BitkiDerman.com.tr

' "Bitki" Derman'dır. ' – Şifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi…



Bir yılbaşı sofrası hazırlayın bütün yıl konuşulsun

Yılbaşında birbirinden şahane yemekler hazırlayıp özensiz sıradan bir sofra kurmak, düğüne giderken albenili elbiseler giyip,saçınızı taramadan dışarı çıkmaya pekâlâ benzetilebilir. Yılbaşı sofraları günlük sofralar gibi kısa muhabbetlerin aksine, uzun uzun yapılacak sohbetlerin, atılacak kahkahaların merkezi olduğundan daha bir özen istiyor. Nasıl düzenlemeli, nelere dikkat etmeli, şıkır şıkır mı daha sade bir sofra mı karar vermek gerekiyor. Popüler her alanda olduğu gibi yılbaşı sofrası hazırlamanın da trendleri var. Ve tabii ki bu konuda gelenekçiler ve yenilikçilerin fikir ayrılıkları da… Yılbaşında şahane bir yılbaşı sofrası yaratmanın inceliklerini bilenlere sormak en iyisi.

A46 markasının yaratıcılarından Tuvana Büyükçınar’ın yılbaşı sofralarıyla ilgili küçük ama çok işe yarar tüyoları var. Olayın sadece sofra süslemek olmadığı, evin de süslenmesi gerektiği bunlardan sadece biri. Evin süslenmesi sözünden, evde kafanızı çevirdiğiniz her yerden bir süsün sarkmasını anlamayın. Yılbaşının vazgeçilmez ikonu küçük bir çam ağacı veya kapıya asacağınız çember bir süs kâfi. Büyükçınar, bu yılki yılbaşı sofrası trendlerinin farklı tarzların kombine edilmesi olduğunu söylüyor. Yani geometrik akımlardan tutun, fyturistik akımlara kadar pek çok seçeneğin yılbaşı sofralarında kullanılabileceğini vurguluyor. Organizasyon şirketi sahibi Bettina Mahler ise, her yıl ayrı bir konseptte sofra kurulmasını, bunu da kişinin hayat stilinin beraberinde getirdiği bir şey olduğunu söylüyor. “Bir yıl Rus ve Çin trendi yapıyorsanız, diğer yıl İskandinav trendini öne çıkarın” diyor. Bir de uyarısı var: “Asla sade bir sofra kurmayın. Bunu zaten yılın her günü yapabilirsiniz. Yılbaşının ruhuna uygun şıkır şıkır bir sofra hazırlamak en doğrusu.” Tasarımcı Gönül Paksoy ise, yılbaşı sofraları konusunda daha gelenekçi tavır koyuyor ve masanın kesinlikle sade ama özenli hazırlanması gerektiğini savunuyor. Sebebini de şöyle açıklıyor: “Gün boyu o kadar emek vererek hazırladığınız yemekler, masadaki süslerle yarışıyor gibi hissediyorum. Emeğinize yazık oluyor.”

HAZIRLANIRKEN BU TÜYOLARI UNUTMAYIN

TUVANA BÜYÜKÇINAR
KİŞİYE ÖZEL YEMEK TAKIMI OLUŞTURUN

Aynalı detaylar ışığı yansıtarak tüm süslemeleri görsel bir şölene çevirir. Masada kullanacağınız çiçeklerin arasında simli çiçekler ya da varak boyanmış yapraklar kullanarak masanıza ışıltı katabilirsiniz.
Mumlar her yılbaşı masasının vazgeçilmez dekoru. Kristal, varak ya da gümüş şamdanlarda uzun mumlar kullanarak masanıza klasik bir şıklık kazandırabilirsiniz. Klasik havayı değiştirmek için masanızdaki bardak mumlara ya da masa üzeri mumlarına bordür ekleyerek değiştirebilirsiniz.
Yemek takımı kullanmak yerine, üzerinde arkadaşınızı anlatan eğlenceli bir detay ya da desen olan tabaklar seçerek kişiye özel bir yemek takımı oluşturabilir, hatta bu tabakları arkadaşlarınıza yılbaşı hediyesi olarak verebilirsiniz.
Sofranızı hazırlarken hediyeleri de unutmayın. Satın alacağınız ya da kendinizin hazırlayacağı küçük hediyeleri masada tabakların üstüne koyabilirsiniz.

BÜYÜLEYİCİ MUMLAR

Farklı bardak çeşitlerini mumluk olarak bir arada kullanabilirsiniz. Şarap, rakı veya viski gibi farklı boyuttaki bardakların içine bir miktar su doldurun. Bu suyu kumaş boyası ile renklendirdikten sonra içine minik bir mum yerleştirin. Dilerseniz boya ile birlikte, bir miktar da koku ekleyebilirsiniz. Bardakları altı aynalı bir tepsi içine koyun. Tepsiden yansıyan ışık ve renkler misafirlerinizi büyüleyecektir.

BETTİNA MACHLER
YEMEKLER VE SOFRA GÜZEL OLSA DA EV SAHİBİ OLARAK NEŞESİZSENİZ BİR İŞE YARAMAZ

Yılbaşının klasik rengi diyerek masanızda sadece kırmızı rengi kullanmayın. Siyah ve gümüş ya da kahverengi ve altın renkler çok şık olabilir. Ama kullanacağınız doğal ahşap aksesuvar ve mumlarla bir dağ evi havası da yaratabilirsiniz.
Yılbaşı masasının en olmazsa olmazı mumlar, mumlar, mumlar.
- İstediğiniz kadar güzel yemekler hazırlayın, enfes bir masa düzeni kurun, gece boyu ev sahibi olarak rahat ve neşeli değilseniz bir işe yaramaz.
Eğer iyi bir dekorasyon yapabiliyor ama kötü yemek hazırlıyorsanız misafir edeceğiniz yakın arkadaşlarınızdan istedikleri yiyecek ve içecekleri getirmesini isteyebilirsiniz.
Misafirlerinizi yemeğe çok erken davet etmeyin. Yemek 23.30’da bitmeli ki, yılbaşı kutlaması için şampanya ve video kamera hazırlıklarınız için vaktiniz kalsın.

GÖNÜL PAKSOY
KIRMIZI EZBERLENMİŞ BİR RENK, SOFT RENK MASA ÖRTÜSÜ KULLANIN

Masa örtüsü olarak mutlaka ipek ya da keten kullanılmalı. Son yıllarda moda olan kadifelerden ve boncuklardan uzak durun. Bence şıklık, yemeklerde öne çıkmalı.
Yılbaşı rengi her ne kadar kırmızı olarak bilinse de, kırmızı bir masa örtüsü gözü çok yorar. Kırmızı ezberlenmiş bir renk gibi geliyor bana. Ben her zaman beyaz ya da gümüş gibi daha soft renkleri tercih ederim. Ama illa ki renk istiyorsanız belki mor kullanabilirsiniz.
Yılbaşı demek biraz daha pırıltı, biraz daha ışık demektir. Abartmadan sofrada hoş mumlar kullanılabilir.
Asla kâğıt peçete kullanılmamalı, kumaş peçete her zaman daha şıktır. Hatta masa örtünüzle örtüşebilecek renkli kumaş peçeteler seçebilirsiniz.
Masada mutlaka her servisin yanında kişiye özel bir yeni yıl çiçeği olmalı. Konukların alıp götürebileceği ya da erkeklerin yakasına takacağı bir çiçek olabilir.
Gümüş küçük tombaklar masaya yerleştirilebilir. Şık sürahiler, karaflar sofrayı kalabalıklaştırmadan masada bulunabilir. Bazen çok klasik bir bardakla çok modern bir karafı da kombinleyebilirsiniz.

DESENLİ TABAK OLMAZ

Misafirlerinizin özelliklerine göre farklı tabaklar kullanabilirsiniz. Antika tabaklarla, modern tabakları birleştirerek çok güzel bir kombinasyon yapmak da bir seçenek. Tabaklar asla desenli olmamalı. Düz tabak her zaman yemeğin güzelliğini öne çıkarır. Şık çatal ve bıçakları ise söylemeye gerek yok.

detoks nedir ve nasıl uygulanır?

Herkesin belirli aralıklarla vücudunu dinlendirmeye ve vücudunu temizlemeye ihtiyacı var. Aslında vücutlarımız her gün, özellikle gece ve sabah erken saatlerde, kendisini temizlemeye programlanmıştır.

Alfa Yayıncılık tarafından piyasaya çıkarılan ´Detoks´ adlı kitapta Daniel Reid detoks ihtiyacımızı şöyle tarif ediyor: ´Vücutta toksinlerin tutulmasının iki temel sebebi vardır. Birincisi yiyeceklerde, havada ve suda doğal olmayan çevresel toksinlere aşırı maruz kalmamız yüzünden oluşan, metabolizmanın doğal seviyenin çok üstünde toksin yüklenmesi. Diğeri ise, sağlıksız kişisel alışkanlıklar, aşırı yorgunluk ve hiperaktif modern yaşam stilleri yüzünden zayıflayan sinir sistemi sebebiyle işlemeyen normal atılım sürecidir.´

Herkesin kendi yaşam tarzına ve ihtiyaçlarına göre değişik miktarlarda ve şekillerde detoksa ihtiyacı var. Reid´in kitabında bu konu bütün hatları ile gayet açık seçik ve detaylı olarak yer alıyor. Ancak siz bu kitaptan derlenen bilgiler ışığında ana hatlarıyla yapılması ve yapılmaması gerekenleri öğrenebilirsiniz.

Detoksa İhtiyacınız Olduğunu Gösteren İşaretler

Baş ağrısı, sırt ağrıları, sık sık soğuk algınlığına yakalanmak, yorgunluk, eklem ağrıları, burun kaşıntısı, sinirlilik, deri döküntüleri, öksürük, uyku hali, deri kızarıklıkları, göğüs hırıltısı, gözlerde iritasyon, uykusuzluk, bulantı, boğaz ağrısı, savunma sisteminizde yavaşlama, baş dönmesi, hazımsızlık, boyun tutulması, değişken ruhsal yapı, anoreksiya, sinüslerin tıkanması, anksiyete, ağız kokusu, dolaşım bozukluğu, ateş, depresyon, kabızlık.   

1 . İlk önce soluduğumuz hava temiz olmalı. Doğru bir şekilde solunum yapmayı bilmeli, diyaframımızı kullanmayı öğrenmeliyiz.

2 . Kanımızda bulunan oksijen miktarı düşük olmamalı. Aksi takdirde detoks yapamayız çünkü oksijen var olan en etkili antioksidandır. 200 yıl önce atmosferde yüzde 38 oranında oksijen bulunurken bugün sadece yüzde 19 oksijen mevcut. Tüm toksinler vücuttan atılmak için önce oksijenle birleşmeli, bu nedenle oksijen takviyesi almak için ozon ve oksijen tedavileri uygulatmak çok önemli.

3 . Yenilenler ve içilenler toksik olmamalı. İçtiğiniz suyun kalitesi çok önemli. İdeal bir diyet uygulandığında dahi içilen suyun ph derecesi ile vücudunuzun asit dengesini bozabilirsiniz. Su, ideal olarak ph 7.35 ile 7.60 değerleri arasında olmalıdır. İçtiğiniz suyun değerlerini bilmiyor ya da belirtilene güvenmiyorsanız, herhangi bir laboratuvara giderek değerleri çok ucuza öğrenebilirsiniz.

4 . ´AsiditeDetoks´ kitabının yazarı Daniel Reid´e göre sağlıklı bir vücutta kan ve diğer vücut sıvılarının birçoğu, deniz suyuna benzer şekilde hafif alkaliktir. Alkalik ve oksijen, sağlıklı olmanın ve güçlü bir bağışıklık sisteminin şartlarıdır; bakteriyel, virütik ve mantar kökenli enfeksiyonlar oksijenle yeterince beslenmiş ve alkalik dokularda gelişemezler. Mikropların neredeyse tamamı bu ortamda etkisiz hale gelir.
5 . Demek ki detoks yaparken amacımız; asit oranımızı ph 7 oranında tutmaya çalışmak ve oksijen oranımızı arttırmak olmalıdır. Bu sonuçları elde etmek için düzenli bir şekilde beslenip, yaşam tarzımızı da değiştirmeliyiz.

Detoks Programları

Detoks, sadece beslenme ile sağlanamıyor. Beslenmemizde yapacağımız değişikliklerle vücudumuza yeni toksinler eklemeyi kısıtlayabiliriz ancak var olan toksinleri vücuttan atmak için egzersizlerle terlememiz gerekir. Ayrıca idrar ve dışkı yoluyla da zehirlerimizi atabilmeliyiz.

Ülkemizde de çok çeşitli spa merkezleri ve otellerde, uzman doktorlar tarafından uygulanan destek tedaviler mevcut. Ancak evde haftada bir, üç ya da yedi gün veya en uzun 15 günlük kürler uygulayabilirsiniz. Uzman kontrolü olmayan ev tedavilerinde daha temkinli davranmanızı öneriyoruz.

Evde Detoks
Detoks´un beslenme ayağında çok çeşitli seçenekler ve programlar söz konusu. Detoks´ta ufak birkaç değişiklikten tutun da sadece elma yenilen, meyve suları tüketilen diyetlere ve hatta sadece su içilen oruçlara kadar uzanan çok geniş bir yelpaze söz konusu. Herhangi bir radikal diyet veya uygulamadan önce mutlaka doktora danışmalısınız. Su Orucu, meyve suyu diyeti veya tek tip gıda ile yapılan aşırı programları uygulamadan önce dikkatle düşünün. Çünkü bu tip diyetlerin yarardan çok zararı olabilir.

Beslenme Dışında Toksin Alımını Azaltmak İçin Neler Yapmalıyız?

PİŞİRME METOTLARI: Tükettiğimiz gıdalar kadar önemli bir diğer unsur ise pişirme metotlarımız. Kızartma yapmamaya, yağı aşırı ısıtmamaya özen göstermeliyiz. Haşlama ya da buharda pişirme usullerini tercih etmeliyiz. Ayrıca pişirme yapılan kapların paslanmaz çelik, cam veya porselen olmasına dikkat etmeliyiz.

SABUNLAR VE DETERJANLAR: Gerek bulaşık yıkarken gerekse banyoda kullandığımız sabunların, bitkisel özlerden olmasına dikkat etmeliyiz. Kimyasal katkıları olan ürünlerden kaçınmalıyız.

DENİZ SUYU MUCİZESİ: Denize yakın bir yerde oturuyorsanız ve suyun temizliğinden eminseniz, her gün birkaç damla deniz suyunu içme suyuna damlatarak içmeniz vücut asit dengeniz için son derece yararlı olacaktır. Denizde yüzmenin de tedavi edici özellikleri var ve günde belirli aralıklarla suya girilmesi çok yararlı.

DENİZ VE DAĞ HAVASI: Bu gibi mekanlarda havanın iyonizasyonu ve kalitesi farklı olduğundan, ´biraz dağ havası almak´ veya ´ deniz havası solumak´ hurafe değil. Sağlık üzerinde oksijen arttırıcı ve denge düzenleyici etkileri var.

DETOKS SAĞLAYAN ÇAYLAR: Başta yeşil çay olmak üzere birçok bitkisel çayın detoks etkisi yüksektir. Papatya, ginseng, ginko biloba, ekinezya, kırmızı pancar, zencefil, meyankökü de toksin arındırıcı özellikleri olan önemli kaynaklardır.

DUŞ VE BANYO: Sıcak suyun ve su ile masajın faydaları büyük. Ayrıca ölü derilerimizden arınarak gözeneklerimizi açtığımız takdirde toksinlerden daha kolay kurtulabiliriz. Cilde kuru fırça ile yapılan masaj kan dolaşımını hızlandırarak, ciltteki oksijen oranını arttırır. Cildimiz ve iç organlarımıza çok yararlıdır. Küveti su ile doldurup, evde detoks yapmak istediğinizde cildi tahriş eden zararlı kimyasallar içeren sabunlar yerine, papatya, biberiye, okaliptüs ve adaçayı gibi doğal yağlar kullanmayı tercih etmelisiniz. Ayrıca banyonuza yarım bardak içme sodası ve/veya deniz tuzu da ilave edebilirsiniz.

KOKULAR: Kokular bizim tahminimizden çok daha önemli. Çağlar boyunca çeşitli hastalıklar insanlığı tehdit ederken, bu virüs ve bakterilerden en az etkilenen veya hiç etkilenmeyen grup insan, çiçekler, çiçek suları ve yağlarıyla uğraşanlar olmuş. Kimyasal kokular bu kategoriye girmezler ve zararları da vardır.

VİTAMİNLER: Detoks sırasında, beslenme programınızı ve diğer tedavilerinizi desteklemek için alınması gereken en ideal antioksidan vitaminler: çinko, kalsiyum, B vitaminleri (özellikle B3), C vitamini, selenyum, A vitamini, E vitamini olarak özetlenir.

Baharat ve Çaylarla Arınma Programı

İyi bir beslenme programına ilaveten:

Uyanınca: Bir bardak ılık suya bir kaşık limon suyu veya bir kaşık elma sirkesi ekleyerek için.
Yemeklerde: Maydanoz ve sarımsak tüketin (tercihen çiğ), ayrıca kırmızı biber ve zencefil (çorbalara katılarak tüketilebilir) de tüketilmesi gerekir.
Yemek Aralarında: Papatya, zencefil, ıhlamur, meyankökü gibi arındırıcı çaylar tüketin.
Akşam: Papatya çayı rahatlatıcı özelliği ile uyku için de idealdir.  

İdeal Beslenme

* Haftada 1 kez vücudumuzu arındırmamız gerekiyor. Örneğin bir gün boyunca sadece evde sıkılmış doğal meyve suyu, içme suyu ve yanında çiğ meyve ve sebze tüketmemiz öneriliyor.

* Bunları sofranızdan kaldırmaya ya da çok ender tüketmeye çalışın. Kırmızı et, şarküteri etler, sakatat, rafine edilmiş gıdalar, konserveler, şeker, tuz, doymuş yağlar, kahve, alkollü içecekler ve nikotin.

* Mümkün olduğunca organik gıda tüketmeye çalışın.

* Sadece filtre edilmiş, mineralleri uygun ve ph düzeyi 7 veya üzerinde olan içme sularından tüketin.

* Yumurta, buğday, süt ve ürünlerini belirli dönemlerde sıra ile yiyin. Hepsini aynı dönemde tüketmemeye özen gösterin.

* Mevsim meyve ve sebzelerini tüketmeye özen gösterin.

 * Sofranızda en sık bulunan ürünler: meyve, sebze, yeşillik, tahıl, baklagiller, düşük yağ oranlı süt/yoğurt/peynir, organik beyaz et ve taze balık olmalı.

* Limon asidik olarak düşünülse de, vücudumuz için en ideal asit düzenleyici maddelerdendir ve her gün bir miktar tüketilmesi hararetle tavsiye edilir.

 * Doğanın antibiyotiği olan sarımsak, insan yapımı antibiyotikler gibi yan etkileri olmayan muhteşem bir antioksidandır. Belirli aralıklarda sarımsak kürü yapılması tavsiye edilir.

* Bir bağ maydanozu kaynayan suya atıp, suyun altını kapatın ve bu suyu ılık olarak gün içerisinde tüketin, hem klorofil hem de diğer vitaminler açısından ideal detoks ajanı olacaktır.                 (Cosmopolitan)

Turp C vitamini deposu

100 gram turpta aynı ağırlıkta limondan daha fazla C vitamini bulunuyor.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Hurşit, 100 gram turpta 100 miligramdan daha fazla C vitamini bulunduğunu, aynı ağırlıkta bir limonda ise C vitamini miktarının daha az olduğunu söyledi.

Hurşit, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mevsimsel grip, domuz gribi ve diğer hastalıklarda vücut direncinin artırılması için dengeli beslenmenin öneminin tartışılmaz olduğunu vurguladı.

Virüslerin yol açtığı hastalıklarda vücutta neden olduğu toksik etkileri C vitaminin en aza indirdiğinin bilindiğini söyleyen Hurşit, bu nedenle özellikle gripte C vitaminin alımının önemsendiğini hatırlattı.

Yaygın olarak C vitamini denilince akla limon ve turunçgillerin geldiğini ifade eden Prof. Dr. Hurşit, 100 gramında limon ve turunçgillerden daha fazla C vitamini ihtiva eden sebzeler olduğunu ancak bunların vatandaşlar tarafından çok iyi bilinmediğini söyledi.

Bunların başında turp geldiğini vurgulayan Hurşit, turpun C vitamini açısından en zengin kaynak olduğunu bildirdi.

C vitamini kaynaklarının 3 grubu ayrıldığını belirten Hurşit, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Birinci grup C vitamini kaynaklarının 100 gramında 100 miligramdan daha fazla C vitamini bulunur. Bunlar arasında maydanoz, lahana, brokoli, yeşil biber ve turp vardır. Bir kişinin günlük C vitamini ihtiyacı yaklaşık 50 miligramdır.

Bu yiyeceklerde bir günlük ihtiyacımızın iki katı C vitamini var. 100 gram turpta 100 miligramdan daha fazla C vitamini bulunur, aynı ağırlıkta bir limonda ise C vitamini miktarı daha azdır. İkinci grupta ise 100 gramında en az 50-100 miligram C vitamini bulunan karnabahar, sarımsak, limon, portakal, ıspanak, çilek ve hardalı sayabiliriz. Üçüncü grupta ise 100 gramında en az 30-50 miligram bulunan C vitamini kaynakları yer alır. Bunlar arasında yeşil fasulye, greyfurt, kavun, patates, domates yer alır. Bu yiyecekler virütik toksinlere karşı vücut direncini artırır.”

“C VİTAMİNİ HAPLARI ZARARLI OLABİLİR”

C vitaminin suda eriyen bir vitamin olduğu için fazlasının vücuttan atıldığını bu nedenle düzenli C vitamini alınması gerektiğini anlatan Hurşit, C vitaminin vücuttaki deposunun 1000 miligram kapasitesinin olduğunu, bunun en büyük kısmının beyinde bulunduğunu anlattı.

Vücuttaki C vitamini deposunun en az düzeye indiğinde vücut direncinin azaldığını söyleyen Prof. Dr. Hurşit, doktor tavsiyesi dışında gereğinden fazla C vitamini alımının ise zararlı olabileceği uyarısında bulundu.

Özellikle hap şeklinde alınan C vitamininin vücutta toksik etki yapabileceğini kaydeden Hurşit, “Bir hapta yaklaşık bin miligram C vitamini var.

Bu bizim bir aylık c vitamini ihtiyacımız. Bunun gereğinden fazla alınması ise vücutta toksik etki yapabilir” dedi.

Prof. Dr. Hurşit, sağlık için protein, mineral, vitamin açasından dengeli bir beslenmenin olması gerektiğinin altını çizerek, sağlıklı beslenmenin hastalıkları tamamen önlemeyeceğini ancak hastalıklara karşı vücut direncini artıracağını sözlerine ekledi.

Bir fincan kahve iç performansın artsın

Türk kahvesinin yararlarını inceleyen beslenme uzmanları kafein maddesinin sinir sistemini uyarıp zihinsel aktiviteyi güçlendirdiğini saptadı.

Yapılan araştırmalar günde 6 fincan kahve içen 55 yaşındaki bir kişinin düşünme potansiyelinin içmeyenlere oranla 6 kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Kahve içtikten sonra organizmada ani değişiklikler olduğunu ifade eden uzmanlar tüm vücudun birdenbire enerji akımı ile dolduğunu söylüyorlar. Bu enerji çocuklarda 3, yetişkinlerde ise 5-7 saat sonra azalmaya başladığını belirten uzmanlar bir de uyarıda bulunuyor: Siz yine de kahveyi çok fazla tüketmemeye dikkat edin!

Kullanılmış kahvelerinizi çöpe atmayın

Kullanılmış kahvelerinizi çöpe atmayın ! Geri kazanmanın yolları var…

“Bir bardak içmeden kendime gelemem” diyenlerdeseniz, her gün filtrede kalan kahveleri de çöpe atıyorsunuz demektir.

İşte ipuçları…

Filtrede kalan kullanılmış kahveyi mutfak temizliğinde kullanabilirsiniz. Özellikle tava, tencere temizlemek için birebir… Ancak dikkatli olun. Kahve taneleri çiziklere neden olabilir.

Kullanılmış kahveyi bahçenizde ya da saksılarınızda kullanabilirsiniz. Bu sizi karıncalardan koruyacak…

Kahve, aynı zamanda doğal bir deodorant. Kullanılmış kahvenizi önce kurutup sonra da poşetlere koyup giyisi dolabınıza koyabilirsiniz.

Evdeki radyasyondan korunmak mümkün

Alınacak bazı küçük önlemlerle, evlerdeki elektronik cihazların yaydığı radyasyondan korunmanın mümkün olduğu bildirildi. Gazi Üniversitesi (GÜ) Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi (GNRK) Sorumlusu Arzu Fırlarer, insanların evlerinde de elektromanyetik alanlara maruz kaldığını belirtti.

Elektromanyetik alanların oluşturduğu radyasyondan uzun süreli etkilenilmesinin psikolojik rahatsızlıklara, üreme ve görme fonksiyonlarında olumsuzluklara, bağışıklık sisteminde zayıflamalara neden olabileceği uyarısında bulunan Fırlarer, bazı önlemlerle evlerdeki elektromanyetik alanların azaltılabileceğini söyledi.

Fırlarer, ”Birçok hastalık bağışıklık sisteminin çökmesiyle insan vücudunda etkili oluyor. Bu nedenle bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız gerekir. Sağlıklı bir yaşam için yaşam alanlarımızın kalitesini yükseltmeliyiz” dedi.

Arzu Fırlarer, evlerde oluşan elektromanyetik alanların azaltılması için alınacak önlemleri ise şöyle sıraladı:

”İlk olarak mikrodalga fırını mümkün olduğunca az kullanmalıyız. Eğer kullanıyorsak çalıştırdığımız süre içinde mutfakta bulunmamamız, çocuklarımızı bu alandan uzak tutmamız gerekir. Evimizde tüplü televizyon varsa arka tarafının yaşam alanımıza dönük olmamasına özen göstermeliyiz. LCD televizyonlar tüplü ve plazma televizyonlara oranla daha az elektromanyetik alan oluşturur. Bilgisayar monitörlerinde ve televizyonlarda LCD ekranların tercih edilmesi gerekir.

Evlerde tasarruflu ampul ve floresanların yerine sarı ışık yayan ampulleri kullanmalıyız. Sarı ışığın oluşturduğu elektromanyetik alan floresan ve tasarruflu ampullere oranla daha azdır. Ayrıca komşularımızın evlerindeki buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon gibi cihazların arkalarının da bizim yaşadığımız odalara dönük olmaması sağlanmalıdır. İnfrared ısıtıcılar da en az iki metre uzaktan ve bir yere asılı olarak kullanılmalıdır.”

-”BEBEK TELSİZİ KULLANILMAMALI”-

Bebek telsizlerinin de elektromanyetik alan oluşturduğuna dikkati çeken GÜ Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi (GNRK) Sorumlusu Fırlarer, ”Bebek telsizleri mikrodalga fırın kadar elektromanyetik alan oluşturuyor. Bu nedenle bebek telsizlerinin kullanılmaması gerekir” diye konuştu.

Fırlarer, açık cep telefonlarının bebeklerin yakınına bırakılmasının da ”yanlış” olduğunu söyledi. Gece uyurken odaların elektromanyetik alanlara karşı ”güvenli” duruma getirilmesi gerektiğini anlatan Fırlarer, şöyle konuştu:

”Vücut geceleri melatonin hormonu salgılıyor. Bu hormon vücudun biyolojik ritmini düzenliyor. Eğer gece boyunca elektromanyetik alan etkisi yoğun olursa söz konusu hormonun salgılanması azalıyor. Bu durum da asabiyete, bağışıklık sisteminin etkilenmesine neden oluyor. Bu nedenle gece uyumadan önce mutlaka yatak odalarımızdaki televizyonları düğmesinden kapatıp fişini çekmemiz, kablosuz interneti fişinden çekmemiz, cep telefonunu kapatmamız gerekiyor. Bazı çocuklar telefonlarını yastıklarının altına koyuyor. Bu çok sakıncalı bir davranıştır.”

-CEP TELEFONU İLE KONUŞMA SÜRESİ-

Bir günde cep telefonu ile görüşme süresinin ”bir saatle sınırlı olması” gerektiğini savunan Fırlarer, ”16 yaşından küçük çocukların beyin gelişimi devam etmektedir. Beyin sıvı yoğunluğu yetişkinlere oranla daha fazla olduğundan elektromanyetik alan iletkenlikleri daha çoktur. Bu nedenle 16 yaşın altındaki çocukların cep telefonu kullanmaları kısıtlanmalıdır” dedi.

Arzu Fırlarer, tıbbi görüntüleme merkezlerinde de hastaların yoğun radyasyona maruz kaldığını dile getirerek, çok zorunlu olmadıkça vatandaşların MR çektirmekten kaçınmaları gerektiğini sözlerine ekledi.