BitkiDerman.com.tr

' "Bitki" Derman'dır. ' – Şifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi…



Sağlıksız Bebek Riski Ortadan Kalkıyor

Sağlıksız Bebek Riski Ortadan Kalkıyor

Ailesinde ‘kalıtsal hastahk’ olan çiftlerin özürlü çocuk dünyaya getirmelerini önlemek için PGD testi (Preimplantasyon Genetik Tam) uygulanıyor. Yani ana rahmine aktanlmadan önce, ciddi genetik bozukluklan olan embryolar ayıklanıyor. Bunun getirisi ‘saglıklı bebek’ garantisi.

Ailesinde kalıtsal hastalık bulunan çiftlerin en önemli sorunu, özürlü bir çocuk dünyaya getirmektir. Ancak son yıllardaki gelişmeler, kalıtsal hastalıkların moleküler düzeyde tanımlanmasına olanak sağladı. Toplam 6 aşamalı olarak yapılan PGD testi sayesinde, sağlıklı hücreler tüp bebek yöntemiyle anne rahmine aktarılıyor. Böylece özürlü çocuk doğurma riski ortadan kaldırılmış oluyor.

Alman Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Prof.Dr.Mustafa Bahçeci, ‘Preimplantasyon Genetik Tanı’ (Preimplantation genetic Diagnosis) adı verilen yöntemin, kalıtsal risk taşıyan gebeliklerde önemli bilgiler sağladığını belirtiyor. Çünkü bu test sayesinde hücre düzeyinde yapılan araştırmada taşıyıcılık ve hastalık riski erken dönemde teşhis ediliyor. Bu testin geliştirilmesinden önce tanı amacıyla ‘amniyosentez’ ve ‘biyopsi’ uygulanıyordu. Hala da uygulanıyor. Amniyosentezde, l6 haftalıkken bebeğin anne rahminde yüzdüğü sıvıdan az miktarda sıvı örneği alınarak kromozonal tanı yapılıyor.

Biyopsi uygulamasında ise, bebek 10-12 hafta civarındayken bebeğin plasentasından parça almarak inceleniyor. Prof.Dr.Mustafa Bahçeci, her iki yöntemin de ciddi bir komplikasyonu olmadığını ifade ederken, amniyosentez yönteminde binde 5 oranında düşük riski ile karşı karşıya kalındığını belirtiyor. Ancak bunun genetik hastalık riskiyle kıyaslandığında önemsiz bir oran olduğuna dikkati çekiyor. Testlerin sonuçları olumsuz çıktığında gebeliğin sonlandınlıp sonlandınlmayacağı tartışma konusu oluyor. Prof.Bahçeci, bazı ailelerin bebeklerinde ‘Down Sendromu’ olsa da gebeliğin sonlandırılmasına karşı çıkarak bebeklerinin dünyaya gelmesini istediklerini belirtiyor ve şunları söylüyor:

‘Testin sonucu için 18 veya 19-haftayı beklemek gerekiyor. Bu döneme gelince de gebeliğin sonlanması konusunda görüşler ortaya çıkıyor. Aileye de stres yaratıyor. Bunun alternatifi PGD testidir. Bu testle henüz embryo aşamasında bebeğin taşıyacağı hastalıklan  gözönüne  alabilmek mümkün olur. Anne ve babanın taşıyacağı hastalıklar, ailesel riskler var-dır. Bunlar değerlendirilir. Çünkü bazı kalıtsal hastalıklardaki genlerin kodu bilinmektedir. Bu kodlar bulunarak hastalığın teşhisi konur, aileye bil-gi verilir. Bazı kalıtsal hastalıklarda bebeğin cinsiyeti, taşıyıcı ve hasta olup olmamasını belirler. Örneğin annede hemofili hastalığı varsa, kız çocuğu dünyaya getirdiğinde bebek sağlıklı olur. Eğer erkek olursa hastalık riski taşıyacaktır.”
îlk başanlı PGD testi Kistik fibroz ve Tay Sachs hastalıları için yapılmış. 1995′den sonra ise bağlantıları tanımlanmış pek çok hastalık için PGD yapılmış.

Ancak günümüzde bu testin kimlere uygulanıp kimlere uygulanmayacağı konusunda da bazı tartışmalar var. Prof.Bahçeci, testin öncelikli olarak sağlıklı anne ve babalann çocuğuna uygulanmadığını belirtiyor. Çünkü bazı çiftler ailelerinde ve yakın geçmişlerinde kalıtsal bir hastalığı bulunan birey olmasa dahi ‘garantili bebek’ dünyaya getirmek için bu yöntemden    yararlanmak    istiyor. Prof.Bahçeci bu noktaya değinirken, ‘Bu bir keyfiyet değil, garantili bebek diye bir şey yok. Testin uygun çiftlere yapılması hekimlik etiğine uygundur. 35 yaşından sonra Down Sendrom’lu çocuk dünyaya getirme riski artıyor. Her 35 yaşını geçmiş anneye bu testin uygulanması doğru değil. PGD testi, Down testi değil’ diyor.

Yöntemin uygulanmasında IVF tekniği (yardımla üreme tekniği) uygulanması gerekiyor. Bu yöntemde babadan alınan sperm hücresi, laboratuvar koşullarında annenin yumurta hücresi ile dölleniyor. Daha sonra embryolar üzerinde genetik test uygulaması gerçekleştiriliyor. Prof.Bah-çeci, IVF yaparak hastanın şansını artırdıklarını ve daha sağlıklı bir şekilde embryo elde ettiklerini ifade ediyor ve ekliyor: ‘Bu yöntemi hastalara kısırlık somnundan dolayı önermiyoruz. Bazen ileri yaşlarda, sık düşük yapanlarda, 3-5 uygulama yapılmasına karşın gebe kalamamış hastalarda kullanıyoruz. Yöntemi kullanmamız için, çiftlerden birinin veya ikisinin herhangi bir genetik hastalıkla etkilenmesi, en azından taşıyıcı olması lazım. Çünkü yüzde 25-50 oranında çocuklarına nakletme oranı var’ şeklin-de konuşuyor. Kalıtsal hastalığın genetik kodunun gebelikten önce tanımlanması gerekiyor

Pgd testi nasıl yapılıyor?

1. Üreme sağlığı uzmanı, genetik danışman ve ilgili hastalığın doktoru tarafından hastanın PGD için uygun olup olmadığı değerlendiriliyor. Hasta veya taşıyıcı bireylerden alınan kanda genetik bozukluğu teyid ediliyor.

2. Kişi tüp bebek işlemine hazırlanıyor

3. Anneden alınan yumurta babadan alınan sperm ile laboratuvar şartlarmda dölleniyor

4. Embriyologlar tarafından biyopsi yapılarak, döllenen yumurtadan 1-2 adet blastomer hücresi çıkarılıyor.

5. Biyopsi ile alınan hücrelerin, moleküler genetik tanı laboratuvarında genetik kodlan çözülüyor. Ve aranılan hastalık açısından tanılar konuluyor.

6. Aranılan hastalığı taşımayan embriyolar ana rahmine aktarılıyor.

Genetikte tartışmalar sürüyor

Genetik konusunda araştırmalar tüm hızıyla sürerken, bu alanda geliştirilen testlerin hangi hastalara uygulanacağı konusunda da tüm noktalar netleşmiş değil. Alman Hastanesi Mo-leküler Genetik Bölümü Sorumlusu Doç.Dr.Ender Altıok, öncelikle genetik hastalıklardan bahsetme zorunluluğunu duyuyor. Buna göre genetik hastalıklar 3′e ayrılıyor;

1- Cinseyete bağlı yani anneden gelen ( x kromozoma bağlı) hastalıklar. Çocukta anne ve babadan gelen birer gen olduğu düşünülecek olursa, birinde bozukluk olduğunda hastalık ortaya çıkıyor.

2- Dominant genetik hastalıklar var. Sadece anne veya babadan hastalık taşıyan genin gelmesi, hastalığın ortaya çıkmasına yetiyor.

3- Çekinik genler var. Sadece anne ve babadan bir gen gelmesi bebeği taşıyıcı yapıyor, her ikisinden gelirse taşıyıcılık ve hastalık oranı artınyor. Teorik olarak 10 embryoda, hastalığın tipine göre yüzde 25′i veya yarısı hastalık taşıyıcı olacaktır. Yüzde 25-50′si normal olacaktır. Bu nedenle anneye taşıyıcı veya hastalık riski taşıyan embryolar ayıklandıktan sonra 2-3 embryo  transferi yapılıyor. Ama gerçekte böyle olmayabiliyor. PGD testinin uygulanması hakkında bilgi veren Doç.Dr.Ender Altıok, şunları anlatıyor:

‘Bir embryoda ortalama 8 hücre vardır, bunlardan bir veya 2 hücre alınıyor, bir hücredeki bir gene bakılıyor. Kullanılan tekniğin çok ilerlemiş olması gerekiyor. Moleküler genetik tekniklerin en ucunda bir gelişmişlik seviyesine ulaşmak lazım. Her uzmanın bu testi yapabileceğine dair bir kural yok. PGD testi üst uzmanlık gerektiriyor. Örneğin bir kan testi yaparken, bir iki mililitre kanda milyonlarca hücre var, hastalığı birinde saptayamazsanız öbüründe saptarsanız. Tek bir hücrede ise tek bir gen var. Burada dikkatli olmak gerekiyor. Daha sonra bunu hastaya aktaracaksınız, sorumluluğu sizin olacak.”

Sadece 10.000 gen tamamlanmış

Altıok’a göre kalıtsal hastalıklann önemli bir kısmına neden olan genler bilinmiyor. 300-400 kalıtsal hastalık biliniyor, ama hepsinin genleri bilinmiyor. Bugün diyelim ki osteopetroz hastalığında (mermer kemik) hastanın bir yerine dokunsanız kemikleri kırılıveriyor. Bu hastalığın geni bilinmiyor. Insan genom projesi çerçevesinde birçok gen klonlanmış, osteopetroz da tanımlanmayı bekliyor. Onun dışında toplumda çok yaygın olarak görülse de ‘polikistik böbrek hastalığı’nm da genleri bilinmiyor. Genler bilinmediği için neyi saptayıp, neye yönelik girişim yapılacağı bilinemiyor.

Buna karşın Talasemi, hemofili, kistik fibroz, ailesel Akdeniz ateşi, fenülketonüri, Frajil-X gibi hastalıklann genleri deşifre edilmiş, bozuklukların gen kodlarının neresinde olduğu biliniyor.

PGD testini uygulayabilmek için yapılması gerekenler var. Yurtdışında genetik şifrelerin kayıtlı olduğu birkaç büyük bilgi bankası bulunuyor. Internet yoluyla bu bilgi bankalarına giriliyor. Aranan genin şifresi, araştırmayı yapan genetik uzmanı tarafından bilgisayara aktarılıyor. Ardından gen dizisinde hangi bölgelerin mutasyona uğrama şansının olduğuna bakılıyor. Hastada hangi probun (bir tür çubuk) kullanılacağı belirlenip yurtdışından istenebiliyor.

Çiftler açısından PGD testi bir obsiyon olarak değerlendiriliyor. Önlerinde birkaç seçenek var. Birincisi hiç çocuk yapmamak, ikincisi amniyosentez testi, üçüncüsü ise özür saptanan çocuğun aldınlması. PGD testi bunların     dışında     yapılıyor. Doç.Dr.Ender Altıok’a göre, Batıda PGD testinin yaygınlaşmasmın ahlaki ve dini nedenleri bulunuyor. Çünkü çiftler bebeklerini aldırmak istemiyor. Testin uygulanabileceği hasta grupları  ise zaten belirlenmiş dummda. Bu hastalar 2 grupta değerlendiriliyor. Üreme sorunu bulunanlar ve tekrarlayan düşükler nedeniyle hamile kalamayanlar. Dr.Altıok, bu testle kromozomları normal olan kişilerin belirle-nebildiğini anlatıyor. Ailesinde kalıtsal hastalık bulunan ve bu hastalıklan çocuklarına geçirme riski bulunanlara test yapılıyor.

Yapılan araştırmalar, bazı kanser türlerinde kalıtsal geçiş riski bulunduğunu ortaya koyuyor. Dr.Altıok, meme kanserlerinin bir kısmı, kalın bağırsak ve tiroid kanserlerinde kalıtsal geçiş bulunduğunu kaydediyor. Bu risk erken yaşta ortaya çıkan kanserlerde de var.

Örneğin toplumda sık görülen kan-ser türlerinden biri olan meme kanseriyor ve aileyi en azından bu kanserin kalıtsal geçen formundan kurtarmak mümkün olabiliyor. Dünyada bunun uygulandığı birkaç örnek var. Dünya-da PGD testini uygulayan 40-50 merkez bulunuyor. Ama moleküler genetik uygulaması yapan merkezlerin sayısı daha az.

Kimlere uygulanıyor

• Üreme sorunu olanlar ve ileri yaşlarda, sık düşük yapanlara
• Herhangi bir kalıtsal hastalık taşıyan çiftlere (çiftlerden birinde veya ikisinde taşıyıcılık varsa;yüzde 25-50 oranında çocuklanna nakletme durumu var.)
• Türkiye’de çok görülen kalıtsal hastalıklardan;

kistik fibroz, Beta Kalasemi, Ailesel Akdeniz Ateşi, fenilketonüri, Hemofili hastalığı olanlara. • Ayrıca bazı meme kanserieri, kalın bağırsak ve tiroid kanserleri de kalıtsal; bu hastalıklan taşıyanlara da uygulanıyor.

Hamilelikte çarpıntı varsa dikkat

Hamilelik döneminde anne adaylarında görülen kalp çarpıntılarının kansızlığın habercisi olabileceği bildirildi…

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Oğuzhan yaptığı açıklamada, hamilelik döneminde, oluşan yeni şartlara uyum sağlamaya çalışan vücutta bazı değişiklikler meydana geldiğini hatırlattı.       

Bu değişikliklerin başında kalp ve damar sistemindeki değişikliklerin yer aldığını ifade eden Oğuzhan, şu bilgileri verdi:

”Anne karnındaki bebeğin besin ve oksijen ihtiyacını karşılamak için annenin kan miktarı artar. Daha fazla kanı pompalamak zorunda kalan kalbin işi de fazlalaşır. Bu durum sonucunda kalp atım sayısında yüzde 20 oranında artış olur. Kalbin atım sayısındaki artış anne tarafından çarpıntı olarak hissedilebilir. Bu durumda çarpıntı, anne kalbinin gebelik sürecine uyumunu gösteren normal bir bulgudur. Dolayısıyla çarpıntı ve özellikle gebeliğin son aylarında ortaya çıkabilen hafif nefes darlığı her zaman kalp hastalığına bağlanmamalıdır. Ayrıca özellikle gebeliğin ilk altı ayında görülen hafif tansiyon düşüklüğü normal bir durumdur. Ancak, bu kalp çarpıntıları bazı durumlarda bazı sağlık sorunlarının habercisi de olabilir. Bu konuda bilinçli olunması gerekmektedir.“

KANSIZLIK HABERCİSİ OLABİLİR

Hamilelik durumunun bazen gizli haldeki kalp hastalığını açığa çıkarabileceğini bildiren Oğuzhan, hamileliğin kalp üzerine getirdiği yükün gizli haldeki kalp hastalığını aşikâr hale getirebileceğini, anne adaylarının yüzde 2´sinde bu duruma rastlandığını belirtti.

Bazı etkenlerin de hamilelik döneminde görülen kalp çarpıntılarını artırabileceğini ifade eden Prof Dr. Oğuzhan, ”Anne adayının kendini fazla yorması, stres, aşırı çay veya kahve tüketmesi kısa süreli çarpıntılara neden olabilir. Bu durum adeta göğüs kafesinde bir kuş kanat çırpıyormuş gibi hissedilir. Çarpıntı esnasında gebenin istirahat etmesi, yüzünü soğuk su ile yıkaması, göz kürelerine el ile hafif basınç uygulaması çarpıntıyı sonlandırabilir. Ancak çarpıntı sık tekrar ediyor ise bir kalp uzmanına başvurması gereklidir“ diye konuştu.

Hamilelik dönemindeki kalp çarpıntılarının kansızlığın da habercisi olabileceğini vurgulayan Oğuzhan, şöyle devam etti:

”Çarpıntı bazen kansızlığın habercisi de olabilir. Gebelerde kan miktarı arttığı için kanın yapımı için gerekli olan demir ihtiyacı da artar. Bu ihtiyaç karşılanamazsa kansızlık oluşur. Bu nedenle hamilelik döneminde normal olarak kabul edilen kalp çarpıntılarının fazla olması, annedeki kansızlık sorununun göstergesi de olabilir. Bu durumda anne adayı yorgunluk, güçsüzlük, baş dönmesi ve sürekli uyumaktan şikayet eder. Rengi soluk görünür. Kansızlık teşhisi tam kan sayımı ile konur. Tedavisinde demir içeren ilaçlar verilir. Ayrıca ilave olarak demir içeriği yüksek olan sakatat, kuru üzüm, kuru baklagiller ve pekmez gibi besinler önerilir.“

Doğru doğum yöntemi nasıl seçilir?

Normal doğumu artırmak için Sağlık Bakanlığı bir dizi önlem alıyor. Ama anneler, doktorlar, babalar bu konuda neler düşünüyor?  
 

 

Normal doğumu artırmak için Sağlık Bakanlığı bir dizi önlem alıyor. Ama anneler, doktorlar, babalar bu konuda neler düşünüyor? Doğum şekli konusunda son kararı bakanlık mı, doktor mu, yoksa aile mi vermeli? Hamileler ve hamile kalmayı düşünenler: Sezaryen ve normal doğum hakkında kafanızda soru işaretleri varsa bu dosyayı okumadan kararınızı vermeyin

Normal doğumcular sezaryencilere karşı!

Anne adaylarının sezaryeni tercih etmelerinin pek çok nedeni var:
* Acıya dayanıklı değilim
* Çocuğumu riske atamam
* Normal doğumdan sonra kadınlar çişlerini bile tutamaz olabiliyor

Normal doğumu seçen anne adaylarının tercih nedenleri:
* Herşey doğal olsun istiyorum
* Çocuğumun ilk anını kaçıramam
* Normal doğumla dünyaya gelen çocuklar çok daha sağlıklı oluyorlar

Sezaryen diyenler
Seren Serengil: Fobim var kimse normal doğum teklif etmesin
Doğuma anne karar vermeli. Ben kesinlikle normal doğum yapamam, fobim var. Psikolojik olarak normal doğuma hazır değilim. Annenin ruh hali, hazır olup olmaması çok önemli. Normal doğum, doğum sonrası için çok kolay. Ama bana uygun değil. Ben iğneden ve kan aldırmaktan korkan bir insanım. Kan aldırmam bile 45 dakika sürüyor, çok ağlıyorum ama çocuğum da olsun istiyorum. Sezaryen sonrasında daha zor bir dönem beni bekliyor, biliyorum ama razıyım. Ben doğumda hiçbir şey görmek istemiyorum. Bütün bunlara karar vermek annenin hakkıdır. İki çocuğum olsun istiyorum ve ikisini de sezaryenle dünyaya getirmek istiyorum. Doktordan da bakanlıktan da ziyade önemli olan annenin kararıdır. Beni öldürseniz normal doğum yapamam. Buna da benim dışımda hiçbir mercii karar veremez.

Pelin Körmükçü: Normal doğum acısını yaşamak istemiyorum
Doğum şekline kesinlikle anne karar vermeli. Acıyı yaşayacak olan annedir. Korkmuyorum ancak ben normal doğum anını yaşamak istemiyorum. O acıyı yaşamak istemiyorum. Ben sezaryen doğumu tercih ediyorum. Normal doğan bebekler ile sezaryen ile doğan bebekler arasında hiçbir fark yok. Normal doğum da sezaryen doğum da yapan çok anne gördüm, son kararımı da verdim. Ben bebeğimi sezaryen ile dünyaya getireceğim.

Normal doğum diyenler
Demet Kutluay: On çocuğum olsa yine normal doğum yaparım
Ben İrem’in doğumuna doktorumla beraber karar vermiştim. Zaten bu hamileliğin son aylarında belli oluyor. Normal doğum taraftarıyım. Beynimi, vücudumu hep buna hazırladım. Bir aksilik olmazsa ikinci bebeğimi de normal doğumla dünyaya getirmek istiyorum. Sezaryen benim için doğum demek değil. Normal doğumdan korkan kişilerin aksine ben sezaryenden çok korkuyorum. Doğuma giderken bile gülümsüyordum. Hep normal doğum yapmak istiyordum. İrem’in kaburgalarıma bastırarak doğmasını hissettim. Benim kendimi toparlamam bir hafta sürdü. Sezaryende egzersizlere altı haftadan önce başlayamıyorsunuz. Hemen bebeğime bakmaya başladım. Ben, “On tane bebek de doğursam, normal doğum yaparım” diyorum. O anı yaşamak çok çok güzel. Normal doğumdan korkanlara yogayı tavsiye ediyorum. Ben doğumuma yoga yaparak hazırlandım.

Şebnem Özinal: Sezaryen ile doğum bana çok suni geliyor
Bence doğuma anne ile doktor ortak karar vermeli. Ama para için sezaryen doğumu tavsiye eden doktorlar da var. Ben öncelikli olarak normal doğumu düşünüyorum. Tarlada doğuran kadınlar var. Doğumun sunileşmemesi gerekiyor. Saat veriyorlar, “Pazartesi sabahı 08:00′de gel, bebeği alalım” diyorlar. Ben o bekleme sürecini yaşamak istiyorum. Normal doğum çok daha heyecanlı bir bekleyiş içinde geçiyor. Bunu çok merak ediyorum. Sezaryeni ise çok suni buluyorum.
  

Hamileyken de mis gibi kokabilirsiniz

Hamileyken de mis gibi kokabilirsiniz  
Hamilelik misler gibi kokmanıza engel değil.  
Hamilelik misler gibi kokmanıza engel değil. Önemli olan sizi rahatsız etmeyecek ve hatta rahatlatacak doğru kokuyu bulmanız. Hamilelik döneminde parfüm kullanmak sakıncalı değildir ancak kokulara karşı hassasiyet geliştiğinden bazı parfümler midenizin bulanmasına, başınızın dönmesine, gerginleşmenize ve hatta baş ağrılarına neden olabilir. Bu nedenle kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan bir parfüm keşfedene kadar kokulardan uzak durmanız pek çok rahatsızlığı da gereksiz yere yaşamanızı önleyecektir. Hamile kadınları rahatlatan kokular Daha hafif ve parfüme göre daha az alkol içeren kokulu vücut spreyleri ve losyonlar hamilelik döneminde daha çok tercih ediliyor. Hatta mentol, zencefil ve kakule gibi bazı kokular bulantıları önlemeye dahi yardımcı olabiliyor.

Portakal çiçeği ve mandalina rahatlatıyor
Ayrıca hamile kadınların çoğu portakal, portakal çiçeği ve mandalina gibi narenciye kokularının bulantıların geçmesine yardımcı olduğunu ve rahatlatıcı, tazeleyici ve canlandırıcı bir etki yarattığını düşünüyor. Deneyebileceğiniz diğer hafif koku seçenekleri ise lavanta, gül ve papatya kokuları.

Bitki yağlarını kullanmayın
Bitki yağları (esansiyel yağlar) ise vücut spreyleri ve losyonlarından farklıdır. Bitki yağları bitkilerden elde edilen kokulu ve konsantre sıvılardır.

Bazı bitki yağlarının hamilelik sırasında kullanılması tavsiye edilmez ve cilde uygulandığında toksik etkilere yol açabilir. Bu nedenle hamilelikte bitki yağlarının kullanımından kaçınmanız gerekir

Hamilelik belirtileri

En önemli hamilelik belirtileri nelerdir?  

Gebelik Belirtileri
Hamilelik belirtileri, anne adaylarının vücut yapılarına göre değişiklik gösterebilir… Hamilelikten gebeliğin ilk zamanlarında haberdar olmak her zaman için anne ve bebek açısından faydalıdır… Vücudun hazırlanması, iyi bir hamilelik dönemi için doğru ve kaliteli beslenme ve egzersizler için doktorunuzla birlikte plan yapabilirsiniz…Aşağıda açıklanan belirtilerden bir veya birkaçının kişide görülmesi, yüzde yüz hamile olduğu anlamına gelmez… Bu konuda kesin bir yargıya varmanız için eczanelerde satılan gebelik testi kitlerinden kullanabilirsiniz… Bunlardan da şüphe duyarsanız, en kesin yöntem olan hastanede yapılacak olan gebelik testini kullanmanız önerilir… Şimdi en sık rastlanan hamilelik belirtilerine göz atalım.
1- Adet döneminde gecikme : Bu en belirgin ve anne adayları arasında en sık görülen ortak hamilelik belirtisidir… Normal periyodun üzerinde bir gecikme, olası bir gebelik sebebi olabilir…  Fakat mevsim geçişleri, stres , hormonal problemler, aşırı kilo değişiklikleri, doğum kontrol hapları da gecikmeye sebep olabilmektedir…
2- Bulantı : Bu da en belirgin özelliklerdir… Genellikle sabah oluşur… Gebeliğin 8. haftasına kadar görülebilmektedir… Gün içinde herhangi bir saatte de görülebilmektedir…
3- Göğüslerde şişkinlik : Gebelik 2. haftasından itibaren göğüslerde şişkinlik ve hassasiyet oluşabilir… Kafein de göğüslerde hassasiyet oluşturabilir…
4- Yorgunluk : Çok güvenilir bir gösterge olmasa da, yorgunluk ta bir hamilelik belirtisi olabilir.
5- Yiyecek ve içeceklere karşı hassaslık : estrojen hormonlarının artmasından dolayı oluşan bu durum, yiyecek ve içeceklerin kokularına, tadlarına karşı oluşan bir hassaslık durumudur… Bazen çok sevdiğiniz şeylerin kokusu ve tadı bile size rahatsızlık verebilir…
6- Sık idrara çıkma : Gebeliğin altıncı haftasından itibaren başlayabilir. Hamilelik sırasında Vücuttaki kan ve diğer sıvıların miktarı artar…
7- Karında şişkinlik : Karında şişkinlik hissi hamileliğin ilk haftalarında duyulabilir…
8- Aşerme : Hamile kadının canı bazı gıdaları sık sık çekebilir… Bu hamileliğin belli bir döneminde yada tamamında sürebilir…
En sık görülen hamilelik belirtileri yukarıdaki 8 maddede anlatılmıştır… Yine de en kesin çözüm eczaneden alacağınız hamilelik test kiti veya hastane testidir…

Hamilelik Döneminde Süt İçmeyi İhmal Etmeyin

Süt; protein, kalsiyum, fosfor, B2 vitamini (riboflavin) ve vitamin B12 olmak üzere birçok besin öğesinin en zengin kaynağıdır. Yaşamın her döneminde özellikle kalsiyum ihtiyacının karşılanması için düzenli olarak günde ortalama iki bardak süt tüketmek gerekir. Kalsiyum, kemiklerin ve dişlerin sağlıklı gelişiminde etkili bir yapı taşıdır ve hücre çalışmasında önemli rol oynar.

Sütte bulunan kalsiyumun neredeyse tamamı vücut tarafından kullanılır. Bu önemli özelliği nedeniyle süt, kalsiyumun en zengin kaynağıdır.

Hamilelik döneminde vücudun kalsiyum gereksinimi artar

Hamilelik döneminde vücudun, başta kalsiyum ve protein olmak üzere tüm besin öğelerine ihtiyacı artar. Bu gereksinimin besinlerle karşılanamaması, önemli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu sorunlardan en önemlisi, bebeğin, düşük doğum ağırlıklı ve kısa boylu doğmasıdır. Ayrıca bebek kalsiyum ihtiyacını, annenin kemik ve dişlerinden kalsiyum çekerek karşılar. Annenin azalan kalsiyum depoları, yerine konulamadığı için diş ve kemik kayıpları başlar. Bunun sonucunda annenin, ileri yaşlarında osteoporoza yakalanma riski de artar.

Ayrıca üst üste yaşanan hamilelikler, küçük yaşta hamile kalma, yetersiz ve dengesiz beslenme, güneşten yeteri kadar yararlanamama ve hareketsizlik de kemiklerin kalsiyum kaybetmesine ve ileri yaşlarda kemik erimesine (osteoporoza) neden olur. Osteoporoz, kemiklerin yapısını oluşturan kalsiyumun büyük bir kısmının kaybolması anlamına gelir. Bu nedenle kemik sağlığını korumak için gebelikte yeteri kadar kalsiyum içeren süt ve süt ürünlerini tüketmek, çok önemlidir.

Sağlıklı bir yetişkinin günde 800 mg, hamilelik döneminde 1200 mg kalsiyuma gereksinimi vardır. Protein ihtiyacı da günlük olarak yaklaşık 20 gr artmaktadır. Hamilelik döneminde fetüsün (anne karnındaki bebek) büyümesi ve gelişimi için gereken besin öğeleri, anne ile bebek arasındaki kordon kanı sayesinde anneden karşılanır. Fetüs dokuz ay boyunca, kemik ve diğer dokularında toplam 30 gram kalsiyum depolar. Bu gereksinim annenin besinlerle aldığı kalsiyumdan karşılanmalıdır.

Hamilelik döneminde günde en az iki bardak sağlıklı süt için

Hamileliğin başlangıcından itibaren günde iki bardak süt tüketmek, kalsiyum gereksinimini karşılamaya yeterlidir.

Hamilelik döneminde besin kaynaklı zehirlenmeler ve diğer hastalıklardan korunmak için tüketilen besinlerin güvenli olmasına dikkat edilmesi gerekir. Ülkemizde yasak olmasına karşın hala açıkta satılan gıdalar var. Bu tür güvenli olmayan, içinde her türlü mikrobu barındırma kapasitesi yüksek besinlerin hamilelik döneminde tüketilmesi çok ciddi tehlikelere neden olabilir. Özellikle açıkta satılan süt ve süt ürünlerinin tüketilmesine bağlı olarak, annenin ve bebeğin yaşamı tehlikeye girebilir. Bu nedenle sağlıklı tüketim için ambalajlı sütü tercih etmek gerekir.

Anne karnındaki bebek için süt proteinleri şart.

Süt, içerdiği lipid, protein, karbonhidrat, vitamin ve mineraller sayesinde tek başına ve uzun süre yeni doğan memeliler için yeterli bir besin kaynağıdır. Süt proteininin biyolojik değeri oldukça yüksektir. Örnek protein olarak da tanımladığımız süt proteinleri, bebeğin beden ve zihinsel gelişimde önemli rol üstlenen amino asitlerden oluşmaktadır. Protein yapısını oluşturan elzem(izolöysin, löysin, lizin,metiyonin, fenilalanin, treonin, triptofan, valin, kısmi olarak histidin ve arginin) ve elzem olmayan (alanin, aspartik asit, sistin, glutamik asit, glisin, prolin, serin, tirozin) amino asitler sütte yeterli ve dengeli olarak bulunur.

Hamilelikte sütün yararları
•Anne adayının ve bebeğinin kalsiyum gereksinimini karşılar.
•Kas kasılmalarının ve kas gevşemelerinin düzenlenmesinde rol alır.
•İştahı düzenleyerek aşırı kilo alımını önler.
•Anne adayının ve bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir.
•Sindirim ve sinir sisteminin düzenli çalışmasında rol alır.
•Anne adayında görülebilecek hipertansiyonu önler.
•Kemik ve diş sağlığını korurken, bebeğin sağlam bir kemik yapısının oluşmasını sağlar.
•Deri ve göz sağlığını korur, kalp ve damar hastalıklarından uzak kalmasını sağlar
•Bazı kanser türlerinin oluşumunu önler.