BitkiDerman.com.tr

‘ “Bitki” Derman’dır. ‘ – Åžifalı Bitkiler Bilgi Paylaşım Sitesi…



Akraba Evlilikleri

Türkiye gibi akraba evliliklerinin yoğun olduğu ülkelerde, sakat bebek doğumları çok sık görülmektedir. Akraba evliliklerin görülmesinin sebepleri arasında genellikle, aileye ait mal varlığının  dağılmaması, aile bireyleri arasındaki sevgi ve saygıyı korumak, akrabaların evlilik ve sosyo ekonomik beklentilerinin aynı olması ve karşı cinsle rahat iletişime girememe gibi etkenler sayılabilir. Akrabalar arasında yapılan evliliğe endogami denilmektedir.

Kalıtımın taşıyıcısı genlerdir. Bizler nesiller öncesinden gelen atalarımızın  bize hediye ettiği genetik kalıtımla yaşama başlamaktayız.  Vücudumuzun büyüyüp gelişmesi ve çalışması genlerimizin kontrolü altındadır. Yaşamın temel taşı olan gen’ler,   bir DNA molekülünündeki  belirli bir özellik içeren kesitine verilen addır.  Her bir gen ya da birkaç gen kümesi bizdeki bir özelliğin bilgisini içerir. Anne  ve babadan eşit olarak geçen genler, bizdeki tüm yaşam duvarlarını örer.  Genler hücrelerde bulunan kromozomların kısımlarıdır. Dolayısıyla genler, kromozomlarla birlikte çoğalarak, hücre bölündükçe yeni hücrelere geçerler. Kişide her genin, biri anneden biri babadan gelmiş olan iki kopyası (aleli) bulunur. Bazen genin bir kopyasının yapısı bozuktur ve bu bozuk kopya yüzde elli olasılıkla çocuğuna geçer. Bozuk bir gen, kişinin bazı vücut işlevlerinin bozulmasına neden olur.

Bir karaktere ait olan özelliğin diğerine baskın olması halinde o karaktere baskın (dominant)  gen , baskın olmayan gen’e resesif (çekinik) gen denir. Bir karakterin çıkması, iki aynı gen frekansının karşılaşması demektir. Eğer bir hastalığa ait gen (resesif) anneden aktarılırken, babadan da aynı (resesif) gen ile karşılaşırsa o hastalık mutlaka doğacak olan çocukta çıkacaktır. Eğer , anneden resesif gen, babadan da dominant gen  karşılaşırsa bu sefer doğacak çocuk da  tıpkı anne ve babası gibi hastalığın taşıyıcısı olacak, ama o hastalık açığa çıkmayacaktır. Aynı karakterde iki resesif genin karşılıklı gelmesi çekinik alleller sonucu hastalık çıkar. Anne ve babadan iki baskın gen (dominant) alan çocuk (baskın alleller) ise tamamen sağlıklıdır.Dolayısı ile, akraba evliliklerinde aynı gen yapısına sahip olan ailede ,  resesif genlerin birbirleriyle karşılaşma ihtimalleri, daha fazla olacaktır.

Buna örnek olarak kahverengi ve mavi göz renklerini ele alalım. Kahverengi göz rengi dominant gen (baskın) olsun , diğeri için de  mavi ise (çekinik) resesif gen diyelim. Anne-babadan birinin göz renginin mavi (m), diğerinin kahverengi (K) olduğunu düşünelim.
Bebekler anne-babalarından kalıtımla; kahverengi-kahverengi (KK), kahverengi-mavi (Km), mavi-kahverengi (mK) ve mavi-mavi (mm) genler gibi dört ihtimal almış olurlar. İlk üç durumda bebeğin gözleri kahverengi (baskın renk olduğu için), son şıkta ise mavi (çekinik renk olduğu için) olacaktır.  

KK=K     Km=K     mK=K      mm=m

İnsanlar  birçok kalıtsal hastalığın genini taşır. Normal aile yapısında da  hamilelikte çocuÄŸun hastalıklı doÄŸma olasılığı %25, taşıyıcı olma olasılığı %50, genin bozuk kopyasını hiç almamış olma olasılığı ise %25′tir. Akraba evliliklerinde aynı soydan geldikleri için anne ve babanın aynı genin bozuk kopyasını taşıma, yani hastalığın taşıyıcısı olma olasılığı çok yüksek olduÄŸundan çocuklarında hastalıkların oluÅŸma ÅŸansı çok daha fazladır.

İşte akraba ile evlenme, zararlı baskın ve çekinik genlerin üst üste gelerek frekanslarının çakışması sonucu ortaya çıkma ihtimalini artırdığından genetik hastalıkların görülmesine yol açabilmektedir. Bunların çocukta görülmesi için ana ve babanın her ikisinin de en az bir zararlı çekinik gene sahip olması gerekir. Biraz önceki göz rengi örneğinde olduğu gibi, mavi göz renginin çekinik genleri, hem anneden hem babadan gelirse, çocuk mavi gözlü olacaktır. Dolayısı ile akraba evliliklerinde aynı gen yapısına sahip olan ailede ,  zararlı (resesif) genlerin birbirleriyle karşılaşma  olasılığı fazla olacaktır. Akraba ile evlenme, kalıtımla geçen hastalıkların bulunduğu ailelerde bu yönden sakıncalıdır. Böyle durumlarda bazı çekinik genler çakışabilecek ve böylelikle hasta çocukların doğma ihtimali artacaktır. Hastalığın çıkması, iki resesif genin karşılık olarak bir araya gelmesi demektir. Bilindiği üzere resesif genler hastalık taşıyan genlerdir.

Ailede genetik dağılım ,erkek ve kız kardeşlerde, genellikle genlerin yarısı birbirinin aynıdır. Gen ortaklarının oranları, akrabalık uzaklaştıkça küçülür. Torunlar, dede ve ninelerin dörtte bir genine sahiptir. Yeğenlerin genleri ise, genellikle amca ve halalarının, dayı ve teyzelerinin dörtte bir genine eşittir. Daha uzak akrabalıklarda bu oran, kardeş çocuklarında olduğu gibi sekizde bire düşmektedir.
 

 Kan uyuşması çözüm müdür?

Akraba evliliÄŸinde Kan uyuÅŸmazlığı kan grubu ile deÄŸil kanınızdaki Rh faktörü ile ilgilidir. Yalnızca kadının Rh – , erkeÄŸin ise Rh + olduÄŸu durumlarda oluÅŸabilir. Kan gruplarının uyuÅŸtuÄŸu hallerde doÄŸum sonrasında çocuklarda kalıtımsal hastalıklar görülmüştür.Erkekte bulunan Rh faktörünün genetik aktarımla ana karnındaki fetüste ortaya çıkması anne ile bebek arasında bir kan uyuÅŸmazlığının ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Günümüzde akraba  evliliklerinde en çok görülen hastalıklar; zekâ geriliği (fenilketonüri), Akdeniz Anemisi, Alzeimer, Parkinson, Huntington hastalığı ve nöron ölümüdür, özürlü ve ölü doğumlar da bu örnekler arsında sayılmaktadır.

Çocuk Doğmadan Önce Kalıtsal Bir Hastalığın Tanısı Konulabilir mi?

Gen analizi de denilen DNA analizi yöntemleriyle artık hamileliğin ilk üç ayında birçok hastalığın tanısı konulabilmektedir.Genetik bilimin gelişmesi ile  bazı hastalıklarda daha anne karnında müdahale çalışmaları hız kazanmıştır. Bebeğin anne karnında içinde yüzdüğü sıvıdan, ya da beslenmesini saglayan kordondan alınan sıvıların incelenmesiyle bir anormallik olup olmadığı % 93 oranında kesinleştirilebiliyor.Yapılan testlerde, anne karnındaki bebeğin ense kalınlığı ölçülüyor. Bebeğin ensesinde fazla sıvı birikmesi, doğuştan zekâ geriliği anlamına gelen Down sendromunun habercisi olabiliyor. Ayrıca bazı kromozom bozukluklarında ve doğumsal kalp hastalıklarında da bebeklerin ense kalınlığı artıyor. Bu çalışmalar ilerisi için umut veren gelişmelerle devam etmektedir.

Evlilik de mutlulugun sırları

Evlilik de mutlulugun sırları

Evliliklerde mutluluÄŸu yakalamak bu kadar zor mu?
Bireyler, evliliğin bazı kurallarına iyi adapte olurlarsa, mutsuz olmaları için hiçbir sebep kalmıyor. Mutlu kişilere dikkat ederseniz, ev ortamında huzurlu olanlardır.

Evliliklerde mutluluğun düşmanlarını çeşitlendirmek mümkün ama, en önemlisi elbette güven eksikliğidir. Evlilikte güven çeşitli sebeplerden dolayı sarsılmış ise geri kazanmalısınız, peki nasıl davranmalyız?

Eşiniz hakkında küçük düşürücü ifadeler kullanmaktan ve yorumlar yapmaktan kaçınmanız şart. Bu konudaki şakacı ve espirili yaklaşımınız bile havayı yumuşatmayabilir. Aksine, eşiniz kendisine güvenmediğini düşünür ve sorunlar daha da artar.

Yargılarken dikkat edin!

Kullandığınız sözcüklerin gizli manalar ifade edip etmediğini iyi kontrol edin. İmalardan sakının. Aynı cümle, söyleyiş biçiminize, ses tonunuza ve davranışlarınıza göre çok farklı manalar ifade edebilir. Kullandığınız kelimeler eşinizin davranışlarını yargılamamasına dikkat edin. Söylemek istediğiniz şeyi karşınızdaki insanı incitmeden söylemenin bir çok yolu vardır.

Düşünülerek söylenmiÅŸ sözler, iyi bir birlikteliÄŸi daima destekler. Bu konulara dikkat ederseniz, eÅŸinize güven konusunda çok daha güçlü bir kimliÄŸe kavuÅŸabilirsiniz. Bu sayede, birlikteliÄŸinizde yaÅŸadığınız birçok sorun, zamanla yok olur. ABD’de yapılan araÅŸtırmalar, bu önerileri destekliyor. Haydi eÅŸinize güvenme zamanı

Evlenirken Dikkat

Evlenirken Dikkat!

Flörtünüzü eşiniz olarak görebilmeniz, onun davranışlarıyla çok yakından ilgili

EVLİLİK mutlaka olması gereken bir kural gibi görünse de, ille de evlenilecek diye bir ÅŸart yok. Ancak, evlenilecek ya da evlenilmeyecek erkekler hakkında bilgi sahibi olmakta da fayda var… İşte size, evlenilmeyecek erkeklerle ilgili bilgiler…

Kendinizi ateşe atmayın

* Evliliği kabus gibi gördüğünü sürekli yineleyen biriyse.

* Eğitimsiz ve bir de sürekli olacağı düşünülen bir işi yoksa.

* Bazı geceler iş toplantılarına gidiyor ve bu toplantılar çok sık olup, uzuyorsa.

* Serseri ruhlu ve romantikse

* Geceleri ünlü gece kulüplerine nereden bulduğu belli olmayan paralarla gidiyorsa.

* Her gördüğü güzel kadına bakmaktan kendini alamıyorsa.

* Babasının ne kadar zengin olduğunu anlatıyorsa.

Teklif ederse \”evet\” deyin

* Türkiye\’de ya da yurdışında iyi bir diploması olması tercih nedeni.

* Aile geçmişi iyi olacak.

* Kumarı ve içkisi olmayacak.

* Bir evi ve arabası olacak.

* Güvenilir olacak. Aldatmayacağına dair izlenimler edinilecek.

* Çalıştığı bir işi ya da kendi işyeri olması tercih sebebidir.

* İleride iyi bir baba olabilecek.

* İyi bir aşık olacak.

Hanımlar dikkat… EvleneceÄŸiniz erkeÄŸin birömür boyu yanınızda olmasını istemelisiniz.

Toplumun düzeni kendisinin en küçük birimi olan ailedeki huzur ve mutluluğa dayanır. Ailedeki dirlik ve düzen ise eşlerin
anlaşmasına bağlıdır. Her ne kadar evlilikteki birlik için temel olan koşullardan biri sevgi ise de tek başına yeterli bir unsur değildir.Evlilikte eşlerin birbirini gerçekçi olarak değerlendirmeleri önemlidir. Eşlerden her biri kendiailelerinde yaşadığı olumlu deneyim ve ilişkiyi evliliğe taşımak istediği gibi, kendi ebeveynlerinden gördükleri eksiklikve aksaklığı eşlerinde görmek istemezler. Meselâ; babası cömert bir bayan kocasından da cömertlik bekler. Oysa babasında gördüğü cimriliği eşinde görmek istemez.Eğer evlilik gerçeklilik üzere değil de hayal üzerine kurulmuşsa aralarındaki
sevgi ve bağlılık zamanla azalır. Örneğin; her gün eşinden tatlı dil ve ihtimam bekleyen eşlerden biri, gelen ilk eleştiride hayal kırıklığı yaşayacaktır.Evli çiftler konusunda yapılan araştırmalarda ilk bakışta eşlerin kişilik özelliklerinin birbirine pek benzemediğine rastlanır, benzer olmaması zıtlık olduğunu göstermez, eşler arasında
bütünleyici özellikler taşınması önemlidir. Meselâ; içe kapanık bir erkek neşeli ve konuşkan bir kızı kendisine eş seçebilir.Önemli olan eşler arasındaki farklılık değil, beklentilerindeki ortaklıktır. Karşılıklı olarak birbirinin ihtiyacını, duygusunu dikkate alan ve doyuran eşler arasındaki evlilik bağı her zaman güçlenerek artacaktır.Evlilikler ister görücü usulü, ister tanışarak meydana gelsin asıl olan her evlilik deneme yanılma, uzaklaşma yakınlaşma,çekişme uzlaşma dönemlerinden geçer.Eşlerin aralarında uyum sağlamaları için şu ana başlıklarda anlaşmaya varmaları önemlidir.

1. Öncelikle eşler kendi ebeveynleri ile ilişkilerini başlangıçta düzene koymalılar. Dünürler arasındaki
yaşanabilecek gerginliğin evlerine yansımaması için azamî çaba göstermeliler. Aile büyüklerinden birisi yeni kurulan
yuvada yer alacaksa, bu önceden konuşulup, gerçekçi ve ortak bir karara varılmalıdır. Unutulmamalı ki, ebeveynlerle
birlikte yaşayan ailelerin, sonradan büyüklerinden ayrılmak zorunda kalmaları, gereksiz ve kırıcı tartışmalara yol
açabilmektedir.

2. Eşlerin çocuk sayısı ve çocukların eğitimi konusunda ortak kararlar alınmalı. Bazen eşlerden biri
ya da ikisi de henüz karı-koca rolünü benimsemeden anne-baba olmaya karar verdiklerinde malûmdur ki, daha kolay
yıpratıcı bir süreç içinde kendilerini bulabilirler. Çocuğu iki eş de candan istemeli ki, doğan çocuk aradaki bağı
arttırsın. Ve çocuklarının eğitimi konusunda her zaman ortak karar alıp, ortak emek harcamaları gerekir.

3. Eşlerarasındaki cinsel yaşam. Cinsel yaşam veya cinsel uyumu sanıldığı gibi ilk zamanlarda gerçekleşme oranı aslında
düşüktür. Cinsel uyumun karşılıklı doyum sağlayıcı düzeye çıkması aylarca sürebilmekte. Toplumumuzda kadınlarımız
bu konuda yetersiz ve yanlış bilgiler aldığından dolayı bu konu her zaman utanıp sıkıldığımız bir boyut taşımaktadır.
Cinsel yaşam evlilik içindeki ilişkiden çok fazla etkilenmektedir. Yatak odası diğer odaları, diğer odalar yatak odasını
etkilemektedir. Eşlerden her ikisi de cinsel uyum ve doyumun nasıl elde edileceği konusunda karşılıklı konuşmalı ve
gerekenlerin yapılması konusunda açık ve duyarlı olmalıdır .

En Güzel Güne, En Güzel ÇaÄŸrı ”Davetiye”

Düğün hazırlıkları esnasında son ana bırakılmayan işlerin başında davetiye seçimi gelir ve gönderilmesi geliyor. Kendi ellerinizle seçtiğiniz, metnini yazdığınız, bu davetiye aslında düğün ile ilgili bir bilgi verir. Davetiye küçük bir detay olsa bile konukların düğün hakkında fikir sahibi olabileceğini anlatıyor.

     Firmaların Katalog davetiyeleri genelde 1. sınıf hamur kağıda yapılıyor. Teknolojinin gelişmesiyle değişik seçenekler sunan davetiye modelleri klasik davetiyelerin dışına çıkıyor. Katalog dışı özel davetiyelerde ise fantezi olarak adlandırılan kağıtlar Çerçeve içine konan tül ve organze kurdelelerle hazırlanan davetiyeler tercih ediliyor.

     Son dönemde düğünün konseptine uygun davetiye çeşitleri ön planda. Davetiyeniz için özel tasarımlar düşünüyorsanız en başından her şeyi hesaba katın,El çiçeğiniz, gelinliğinizdeki kullanılan şifon veya tüller, düğün mekanı özellikleri, pastanızdaki süslemeler davetiyenize ilham kaynağı oluyor. Diyelim ki pastanızda kelebek süslemeleri ön planda , davetiyelerin üzerine de bu desenlerle süslemeniz daha uygun olur. Yazı ve renklerini de bu özelliklere göre seçmenizde fayda olacaktır.

     Bu iş için ayıracağınız bütçeyi önceden belirleyin ve bu bütçeye uygun bir davetiye modeli seçin. Böylece konfirmeleri zamanında alabilir ve gerekli düzenlemeleri yapabilirsiniz. Ayrıca, uzakta bulunan davetlileri öncelikli olarak davetiyelerinizi gönderirken ilk gönderilecekler arasına alın. Özenle seçtiğiniz davetiyenize davetli isimlerini tükenmez kalemle yazarsanız, görüntü basitleşecektir. Bunun yerine, özel kalın uçlu bir kalemle yazmayı veya hat sanatıyla yazdırmayı tercih edin.

     Davetiye zarfları bu sene çok süslü. Şifon kumaşlarla kaplanıp inci ve kristaller ile dekoratif hale getiriliyor.

     Davetli listesinin doğru oluşturulması. Evlilik hazırlıklarının telaşı içinde, bazı akrabalarınızı, arkadaşlarınızı bu listeye kaydetmeyi unutabilirsiniz. Bu yüzden de sonradan pişman olmamak için davetli listenizi çok önceden hazırlamaya başlayın, son ana bırakmayın. Davetiyelerinize adet verirken son anda aklınıza gelebilecek isimleri unutmayın.10-15 kadar fazla davetiye bastırın.

     Davetiyenizde mutlaka düğün sahiplerinin isimleri, düğün saati, yeri, düğünün tarzı yemekli, yemeksiz, kokteyl belirtilmeli. İsterseniz LCV isim ve telefonunu, Çiçekle ilgili ayrıntıları, hatta giyim konusunda istediğiniz varsa bunlarıda belirtebilirsiniz.

     Nikah ve Düğün ayrı yapılacaksa ve nikaha geleceği halde düğüne davetli olmayan konuklar varsa, bu kişilere göndereceğiniz davetiyede düğünden bahsedilmediğine emin olun.

     Zarfın üzerindeki davetli isimlerini davetiyeyi aldığınız firmaya yazdırtırsanız sizin için daha iyi olur. Kaligrafi ile yazılmış isimler her zaman daha zarif , özenli ve şık olur.

Anı Defteri

Davetiye ile birlikte son zamanlarda anı defteri düğünlerin vazgeçilmezi olaya kararlı. Bir çeşit ziyaretçi defteri sayılan anı defteri evlenen çiftleri o gün içerisinde yazdırmaya başladıkları, yakınlarının kalemlerinden dökülen yazılarıyla yaşanmışlığa dair izler bırakıyor. Sayfalar yazıldıkça fotoğraf albümlerin yanı sıra nikaha özgü anılar derinleşiyor.

Türkler, zencilerle evlenmiyor

Türkler, zencilerle evlenmiyor

Norveçli sosyolog Denis Emminin Türkiyede 14 ilde yaptığı araştırmaya göre Türkler siyah renklilerle yuva kurmak istemiyor. Türkler, melezlerle evlenebileceklerini söylerken, aynı araştırmaya göre Avrupada bu tür evliliklere daha sıcak bakılıyor.


Zencilerle evliliğe Asyalılar mesafeli, Avrupalılar ise sıcak bakıyor. Türkler daha çok ikinci ve üçüncü kuşak melezlerle evlenmeyi tercih ediyor. Norveçli sosyolog Denis Emmi, siyah-beyaz evliliği üzerine yaptığı araştırmada ilginç sonuçlara ulaştı. Melez evlilikler üzerine Orta Avrupa ve İskandinav ülkelerinde akademik çalışma yapan Oslo Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Denis Emmi, Asyalıların Avrupalılar kadar zencilerle evliliğe hazır olmadığı sonucuna vardı.

Melez evlilik üzerine Türkiye’de 14 ilde bin 600 kiÅŸiyle yüz yüze görüşen Emmi, Türk erkeklerin beyaz kadınla evliliÄŸe sıcak baktığını, siyah renklilerle yuva kurmaya yanaÅŸmadığını ortaya koydu. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, MuÄŸla, Denizli, Burdur, Manisa, Bursa, Trabzon, Mersin, AÄŸrı, NevÅŸehir ve Kayseri illerinde 35 gün akademik çalışma yaptığını belirten Emmi, 6 ay önce de İsviçre, Norveç, Finlandiya, İsveç, Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Hollanda, Danimarka ve İngiltere’de 2 bin 800 kiÅŸi üzerinde anket çalışması yaptığını anlattı. Emmi, “Anket çalışmamda Türk erkeklerinin yüzde 90′ı safkan siyah tenli bir bayanla evliliÄŸe sıcak bakmıyor. Görüşme yaptığım 110 Türk bekar bayandan 98′i zenci erkekle, bin 490 erkekten de bin 300′ü zenci kadınla evlenmeyi düşünmüyor. Evlenmek isteyenler de ikinci ve üçüncü kuÅŸak melezlerle evlenebileceklerini belirtiyor.” diye konuÅŸtu.

Türkiye’de siyah-beyaz evliliÄŸinin en doÄŸalını MuÄŸla’nın Dalaman ilçesinde gördüğünü, Dalaman’da bazı ailelerin büyük anneleri ve büyük babalarının Batı Afrika’dan geldiÄŸini gördüğünü ifade eden Denis Emmi, “Orijinal siyah ırk kalmamış. Melez erkekler bile teni beyazla evlenmek istiyor. Kayseri ve NevÅŸehir’de 6 bekar bayan Müslüman olması halinde zenci birisiyle evlenmekte sakınca görmüyor. 110 bayandan 103′ü yabancı erkekle evlilikte kocasının Müslüman olmasını birinci ÅŸart olarak koÅŸuyor.” ÅŸeklinde konuÅŸtu.

Avrupa ülkelerinde zenci bir bayanla beyaz adamın evliliÄŸine normal bakıldığını ifade eden sosyolog Emmi, Türk erkeklerinin ve bayanlarının ten uyuÅŸmazlığı ve ‘Acaba yakın çevrem ne der?’, ‘BaÅŸka bulamadın mı?’ ve ‘Niye böyle bir maceraya girdin?’ endiÅŸesi taşıdığını söyledi. Norveçli sosyolog Denis Emmi konuyla ilgili ÅŸunları söyledi: “Avrupa ülkelerinde en fazla siyah-beyaz evliliÄŸinin olduÄŸu ülkeler, İngiltere, Hollanda ve Fransa. Oslo, Londra, Brüksel, Berlin, Paris, Kopenhag ve Stockholm’de bayanlara ‘Zenci bir erkekle evlenir misiniz?’ sorusuna ‘Bu çaÄŸda bu nasıl düşünce?’, ‘Hangi renkte kiÅŸiyle evleneceÄŸime ben karar veririm.’, ‘Sevginin, aÅŸkın ve evliliÄŸin rengi mi olur?’ karşılığını aldım.”

Onunla evlenirken rengine değil, sevgisine baktım

EÅŸinin Nijer asıllı olduÄŸunu ve üniversitede tanıştıklarını anlatan İngiliz mimar bayan Viktoria Suske, bu evlilikten bir oÄŸulları olduÄŸunu söyledi. Harita mühendisi olan eÅŸi Martin’le Londra’da bir inÅŸaat ÅŸirketinde birlikte çalıştıklarını ifade eden Suske, 4 yıllık evlilik süresince İngiltere’de ‘Neden zenci bir erkekle evlendin?’ sorusuyla karşılaÅŸmadığını belirtti. Anne, babası ve kardeÅŸlerinin de bu evliliÄŸe sıcak baktığını dile getiren Suske, ailenin evlilikte tercihi kendisine bıraktığını vurguladı. Suske, “İngiltere’de bu tür evlilikler normal. Zenci bir bayan beyazla, beyaz da zenci birisiyle evlenebilir. EÅŸimi ve çocuÄŸumu çok seviyorum. EÅŸimle evlenirken rengine deÄŸil, sevgisine baktım.” diye konuÅŸtu.

Kıskançlığınız hangi türden?

Kıskançlığınız hangi türden?

İlişkileri ve romantizmi kimi zaman tüketen, kimi zaman da güçlendiren kıskançlığın türleri olduğunu biliyor muydunuz?
Gerçek ya da sanal tehditler

Kıskançlığın tarifi her ne kadar onu yasayan her kiÅŸiye göre Farkli bir biçime bürünse de, fazlası istenmeyen, yokluÄŸu da çekilmeyen bu garip duygu halinin psikologlar tarafından kabullenilen tek ve genel bir tanımı bulunuyor: DeÄŸerli bir iliÅŸkiye veya onun niteliÄŸine tehdit algılanması durumunda verilen karmasik bir tepki… Bu karmasik tepkinin içsel ve dışsal öğeleri bulunuyor. İçsel öğeler, genellikle dışardan görülmeyen duygular, düşünceler ve fiziksel belirtileri içeriyor: Gücenme, kendini suçlama, rakiple kendini karsılaÅŸtırma, toplum içindeki imajının sarsılmasından duyulan endiÅŸe ve kendine acıma gibi…

Kıskançlık fiziksel anlamda yüz kızarması, ellerde titreme ve terleme, nefessiz kalma, mide krampları, baygınlık hissi, hızlı nabız ve uyuma güçlüğü gibi semptomlarla belirebiliyor. Bu duyguyu oluşturan dışsal öğeler ise sorun hakkında açıkça konuşma, bağırma, ağlama, konuyu önemsemiyor gibi görünme, alaya alma, karşılık verme veya şiddete başvurma gibi kolayca görülebilir bazı davranışlarla ifade ediliyor.

Kıskançlık tepkisi, ilişkiye bir tehdit algılanmasıyla tetikleniyor. Algılanan tehdit gerçek ya da sanal olabiliyor. Örneğin bir erkek karisinin başka erkeklere ilgi duyduğunu düşünürse, tehdit onun çılgın hayalinden kaynaklanmasına rağmen yoğun bir kıskançlıkla tepki gösterebiliyor. Öte yandan evliliğinde kendini güvende hisseden bir erkek karisi başka erkeklerle yakin ilişkideyken bunu ilişki için tehdit olarak algılamıyorsa kıskançlıkla tepki vermeyebiliyor.

Kıskançlık tepkisini doğuran duyguların kişiden kişiye öncelikleri de değişebiliyor. Kimileri için kıskançlığın en önemli öğesi terk edilme korkusuyken, bazıları için birincil öğe başkalarının gözünde değer yitirmek olabiliyor. Bazıları için en acı veren olay ihanete uğramakken, kimileri için en önemli öğe rekabet olabiliyor.

Temelde neler var?

Kıskançlık deÄŸiÅŸik ÅŸekiller ve deÄŸiÅŸken yoÄŸunluk derecelerinde görülmesine raÄŸmen bir eÄŸilimle karsı karsıya gelme veya bir olayın tetiklemesiyle ortaya çıkıyor. Bu eÄŸilim içinde yetiÅŸtiÄŸimiz kültür tarafından biçimlendiriliyor. Bazı kültürler kıskançlığı körüklerken, diÄŸer kültürler kıskançlığı hös görmeyebiliyor. Kıskançlık eÄŸilimi bireyin yetiÅŸtiÄŸi aile tarafından da yönlendiriliyor. Anne ya da baba arasında aldatma ya da kıskançlık krizlerinin yaÅŸandığı bir ailede yetiÅŸen kiÅŸi, anne ve babanın güvenli bir sevgiyle birbirine baÄŸlı olduÄŸu bir ailede yetiÅŸen kiÅŸiye göre kıskançlığa daha fazla eÄŸilimli olabiliyor. Çocukluk dönemini kardeÅŸleriyle rekabet duygusu içinde geçirmiÅŸ olan bir insanin kıskançlığa eÄŸilimli olma ihtimali de yüksek olabiliyor. “Sosyobiyolojik yaklaşım” kadın ve erkeÄŸin doÄŸuÅŸtan kıskançlık eÄŸilimlerini cinsiyet farklılıklara baÄŸlarken “sosyopsikolojik yaklaşım” kıskançlığın nedenlerini kültürel normlarda arıyor.

Çocukluk travmaları yasayan bir kişi yetişkinlik döneminde bunun yansımalarını alınganlık, korku veya güvensizlik olarak yasayabiliyor. Asık olduklarında duygularına karşılık gördükleri zaman bu korkular azalıyor ve kendilerini güvende hissediyorlar. Asık olunan insani kaybetme korkusunun kıskançlık tepkisine dönüşmesi kaçınılmaz oluyor.

Sizin kıskançlığınız hangisi: Normal mi, anormal mi?

Kıskançlıkla verilen bazı tepkiler o kadar aşırı olabiliyor ki, bunların patolojik olduğunu görmek için uzman olmak gerekmiyor. Normal kıskançlık köklerini gerçek tehditten alırken sanrılı kıskançlık gerçek veya olası tehdidin bulunmaması durumunda da devam ediyor. Sadik karısından şüphelenen ve onu takip eden adam sanrılı kıskançlığa iyi bir örnek olabilir. Anormal kıskançlık tanımlamasıyla tarif edilen kıskançlık türleri ise kronik ve akut kıskançlıklar olarak biliniyor. Akut kıskançlık hiç kıskanç olduğunu düşünmeyen, ancak partneri tarafından aldatıldığında bunu keşfeden kişilerde görülüyor.

Kıskançlıkla baş edilebilir mi?

Uzmanlar, kendisine kıskançlık sorunuyla baÅŸvuran kiÅŸilerin en sik sordukları sorulardan birinin “Kıskançlık yenilebilir mi?” olduÄŸunu söylüyor ve kendisinin verebildiÄŸi yanıtın “Evet, ama zorlukla” olduÄŸunu da eklemeden geçemiyor. Uzmanlara göre diÄŸer tüm duygusal deneyimler gibi kıskançlık da doÄŸru ÅŸekilde ele alındığında geliÅŸime yol açabiliyor. Kıskançlıkla bas edebilmek için yapılması gereken en öncelikli ÅŸey bir uzmana baÅŸvurmak. Uzman kontrolünde yapılan terapide ilk aÅŸamada kıskançlık sorununun farkına varmak konusunda çaba gösteriliyor. Daha sonra bu konuda bir ÅŸeyler yapma sorumluluÄŸunu almak, ne yapılabileceÄŸi ve yapılması gerektiÄŸi konusunu açıklığa kavuÅŸturmak, yeni yöntemler üretmek ve eski yöntemleri geliÅŸtirmek gibi aÅŸamalar izlenerek çözüme ulaÅŸmaya çalışılıyor. Kıskançlık sorununun farkına varmanınsa iki unsuru bulunuyor: Bunlardan biri sorun olduÄŸunu fark etmek, diÄŸeri ise sorunu kıskanç kiÅŸinin suçu olarak görmek yerine iliÅŸkinin belirli dinamiklerinin veya belirli bir durumunun iÅŸlevi olarak deÄŸerlendirmek. İnsanlar bunun farkına varınca, basa çıkmanın odak noktası, “Beni bu kadar kıskanç yapan ÅŸey nedir?” sorusundan, “Kıskançlığımın bu kadar kolay ortaya çıkmasını önlemek amacıyla durumu deÄŸiÅŸtirmek için ne yapabilirim?” sorusuna kayıyor. Kıskançlık yaratan iliÅŸkide belirli davranışlar belirli çabalar sonucu deÄŸiÅŸtirilebiliyor. Çünkü kıskançlık “sadece farkında olmakla aşılabilecek bir tutkunluk patlaması” olarak tanımlanıyor.