BitkiDerman.com.tr

‘ “Bitki” Derman’dır. ‘ – Şifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi…



Yanlış yatak, yastık ve yatış pozisyonu, bel ve boyun ağrılarına yol açabiliyor.

Uzmanlar, çok yumuşak, esnek veya sert yatakların, gece süresince uzun zaman yatma sonucu omurgayı zorladığına dikkati çekerek, “iyi bir yatağı vücudun gömülmesini engelleyecek kadar sert, vücut hatlarını koruyacak kadar rahat olması gerektiğini” belirtiyor.

Türkiye Romatizma Araştırma ve Savaş Derneği Başkanı ve Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Ramatoloji Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Ataman, insanların 24 saatin önemli bir bölümünü yatakta istirahat ederek geçirdiğini, bu sürenin iyi dinlenmiş, kasları gevşemiş, rahat bir uyku almış olan bedenin ertesi güne hazır olabilmesi için gerekli olduğunu söyledi.
tamamını oku »

Amputasyon

Amputasyon bir uzvun (kol, bacak, parmak, ayak gibi) bir kısmını veya tamamını, tıbbi gereklilik nedeni ile cerrahi olarak kesme işlemine denir. Damar hastalıkları, trafik kazaları, iş kazaları, tümörler, kronikleşen mikrobik hastalıklar, doğumsal anomaliler, yanıklar ve şeker hastalığına bağlı, daralmış olan damarlarda kan dolaşımı azalır.
Beslenemeyen, oksijenlenemeyen doku giderek bozulur, ölmeye başlayan bu alan soluklaşır ve soğur. Deride ülserler dediğimiz yaralar çıkar.
tamamını oku »

PNÖMOKOK

Üst solunum yolları normal florasında bulunan mikrop çeşididir.
Halk arasında zatürre denilen hastalığa neden olur.
Özellikle çocuklarda, yaşlılarda (65yaş üstü), kronik hastalarda(diyabet, siroz alkolizm,
kardiovasküler hastalıklar), bağışıklık sorunu olanlarda hastalık görülme riski yüksektir ve aşılanmaları gerekir.
Sağlık bakanlığı istatistiklerine göre her yıl Türkiye de 90.000 zatürre vakası görülmekte ve yaklaşık 2500 kişi hayatını kaybetmektedir.
Bu hastalıktan aşı vasıtası ile korunmak mümkündür tek dozu
5 yıl süre ile bağışıklık sağlamaktadır

DOWN Sendromu

İlk olarak 1866 da John Down tarafından “özel bir zeka geriliği” olarak tanımlanmış, bebekler mongol ırkına benzer çekik gözleri nedeni ile Mongolizm-mongol bebek olarak adlandırılmıştır. Ancak Asyalı bilim adamlarının baskısıyla down sendromu kullanılmaktadır.
Baştan beri genetik olduğu düşünülmekle birlikte ancak gen haritalarının çıkarılabildiği 1959 yılında kromozom anormalliği olduğu tesbit edilmiştir. İnsanlarda en sık görülen kromozom anomalisi türüdür yaklaşık 700 bebekten biri downdır.
İnsan 46 kromozom içerir. Down lılarda 21.kromozom üç tanedir.(normalde bir anneden bir babada iki olmalı) bu nedenle Trisomi 21 de denir. Bu hücresel düzeyde anormallik bebek vücuduna yansıdığında Down sendromu ortaya çıkar.
Tipik bir yüz görünümü vardır baş nisbeten ufak ense kısa ve geniş burun kökü yassı kulaklar normalden düşük seviyede gözler ayrık ve çekik dil ağıza göre büyük ve dışarı taşmış şekildedir. Ense cildinde genellikle boğumlar vardır.Tonus (vücut gerginliği) düşük, parmaklar kısa-tombul,avuç içlerinde Simian çizgisi denilen tek bir çizgi vardır. Serçe parmak genellikle içe kıvrıktır. Kalp hastalıkları sıktır. Lösemi riski yüksektir ancak en önemlisi bariz zeka geriliğidir. Zeka bebekler arasında değişiklik gösterebilir ancak özel merkezlerde kısmen eğitilebilir.

Depresyonun Farkında Olmayan Depresyonlular

Depresyon “ruhsal çöküntü” demektir ve konuyu iki ayrı kavram hâlinde incelemek mümkündür: Birincisi, hepimizin zaman zaman yaşadığımız gelip geçici bedbinlik, bezginlik, isteksizlik ve hüzünlülük, kendine güvensizlik hisleri. Bunlar çoğunlukla kendiliğinden geçen, kafayı başka bir şeye verip aldırış etmeyince düzelen ruh hâlleridir.

İkinci durum ise gerçek bir tıbbî hastalıktır ve belirtileri arasında şunlar sayılabilir: Hayattan zevk almama veya eskiden haz veren şeylerin artık pek bir şey ifâde etmemesi, kendini çökkün hissetme, konsantrasyon güçlüğü, güçsüzlük, bitkinlik, iştahsızlık (bâzen de aşırı iştahlılık), zayıflama (bâzen de şişmanlama), uykusuzluk (bâzen de aşırı uyuma), sabahları sıkıntılı ve aşırı keyifsiz kalkma, kendine güven kaybı, kıymetsizlik ve işe yaramama düşünceleri, kolay ağlama, cinsel arzu azalması, kolay sinirlenme, ölüm düşünceleri, intihar niyetleri hattâ plânları veya teşebbüs1eri… Ağır vak’alarda tabloya melânkolik özellikler de ilâve olur: Şiddetli bir isteksizlik ve keyifsizlik, sabaha karşı muazzam bir sıkıntı ve bunalmayla uyanma, terleme, el ayak titremesi ve çarpıntı gibi endişe belirtilerinin yoğun olması…

Bunlar iki hafta veya daha uzun süredir mevcutsa ve kişinin işine, gücüne, toplumsal ve ailevî hayatına anlamlı derecede olumsuz tesir ediyorsa, artık buna Majör Depresif Bozukluk denir ve tedavi görmesi gereken bir hastalıktır. Evet! Depresyon gerçekten de verem kadar, ülser kadar, bronşit kadar organik bir hastalıktır ve tıbbî tedavi gerektirir. Burada hasta olan organ beyin ve onun yönetimindeki bütün organizmadır. Bir felçten veya beyin iltihabından farkı, beyindeki ârızanın çok daha moleküler ve işlevsel düzeyde olmasından ibârettir. Ayrıca, bu “iki hafta” şartı da tamamen akademik bir husustur; teşhise varmak için ve âcilen tedavi gerektiren durumlarda bu süre şartı aranmaz. Hattâ, son senelerde yapılan araştırmaların da işaret ettiği gibi, tekrarlayan kısa depresyonlar Majör Depresif Bozukluk’tan daha yüksek oranda intihara yol açmaktadır.

Depresyonda beyin hücreleri arasında bilgi alış verişini sağlayan ve bunların hücre içi etkilerini taşıyan maddelerde bir aksama, hatalı çalışma mevcuttur. Son senelerde bu bozukluğun ne olduğu daha da iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Depresyon insanın bağışıklık sistemini bozar, T lenfositleri denen savaşçı hücreleri zayıflatır, kanda kortizol hormonu düzeyini yükselterek bağışıklık zayıflamasına yol acar. Dolayısıyla, her türlü bulaşıcı hastalığa ve hattâ kanser gibi habis hastalıklara yakalanma riski de artar.

Depresyonun organizmada yarattığı bu zorlanma yâni stres sonucunda kan yağları artar, yıpranma ve çökme belirtileri ortaya çıkar, migrenden ülsere, astımdan hipertansiyona, alerjiden kolite kadar pek çok psikosomatik hastalık da ya ortaya çıkar ya da azar.

Ayrıca, tedavi edilmeyen depresyon vak’alarında alkol bağımlılığı, işgücü kaybı, muhtelif toplumsal ve ailevî sorunlar, cinsel problemler ortaya çıkar.

Depresyonu olup da farkında olmayanlar var mıdır?

Evet! çok eleştirici üstbenlikleri (süperegoları) olan, zayıflığa tahammül edemeyecek kadar katı, her şeyi mantık ve akılla çizmeye gayret eden, duygularını sürekli bastıran, eğer iş adamı ise işko1ik kişi1erde maskeli depresyona sık rastlanır. Bunlar, durumları çok vahimleşmedikçe, ağlayıp perişan olmazlar; sabah zor kalkmayı yorgunluğa veya uykusuzluğa yorup vitaminler içerler. Çarpıntıları, çeşitli ağrıları, bitkinlikleri ye konsantrasyon güçlüğü sorunları için “alternatif tedaviler”e yönlenir ve maalesef epey sömürülürler. Asabî, gergin ve huzursuz olmalarından etraflarını sorumlu tutup onlara daha çok yüklenir, tam bir kısır döngü içine girerler. Bunların önemli bir kısmı tamamen depresyondan ibâret problemlerini bedensel belirtilermiş gibi yaşayıp fizik tedavi, dâhiliye, nöroloji, beyin omurilik ve sinir sistemi cerrahisi, ortopedi ve benzeri dallardan uzmanlara taşınıp dururlar. Yapılan tetkiklerde ısrarla bir şey çıkmadıkça veya, daha fenâsı, ehemmiyetsiz birtakım şeyler bulunup da her şey ona bağlanınca, gereksiz bir sürü kalp, akciğer, mide, bağırsak ilâçları, ağrı kesiciler, hattâ steroidler verilip bir de bunların yan etkilerinden muzdarip olurlar. Zamanla tam bir hastalık hastası hâline gelirler.

Depresyonun Teşhis ve Tedavisinde Şunlar Yapılır:

Teşhisi ancak deneyimli bir psikiyatr koyabilir, psikologların bu aşamada bir rolleri yoktur. Bir an evvel enerjik bir şekilde tedaviye başlanmalıdır. Tedavinin “olmazsa olmaz” şartı antidepresan ilâçlar ve psikoterapi kombinasyonudur; gerçek bir Majör Depresyon’da sâdece psikoterapinin etkisi hemen hiç yoktur. Biz, tedavide, hem sebep sonuç zinciri üzerinde sonucu en kısa yoldan düzelten ilâçlar vererek depresyonu düzeltiyor, hem de duygularını ifâde etmeyi, ruhsal çatışma ve çökkünlüklerini bedensel belirtiler olarak değil, olduğu gibi yaşamayı öğretiyoruz bu insanlara. Bunun için de muhtelif psikoterapileri, gevşeme ve rahatlama yöntemlerini, uygun vak’alarda hipnoz ve benzeri alternatifleri gerektiği şekilde kullanıyoruz.

Bu gibi gizli, “maskeli” depresyonlara her geçen gün daha sık rastlamaktayız. Modern dünyanın acımasız yarışmacı akışı, zayıflığa veya hataya izin vermeyen acımasız iş dünyası bu tip depresyonlara zemin hazırlıyor. Kezâ, bağımlı, çekingen ve içe dönük yapısı olan kişilerde de maskeli depresyonlara sık rastlanıyor.

Her medenî insanin bir psikiyatrının olması esprisini bizlerin de yavaş yavaş yakalaması gerekiyor. Amerikalıların kullandığı hoş bir espri vardır: “Everybody should have a shrink and a lawyer”, yâni “herkesin bir kafa doktoru ve bir de avukatının bulunması gerekir”. Beden sağlığının temelinde ruh sağlığının yattığını artık herkesin fark etmesi gerekiyor…

aşırı kilo idrar kaçırma nedeni

Aşırı kilo, karın içi basıncını arttırarak idrar kaçırmaya neden oluyor…

Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Sorumlusu
Doç. Dr. Tolga Ergin, kadınların idrar kaçırma sorunu ile karşı karşıya
kalmamaları için kilolarına dikkat etmeleri gerektiğini söyledi..

Aşırı kilonun idrar kaçırma sorununu tetikleyen önemli bir faktör olduğunu söyledi.  Aşırı kilo sonucunda karın içi basıncının artarak idrar torbasında basınç yarattığını ve bununda  idrar torbasını ve idrar yolunu tutan hamak şeklindeki kasların fonksiyonlarını kaybetmesine ve aşağı doğru sarkmasına neden olduğunu belirten Doç. Dr. Ergin, kadınları idrar kaçırma sorunu ile karşılaşmamaları  için
kilolarına dikkat etmeleri konusunda uyardı.

İdrar kaçırma sorunu ile karşı karşıya olan bir çok hastanın, aşırı kilolu olduğunu söyleyen Doç. Dr. Tolga Ergin, bu hastaları  normal vücut kitle endeksine indirdiklerinde  ve kegel egzersizlerini yaptırdıklarında  belirli bir başarı elde edebildiklerini  belirtti. İleri safhalardaki idrar kaçırmalarda cerrahi müdahaleye başvurduklarını söyleyen Ergin,
uygulanan farkı teknikler olduğunu ancak TVT gibi askı ameliyatlarının günlük yaşama en kısa sürede dönebilmeyi sağlayan tekniklerden olduğunu belirtti. Bu yöntemle hastanın nekahat döneminin kısa, hastanede kalma ve iş gücüne kavuşma süresinin de çok az olduğunu belirten Doç. Dr. Tolga
Ergin, TVT tekniğinin uzun dönem sonuçlarının % 85  başarı oranı olduğuna da dikkat çekti. Eğer idrar kaçırma sorunu cerrahi müdahale gerektirecek aşamadaysa,  ameliyat sonrası başarının azalmaması için ameliyat öncesi veya sonrası hastanın normal kilosuna dönmesi gerektiğine de dikkat çeken Ergin, aşırı kilonun direk olarak idrar kaçırmayı tetikleyici bir faktör
olduğunu söyledi.

DİĞER İDRAR KAÇIRMA NEDENLERİ

Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Tolga Ergin,  5-6 kadından birinde ortaya çıkan idrar kaçırma sorunun her yaş aralığındaki kadında  görülebileceğini ve bu sorunun başka tetikleyici faktörleri de olabileceğini belirterek sözlerine şöyle
sürdürdü: ” Aşırı kilo idrar kaçırmada önemli bir etken. Bunun  dışında menopoz, fazla sayıda zorlanarak gerçekleştirilmiş normal doğum, kronik öksürük gibi  karın içi basıncın artmasına neden olabilecek faktörler ve ailede bu hastalığa olan yatkınlık idrar kaçırma nedenleri arasındadır.
Eğer ailede veya  yakın akrabalarda idrar kaçırma sorunu ile karşı karşıya kalan biri varsa, o kadının idrar kaçırma problemi ile karşılaşma  riski üç kat artıyor”.

MENOPOZ VE İDRAR KAÇIRMA

Menopoz dönemi ile birlikte östrojen hormonunun azalmasının idrar kaçırmayı tetiklediğini ifade eden Doç.Dr. Ergin, “Östrojen hormonu, idrar yolu bölgesindeki bağ dokusu ve kasların kanlanmasının yanında, idrar yolu basınç ve uzunluğuna da pozitif etkilerde bulunur. Menopoz dönemiyle birlikte ostrojen hormonunun azalması bu olumlu etkileri ortadan kaldırır
ve menopoz döneminde kadınların idrar kaçırma sorunu ile karşılaşma riski yükselir. ” dedi.

TANISI NASIL KONULUYOR?

İdrar Kaçırma nedenini başlıca iki ana başlık altında toplayan Doç. Dr. Tolga Ergin hastalığın idrar kesesindeki (mesane) bozukluktan ya da idrar kesesi ve idrar yolunu hamak şeklinde destekleyen kasların zayıflaması nedeniyle ortaya çıkabileceğini ifade etti.  Genital muayene ve bu sırada yapılabilecek bazı testlerle yüzde 80 oranında hastalığın  tanısının konulabileceğini belirten Doç.Dr. Ergin,  hastalığın tanısının konulmasının bir üst basamağının da ürodinami tekniği olduğunu vurguladı.

Kadınların büyük bir çoğunluğunun bu sorun yüzünden doktora gitmekten utandıklarını ve çekindiklerini söyleyen Doç. Dr. Tolga Ergin, “İdrar kaçırma tanısı konulan hastaların yüzde 70′i başka bir sebepten dolayı doktora geliyor. Çünkü hastalar hem bu sorundan utanıyor hem de ‘çok doğum yaptım , menopoza girdim artık bu benim yaşamımın bir parçası’ diye düşünerek kendi yaşam kalitelerini düşürüyorlar. Oysaki bu kesinlikle
doğru değil. Kadınların hiçbir şekilde bundan çekinmeden utanmadan bunun bir rahatsızlık olduğunu bilerek doktora danışmalarını öneriyoruz.  Bu hastalığın tanısının konulması bir muayene süresi içinde biter. İdrar kaçırma tanısı için yapılan muayenelerin hiçbiri utanılacak yada zorlanılacak muayeneler değildir.

TEDAVİSİ NASIL YAPILIYOR?

İdrar kaçırma sorunu olan bayanlarda, hastanın şikayetine ve idrar kaçırmanın tipine göre tedavi basamakları olduğunu belirten Doç. Dr. Tolga Ergin  “Öncelikle hastaya, kegel egzersizleri denilen idrar yollarını istemli olarak kasıp bırakmaya dayanan egzersizler öğretiliyor. Günün belirli dönemlerinde belirli sıklıklarla ve sayılarla bu egzersizlerin yapılarak idrar yolları kaslarının güçlendirilmesi sağlanmaya çalışılır.
Ayrıca sıvı kısıtlanması, diyet değişiklikleri ve kilo verdirmek gibi ek önerilerde bulunulur. Bütün bunların sonunda şikayetler hala devam ediyorsa son basamak cerrahi tedavidir. Artık teknolojik imkanlar sayesinde cerrahi tedavi çok kolaylaştı. Genel anestezi yapmadan, lokal anestezi ile uygulanan TVT ameliyatı hastalara büyük konfor sağlıyor.
Karından kesi yapılmadan, vajinal olarak üretranın altına askı dikişleri yerleştiriyoruz.  Buradaki maksat aşağıya sarkmış olan dokunun eski yerine kaldırılması ve sabitlenmesi. Ameliyat yaklaşık 20 dakika sürüyor ve hasta aynı gün taburcu ediliyor. Başarı şansı dünyada altın standart olarak kabul edilmiş yüzdelerin içinde. Bir yıllık yüzde 90-95, beş yıllık yüzde
85 başarı oranına sahip”. diye konuştu.

Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Sorumlusu
Doç. Dr. Tolga Ergin