beri tarihi güzelliklerle dolu olan Nijni Novgorod, Rusya’nın en büyük ticaret, bilim ve kültür merkezidir. Çok sayıda sergi ve forumların düzenlendiği her yıl tekrarlanan ünlü fuarı, Nijni Novgorod’un kartvizitidir. Nijni Novgorod, eskiden beri Gorodets nakışı, Hohloma ve Gorodets süslemeleri vb. halk sanatlarıyla ün salmıştır.
Volga kıyılarında bir tane daha çok büyük bir şehir vardır: Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti olan Kazan. Rus ruhu, şehrin tarihinde, Kazan Kalesi gibi mimari eserlerinde ezelden beri Doğu’nun o eşsiz kokusuyla bütünleşmiştir. Günümüzde Kazan, Rusların ve Tatarların milli geleneklerinin bir arada yaşadığı büyük bir kültür merkezidir.
Volga’nın kuzey kıyılarını, Volga’nın eski ticaret şehirleri olan Samara, Saratov ve Ulyanovsk’u (eskiden adı Simbirsk’ti) anmadan geçmek imkânsızdır.
Volgograd ve Astrahan, Volga’nın güney kıyılarındaki büyük şehirlerdir. Önce adı Tsaritsın olan sonra Stalingrad olarak değiştirilen ve en sonunda Volgograd adıyla anılmaya başlayan şehir, 400 asrı aşkın tarihiyle Rusya’nın toplum ve devlet hayatında meydana gelen en önemli olayların merkezinde yer almıştır. Stalingrad’ın muhafızları onuruna Mamayev Kurgan’da kurulan ihtişamlı anıtıyla bu merkezi sahil şehri, mimari ahengi bakımından eşsiz bir güzelliğe sahiptir.
XII. yy.dan beri tanınan Eski Astrahan, Volga’daki gezimizin son durağıdır. Etrafını Volga ve kollarının kuşattığı şehrin tarihi eserlerle dolu kısmı adada bulunmaktadır. Adanın en yüksek tepesinde beyaz taştan inşa edilmiş XVII. yy.dan kalma bir kale bulunmaktadır.
Krasnoyarsk Yöresi, Sibirya’nın kalbi ve coğrafi konumu itibarıyla Rusya’nın merkezidir. Yörenin başkenti fıskiyeleriyle ünlüdür. Sibirya Federal Bölgesi’ndeki şehirlerin içinde Krasnoyarsk’a orijinalliği ve niceliği bakımından eş olan başka bir şehir yoktur.
Sibirya’nın tarihi eserlerinin sergilendiği Yöresel Yurt Bilgisi Müzesi, 2001 yılında Rusya’nın en iyi taşra müzesi seçilmiştir.
Krasnoyarsk’ın kuzeyinde, Yenisey Irmağı’nın aşağısında, 1619 yılında kurulmuş olan Doğu Sibirya’nın en eski şehri Yeniseysk bulunmaktadır. Burada pek çok mimari eser vardır. Daha da kuzeyde küçük bir şehir olan Turuhansk’da, Sibirya’nın en eski Rahip Manastırları’ndan biri görülür. İgark’ta ise ebedi donmuş toprakların altına kurulan ve dünyada bir eşi olmayan Yeraltı Müzesi vardır.
Tuva, coğrafi konumu itibarıyla Asya’nın merkezidir. Eski Şaman gelenekleriyle Budizm gelenekleri burada iç içe yaşar. Bu yöreyi ziyaret edenler Şamanların kamlan törenlerine katılabilir, Şaman hekimliğinin mistik gücüyle tanışabilirler.
Tuva gırtlak sesi, bütün dünyaca bilinir ama bu muhteşem sesleri uçsuz bucaksız bozkırların enginliğine yayılan ve yüksek Sayan Dağı’nın karla örtülü doruklarından gelen yankılarıyla yani bütün orijinalliğiyle ancak Tuva’da dinlenebilir.
Coğrafi bakımdan Asya’nın merkezi olan Kızıl, başkent Tuva’nın hemen yanında yer almaktadır. Bu şehir, her şeyden önce, Budistlere ait tapınaklarıyla, Asya’nın en büyük müzelerinden biri olan Milli Tuva Müzesi’yle ve de tedavilerin eski Şaman yöntemleriyle yapıldığı eşsiz kliniğiyle ünlüdür.
Dünyanın en derin tatlı su gölü olan Baykal, doğal güzellileriyle bilinir. Baykal Gölü civarında kültürel ve tarihi eserlerle dolu pek çok görülecek yer vardır.
Baykal’ın 70 km. ötesindeki Angara Nehri’nin kıyılarında bulunan İrkutsk, Doğu Sibirya’nın kültür, bilim ve turizm merkezidir. XVII. yy.ın ortasında kurulan şehir, coğrafi konumunun elverişli olması nedeniyle hızla büyüdü. Rusya ve Avrupa’dan Moğolistan’a ve Çin’e giden ticaret yolları buradan geçerdi.
Yöre hayatını derinden etkileyen Dekabristler, XIX. yy.ın ortalarında İrkutsk ve civarında yaşadılar. İrkutsk tarihinde açılan bu sayfa Dekabrist Sergey Volkonski ve Sergey Trubetskoy’nun çiftliklerinin, müzeye dönüştürülerek sergilenmesine vesile olmuştur. Şehirde ağaç oyma mimarisine ait çok ilginç örnekler bulunmaktadır. Eserler, bu eski şehre ayrı bir renk vermektedir.
Baykal’ın güneyine ve doğusuna uzanan; orman, dağ ve bozkırlardan oluşan Buryatya, zengin bir etnik yapıya ve dini tarihe sahiptir. Buryatlar, Sibirya’nın en kalabalık nüfusa sahip olan halklarından biridir ve eskiden beri Şamanist’tirler. Budizm, XVIII. yy.ın başlarında Baykal’ın ardındaki bölgelere kadar girmiştir ve beraberinde Moğolistan ve Tibet halklarının kültürlerini getirmiştir. Buryatya’nın en başta gelen mimari eserlerinden biri, XVIII.-XIX. yy.larda Doğu Sibirya’nın Budizm merkezi olan Gusinozerk şehrindeki Lamaistski Manastırı’dır (tapınak).
Size şimdiye kadar Rusya’daki kültürel ve tarihi eserlerden sadece en başta gelenlerini anlattık. Rusya’nın uçsuz bucaksız enginliklerini, emsalsiz tarihini ve turistik yerlerin büyük bir çoğunluğunu turistler henüz tam olarak keşfedememiştir. Yerli ya da yabancı turistler (Rus vatandaşları ya da herhangi başka bir ülkenin vatandaşları); kısacası merak eden herkes, Rusya’da kendine göre yeni yerler keşfedebilir, hafızalarından silinmeyecek güzelliklerle, sürükleyici maceralara yelken açabilirler.
![]()
|
Toplam Nüfusu 58.462.375‘dir (28 Haziran 2005) Kırsal bölgelerde yaşayan nüfus, toplam nüfusun % 45′dir. Roma 2.710.300 Milano 2.001.500 Napoli 1.480.000 Torino 1.390.800 Genova 885.550 Floransa (Firenze) 610.900 Venedik (Venezia) 393.400 Bologna 491.700 Palermo 895.450 Cagliari 292.000 |
|
İtalya’nın çizme şeklindeki yarımadası Alplerden Sicilya’ya kadar 1210 km uzunluğunda ve 170 ila 240 km genişliğindedir. Ülkenin toplam yüzölçümü yaklaşık 300.000 km2‘dir.
İtalya, Dogu, Batı ve Güney tarafından Ligure Denizi, Tiren (Tirreno) Denizi, Ionia (İyonya) Denizi ve Adriyatik Denizi ile yaklaşık 7400 km’lik sahil şeridi ile çevrilmiştir. Kuzeydeki Alp Dağlari ile kendisine karadan komşu olan ülkeler; Fransa, İsviçre ve Avusturya’dır. Apenin Dağları Kuzeydeki Alp dağlarından başlayarak Güneydeki Sicilya Adasına kadar uzanmaktadır. Sardinia (Sardunya), İtalya’nın bir başka büyük adası olup ülkenin batısında bulunmaktadır.
İtalya 20 bölgeden oluşan bir Cumhuriyettir. Kuzeyden Güneye bu bölgeler; Valle d’Aosta, Piemonte, Lombardia, Liguria, Veneto, Trentino-Alto Adige, Friuli-Venezia Giulia, Emilia-Romagna, Toscana, Marche, Umbria, Lazio, Abruzzo, Molise, Campania, Apulia, Calabria, Basilicata, Sicilia (Sicilya), Sardenia (Sardunya) olup İtalya’da toplam 109 adet şehir ve kasaba bulunmaktadır.
Her bölge birbirinden farklı ve her birinin kendi yöresel hükümeti bulunmaktadır; bazıları özel bir statüye ve belirli bir ‘otonom’luğa sahiptir. Kuzeydeki dağ dorukları ve gölleri, oldukça geniş ve bereketli Po deltası, yuvarlak tepeleri ile Toskana ve Umbria bölgeleri, dik yamaçlı dağları ile Abruzzo bölgesi, son derece güzel ve uzun Napoli körfezi, portakal üretimi ile Sicilya, ormanlık dağları ile Sardenia ve İtalya’nın her yerinde uzun, güneşli, kumlu, çakıl taşlı ve kayalıklı sahilleri, 10 derece enlemini içine alan İtalya’nın cografyasını oluşturmaktadır.
Yüzölçümünün % 40′ını dağların oluşturmasına ve ovalarının çoğunlukla aşırı ıslak veya kuru olmasına rağmen İtalya, Batı Avrupa’nın en önemli tarım ürünü üreticilerinden birisidir. Yüzyıllar boyu süren yoğun denemeler ve yıllar süren islah, kurutma ve sulama çalışmaları bunu mümkün kılmıştır. Oldukca geniş ürün yelpazesi içerisinde tahıl, prinç, hayvan yemi, ve kuzeyden gelen meyveler bulunmaktadır.
Üzüm bağları hemen hemen her yerde bulunabilir. Zeytin ağaçları orta ve güney İtalya’nın tepelik bölgelerinde, turunçgiller özellilikle güneşli güneyde bol olarak bulunmaktadır. Yılın her sezonu için her türlü salatalık ve sebzeler ülkenin hemen her yerinde üretilmektedir.
II. Dünya savaşından sonra İtalya ekonomik bakımdan hızlı bir ilerleme gösterek Endüstrileşmiş ülkeler arasında kendisini ispat etmeyi bilmiştir. Endüstri, kuzeydeki Milano, Genova ve Torino’da yoğunlaşmış olmasına rağmen Toskana, Emilia Romagna ve Orta ve Guney İtalya’da da önemli merkezler bulunmaktadır. Hidroelektrik kullanımında Avrupa’nın birincisi olan İtalya’nın önemli endüstrileri; çelik, makine mühendisliği, kimyasallar, lastik, tekstil, cam ve petrol endüstrisidir. İtalya, Toskana bölgesindeki çok güzel, saf Carrara mermeri ile bütün dünyaca meşhurdur.
İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’yı da kapsayan Britanya, Avrupa Birliği’nin 15 üyesinden biridir. 242,000 km² lik bir yüzölçümüne sahiptir.

Ortalama nüfus 59,647,790 dır. İngiltere; 48,708,000, Galler 2,913,000, İskoçya 5,132,000 ve Kuzey İrlanda 1,642,000.
İngiltere’nin nüfus yoğunluğu km² ye düşen 375 kişilik oranla Britanya’nın geri kalanından daha yüksektir.
Britanya’nın ana dili tüm dünyada da en fazla konuşulan İngilizce’dir. Dünya’da yaklaşık 310 milyon kişinin ana dili İngilizce iken, aynı civarlarda kişinin de ikinci dilidir.
Modern İngilizce öncelikle Anglo-Saxon lehçesinden gelmekle birlikte, Fransızca gibi diğer dillerden de etkilenmiştir. İngiltere’de bölgesel olarak birçok farklı lehçe ile konuşulmaktadır.
14 yaş ve üzerindeki öğrenciler sadece alkolsüz içecekler almak üzere barlara girebilirler. 18 yaşın altındaki öğrencilerin alkollü içecekleri içmeleri ve satın almaları yasaktır. Aynı şekilde 18 yaşın üstündeki bir öğrenci, 18 yaşın altındaki biri için içki satın alamaz. Sigara içmek ve satın almak için yasal yaş sınırı 16 dır.
Britanya’da elektrikli aletler 220-240 voltluktur ve gerekirse 50 Hz. Lik elektrik adaptörleri satın alınabilir.

Oxford’un ünlü üniversitesinin eski binaları şehirde çok güzel bir atmosfer yaratmaktadır. Görülecek çok şey vardır. Ashmolean ve Pitt Rivers müzelerini gezebilir, Oxford’un ünlü kapalı çarşında alışveriş yapabilir veya nehirde sandalla dolaşabilirsiniz.
Oxford ayrıca kültürel aktiviteleri, tiyatro, sinema ve klüplerinin zenginliği ile övünmektedir. Yüzyıllık tarihi publarının yanında mükemmel restoran ve kafelerini bulabilirsiniz. Tüm buların sadece kısa bir mesafe uzağında görülmeye değer kasabalar uzanmaktadır.
Genel Bilgiler:
İngiltere’nin sahil şeridinde çok canlı bir deniz kıyısı şehri olan Brighton&Hove; Kraliyet Çadırı ve 18. yüzyıl evlerini de kapsayan mimarilere sahiptir. Tiyatrolar, sinemalar, müzeler, sanat galerileri, eğlence yerleri gibi metropolitan bir şehirde bulunabilcek tüm olanaklar Brighton & Hove’da mevcuttur.
Genel Bilgiler:
Cambrigde mazisi 13.yüzyıla uzanan tarihi üniversiteleri ile tüm dünyada mükemmel eğitimin merkezi olarak ün yapmıştır. Güzel mimarileriyle etkileyici kolej binaları, şehrin dar ve renkli sokaklarında uzanmaktadır.
Şehir; tiyatrolar, mükemmel restoranlar, sinemalar, modern alışveriş merkezleri ve her türden müzikli eğlenceler gibi tüm sosyal ve kültürel olanakları sunmaktadır.
Genel Bilgiler:
İngiltere’nin ticari, politik ve kültürel merkezi, hükümetin ve ülkenin tüm firmalarının merkezinin bulunduğu, büyükelçiliklerin ve medya şirketlerinin merkezi olan Londra multi-etnik nüfusun ihtiyaçlarına da adapte olarak moda, müzik ve sanatında merkez haline gelmiştir.
Genel Bilgiler:
İspanya (Batıdaki) Portekiz ve Birleşik Krallık’a ait olan (Güneydeki) Cebelitarık ile birlikte İber Yarımadası’nda, 36° ve 43,5° kuzey enlemleri ve (Balear Adaları, Kanarya Adaları, Septe ve Melilla’yı saymazsak) 9° batı ve 3° doğu boylamları arasında bulunur. İspanya İber Yarımadası’nın yedide altısını kaplar. Kuzeydoğusunda Pireneler boyunca Fransa ve Andorra ile İspanya arasındaki sınır uzanır. Bununla birlikte Akdeniz‘de bulunan Balear Adaları, Atlantik Okyanusu’ndaki Kanarya Adaları ve Kuzey Afrika kıyılarında bulunan Septe ve Melilla eyaletleri de İspanya sınırları dahilindedir. Fransa sınırlarındaki Llívia şehri de İspanya‘ya aittir. Bununla birlikte Fas kıyılarında bulunan Chafarinas Adaları, Peñón de Vélez de la Gomera, Alhucemas, Alborán ve Columbretes Adaları ve Perejil Adası da İspanya’ya aittir.
Septe ve Melilla şehirleri Kuzey Afrika’da bulunur ve Fas gibi Akdeniz kıyısındadırlar. İspanya’nın yüzölçümü 505.988 km karedir. İspanya, dağlık bir ülke olup ortalama yüksekliği 600 m olan dağlarıyla yükseklik açısından Avrupa’da İsviçre’den sonra ikinci sırada yer alır.
Plato ve yüksek ovaları çevreleyen dağların batı kesimleri hariç yarımadanın beşte ikisinden fazlasını sıradağlar kuşatır.Yarımadanın belli başlı nehirleri doğudan batıya doğru bir yol izleyerek Atlantik Okyanusu’na akar. Ebro nehri, Akdeniz’e dökülür. Denizciliğe elverişli tek nehir olan Guadalquivir ise Sevilla Şehri’nden geçer.
İspanya‘nın en kuzeydeki noktası Esteca de Vares, en batıda Toriñana Burnu’dur, bunların ikisi de Galisya Bölgesi’ndedir. En güneydeki noktası Tarifa’daki Punta Marroquí, en doğudaki noktası ise Creus Burnu’dur. Kuzeyden güneye doğru uzanan en geniş alan 856 km, doğudan batıya uzanan en geniş alan ise 1. 020 km’dir.
İspanya’nın en büyük (ve tek) gölü 368 hektarlık bir alana yayılan ve 55 metre derinliğinde olan Lago de Sanabria’dır.
İspanya’daki en yüksek dağ Kanarya Adaları’na ait olan Tenerife Adası’ndaki Pico del Teide (3718 m)’dir. Anakaradaki en yüksek dağ Granada Eyaleti’ndeki Sierra Nevada’da bulunan Mulhacén (3482 m) dağıdır.
İspanya’nın kuzey kıyısı sadece Gijón ve Avilés ve Ribadeo ve La Coruña’nın arasında önemli çıkıntılar gösterirken, diğer yerlerde neredeyse düz bir hat şeklinde ilerler. Ülkenin diğer kıyılarına nazaran bu kıyı şeritleri dik ve aşılması zor kıyılar olarak tanımlanabilirler.
Bunun nedeni burada bulunan dağların hemen hemen her yerde denizin içine kadar girmesidir. Bu kıyı şeridine ancak nehirlerin ağzından ve denizin kıyının iç taraflarına kadar girdiği, özellikle Galisya bölgesinde sıkça bulunan kollardan (Ríalardan) mümkündür. İspanya’nın batısı da tamamen bu kıyı özelliklerini gösterir, ama buradaki dağlar sadece burunlarda denizin içine kadar girdiklerinden ve Ría’ların arka kısımlarında genellikle düzlük alanlar bulunduğundan kuzey kadar aşılması güç bir kıyı şeridi değildir.
Güney ve Doğu kıyılarının karakteristik özelliği ise düz haliçler ve bu haliçlerin aralarında bulunan ve tepelik alanlarla sona eren çıkıntılardır. Bu şeritler kuzey ve batı kıyılarına oranla çok daha kolay aşılabilen kıyılardır. Güney kıyısındaki en önemli körfezler batıdan doğuya doğru Cádiz, Málaga, Almería ve Cartagena Körfezleri; doğu kıyısındakiler ise Bahía Alicante ve Valencia Körfezi’dir. İspanya’nın en uzun nehirleri Duero, Tajo ve Ebro’dur.
İspanya 17 özerk bölgeye (comunidad autónoma, çoğul comunidades autónomas) ayrılmıştır. Bu bölgeler ise toplam 50 ile ayrılmışlardır. Ayrıca iki de özerk kent vardır (Septe ve Melilla). Özerk bölgeler aşağıda sıralanmıştır:
Aragona (Aragón)
Asturyas (Principado de Asturias)
Balear Adaları (Islas Baleares)
Bask Ülkesi (País Vasco – Euskadi)
Kantabria (Cantabria)
Kastilya-La Mancha (Castilla-La Mancha)
Comunidad Valenciana
Comunidad de Madrid
Endülüs Özerk Bölgesi (Andalucía)
Ekstremadura (Extremadura)
Galisya (Galicia – Galiza)
Kanarya Adaları (Islas Canarias)
Kastilya Leon (Castilla y León)
Katalonya (Cataluña – Catalunya)
La Rioja
Navarra (Comunidad Foral de Navarra – Nafarroa)
Región de Murcia
Nüfusu 100.000′in üzerine olan şehirler İspanya’daki Şehirlerin Listesi
1. Madrid – 6.155.359
2. Barcelona – 4.193.075
3. Valencia – 1.796.549
4. Sevilla – 704.200
5. Zaragoza – 647.373
6. Málaga – 558.287
7. Murcia – 509.810
8. Las Palmas de Gran Canaria – 478.628
9. Palma de Mallorca – 475.773
10. Bilbao (bask. Bilbo) – 353.173
11. Valladolid – 321.713
12. Córdoba – 319.692
13. Alicante – 319.380
14. Vigo – 293.725
15. Gijón – 273.931
16. Hospitalet de Llobregat – 252.884
17. La Coruña – 243.349
18. Granada – 236.982
19. Vitoria-Gasteiz – 226.490
20. Santa Cruz de Tenerife – 221.567
21. Badalona – 218.553
22. Elche – 215.137
23. Oviedo – 212.174
24. Móstoles – 204.463
25. Cartagena (España) – 203.945
26. Alcalá de Henares – 197.804
27. Sabadell – 196.971
28. Jerez de la Frontera – 196.275
29. Fuenlabrada – 195.131 30.Terrassa – 194.947
31. Pamplona – 193.328
32. Santander – 183.955
33. San Sebastian (bask. Donostia) – 182.930
34. Almería – 181.702
35. Leganés – 181.248
36. Burgos – 172.421
37. Castellón de la Plana – 167.455
38. Alcorcón – 162.524
39. Salamanca – 160.331
40. Albacete – 159.518
41. Getafe – 157.397
42. Huelva – 155.150
43. Logroño – 144.935
44. Badajoz – 143.019
45. San Cristóbal de La Laguna – 141.627
46. León – 136.414
47. Cádiz – 131.813
48. Tarragona – 128.152
49. Lleida – 124.709
50. Marbella – 124.333
51. Santa Coloma de Gramenet – 118.129
52. Mataró – 116.698
53. Jaén – 116.540
54. Dos Hermanas – 112.273
55. Algeciras – 111.283
56. Torrejón de Ardoz – 109.483
57. Ourense – 108.358
58. Alcobendas – 103.185